Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Erbil Tuşalp

Devlet reisi...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01

BAŞI GÖĞE ERSİN: Belli ki aklı hâlâ orada, “Topçu Kışlası’nı yapacağız’a...” takılı durumda. Kışlayı yapsın. Önüne “Din-i mübin-i İslam’ın evlâtlarına...” şapka giydirip onları “düpedüz gâvur yapacaklara...” isyan eden Osmanlı askerinin heykelini de diksin. Şeriat isyanını kutsayıp rahatlasın.

“Hatta otel de yapacağız” dedi mi, dedi. Buyursun yapsın. Otelini diksin. AVM’si de olsun, rezidansı da. Gezi’nin eksiği gediği kalmasın.

“AKM’yi de yıkacağız”dedi mi, dedi. Yıksın. Dahası Atatürk anıtını da yıkıp başı göğe ersin. O ne derse o olsun.

Güç onda. Yaksın bakalım. Para onda. Yıksın bakalım.

Dozeri var, buldozeri var yaksın, yıksın görelim. Gazı var, suyu var ezsin geçsin görelim.

“Taksim’e cami de yapacağız” demedi mi, dedi. Yapsın. Bir tane yetmez, iki tane olsun.

Haklı nereye ne yapacağını üç-beş çulsuza mı sorsun? Yıkmayı-dikmeyi, imarı-mimarı, savaşı-barışı, satmayı-savmayı bir tek o biliyor. Yıksın bakalım. Diksin bakalım. Satsın bakalım:

“Topçu Kışlası’nı yapacağız, hatta otel de yapacağız AKM’yi de yıkacağız, Taksim’e cami de yapacağız.”

***

PİŞMANLIK GÖZYAŞI: Farkında mısınız bilmem, öfke kustuğu o günden bu yana kırık-dökük-yıkık geziyor. Acınacak hali var. Televizyon ekranına döktüğü gözyaşı “hissiyatından” değil, bal gibi korkusundan.

Mısır’ın baş İhvan’cısı El Biltaci’nin kızı Esma’nın öldürülmesine değil, o aslında kendisi için ağlıyor. Belli “pişmanlık” gözyaşı döküyor. Tuhaf bir durum.

O gözyaşının pınarından intikam kaynıyor. O gözyaşları kendi ülkesinin genç ölülerine “askerliğin yan gelip yatma yeri olmadığını” anımsatan ama Irak’ta Müslüman boğazlayan Amerikan askerlerinin sağlık ve selameti için “dua eden” bir devlet ve siyaset adamı müminin itirafını anlatıyor. Tuhaf bir durum.

Babasının “Esma için ağladığını” söyleyen kızı Esra, babasının gazetelerinden birine babasını anlatıyor:

“Hemen her konuşmasında dünyanın gelip geçiciliğine vurgu yapan, hepimizin faniliğinden, bir gün ecel çatıp geldiğinde öleceğimizden söz açan başka kaç devlet reisi biliyorsunuz?”

Piyasası bu, indirimsiz taksitsiz “iki damla gözyaşına bir devlet reisliği” batan geminin malları kapış kapış gidiyor. Parasıyla peşin peşin, yüzde yirmi komisyon yetiyor.

Sıkışınca gözyaşı, bocalayınca yalan, yakalanınca gözdağı, kızınca küfür, öfkelenince hakaret, kinlenince aşağılama, kıskanınca iftira... Tuhaf bir durum.

***

SANKİ İNTİKAM: Tuhaflık salt onlarda yok. Yazıp çizen, konuşan söyleyen bizim “ağır ağabeylerin...” tuhaflıkları da söz konusu.

Kimi, Başbakan Recep Bey’in bir köy kurnazı olduğunu, kendine demokrat tavrını, hukuk yoksunluğunu, bilgi fukaralığını, çarıklı erkan-ı harp kökenini, kin ve öfke dolu otoriterliğini, yargıç karşıtlığını, kadı-hakem-ulema yandaşlığını, sahte uzlaşmacılığını, ağızdan dolma kavgacılığını, cennet pazarlama yeteneğini yeni keşfetti.

Bizim sokağın yetmez ama evet’çileri, bitirimin ciğerinden gelen bir imamı takkesi düşüp keli açılıncaya kadar “değişim-dönüşüm gurusu” yaptı. Çürüme mi çökme mi, dağılma mı çözülme mi sorularına yanıt aramadan sadece alkışladı/sürekli alkışlattı.

Oysa Recepbeygillerin 1994 baharından beri dümenini nereye çevireceği rejimi nereye sürükleyeceği belliydi.

Kimi sustu, kimi duymadı, kimi görmedi. Öneren de oldu, tırmalayan da oldu ama hepsi tek tek teslim oldu:

“Hukukta, ticarette, kadın-erkek ilişkisinde, bilimde, eğitimde, sanatta İslam dininin buyrukları ve kuralları olduğunu ve de bunların asla tartışılamadığını…”

Oysa “referansımız İslam” diyen Recep Tayyip’in “biz İslamı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz” diyen Abdullah Gül’ün arkasına takıldı. Meşruiyet sorununu görmedi, demokratikleşme yalanına katıldı.

İslam faşizminin tırmanışı karşısında 1923’lerin Faşizme Karşı Birleşik Cephe’sini, 1970’lerin Ulusal Demokratik Cephe’sini anımsamadı. Dile kolay on bir yıl boyunca bir kez bile anımsatmadı.

Sosyalizm için ter akıttığını günleri unutup aklınca “Laiklik dinine bağlananlar...” diye aşağıladığı kitleye “mütedeyyinlerle omuzdaşabilme” koşulunu dayattı. Her nedense sosyalistlere, devrimcilere, komünistlere bir önermesi yoktu.

Kısaca, hiç inandırıcı değildi. Akla ziyan yaklaşımında“ yanılgıdan” daha çok, sanki “intikam” duygusu egemendi.

Erbil Tuşalp 'ın Son Yazıları