Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Erbil Tuşalp

Çünkü malumunuz...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:58 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:58

YAZI VE GÖRÜNTÜ: Soru şu, Gezi Parkı “tokadı” ile Kürt-İslam “şamarı” arasında beynamaz olan akepe iktidarı, hangi güce dayanarak ya da kime güvenerek gerçekleri inkar ediyor yalan ekip, korku biçiyor?

Kimse üstüne almasa da bu sorunun en doğru yanıtı tek sözcükle “medya” oluyor. Recep Bey’in “fütursuzluğunun” nedeni bence, medyaya duyduğu güvenden kaynaklanıyor.

Gezi Parkı İsyanı’nın gün yüzüne çıkardığı çarpıcı gerçeklerden biri bu olsa gerek. İktidarın “daha hepsini ele geçirememekten” yakındığı gazeteler ve de elbette radyo-televizyonların “ne mal olduğu”, canım çocukların isyanı ile bir kez daha ortaya çıktı.

Başbakan’ın öfkesine, kinine, acımasızlığına, yalanına, yanlışına kızalım ama gazeteci olarak aynadaki kendimize şöyle bir bakalım. Hiç olmazsa bundan böyle “bu vesileyle” yazıyla, sesle, görüntü ile neden olunan kirliliği anımsayalım. “Hepimiz suçluyuz” diyerek kendimizi aklama kurnazlığından vazgeçelim.

* * *

SARIŞIN KADIN: Kimi “masadaki zeytinyağlı enginara” bakıp “ah yanında bir de Müjde Ar olsa” diyerek kendini diktatör ressam Evren Paşa’nın rakısına meze yapmadı mı? Kimi Huber Köşkü’nün önünde Boğaz’ın serin sularında onunla olta sallamadı mı? Yolsuzluk dosyalarını koltuğunu altına sıkıştırıp “İstanbul Belediye Başkanı’ndan patronu için ihale pazarlığı yapan” baş yazarları unuttuk mu?

Kimi “kendisine banka yönetim kurulu üyeliği” armağan eden Özal’ın adının önüne “ikinci Atatürk” yazmadı mı? Hayali ihracattan kara para aklamaya, uyuşturucudan silah kaçakçılığına, her tür yolsuzluktan soyguna, vurguna, rüşvete uzanan kirli işler imparatorluğunun mimarı olan bu devlet ve siyaset adamı için “Türkiye’nin 20. yüzyılda Atatürk’ten sonra yetiştirdiği en büyük devrimci evladı” denmedi mi? Kimi “onun uzattığı çatalın ucundaki pastayı ısırmayı”, araştırmacı gazetecilik sanmadı mı?

Annesinin yastık altında sakladığı parayla servet sahibi olan “Sarışın Kadın”ı övmekten mal varlığını yazmaya fırsat bulamayanlara dürüst gazeteci denmedi mi?

“Rakı içen eşek-alkolik maymun” haberleriyle ünlü gazateciler, Uğur Mumcu cinayetinin “görgü tanığını” ekrana çıkararak kanıt karartmadı mı?

Belgesel televizyonculuk adına “TRT’yi soyup soğana çevirenler” çıkmadı mı? Kanıtlanmış hırsızlıklar gülerek karşılanmadı mı?

Varlıklarını, makamlarını, servetlerini borçlu oldukları Süleyman Demirel’i “akli melekelerine sahip olmadığı için doktor raporuyla” Çankaya’dan indirmeyi öneren kalem erbabı olmadı mı?

* * *

ÇATIR ÇATIR: Kimi TBMM’nin Hayali İhracat Araştırma Komisyonı Raporu’nun “en yaşamsal satırlarını” çekirge çevikliğiyle atlayıp kamuoyundan saklamadı mı?

Kimi patronunun büro çapkınlığını örtmek için zevk-i muhabbet kapısının önüne yatıp “içeri giremezsiniz” diyerek “yengesinin” önüne dikilmedi mi?

Kimi kendini popüler kültür dehası sayarak köşesinde “yıllarca bastırbasyon teknikleri” anlatmadı mı? Kendini “sapık” ilan etmedi mi?

Kimi “gazeteci olduğunu unutup” eline aldığı silahla Kıbrıs’ta Rum, Bosna’da Sırp öldürmedi mi?

Kimi kariyerine ABD Savunma Bakanlığı Pentegon’da ders veren “uzman gazeteci” etiketi eklemedi mi?

Kimi Rand Corparation’dan aldığı bursun karşılığını Recep Tayyip Erdoğan’a Amerika’da kapalı kapıları açarak ödemedi mi?

Kimi patronuyla birlikte banka soyup demokrasi havarisi kesilmedi mi?

Kısaca bütün bunları anımsamaktan kaçınmayalım. Çünkü “malumunuz” hayat futbol gibi, atamayana atılıyor, anımsamayana anımsatılıyor. Benden söylemesi, isyan çocukları artık gazete ve televizyon önlerinde toplanıp hesap soruyor.

Daha önemlisi Recep Bey’in dayandığı/güvendiği vicdan karartan, ahlak kanatan medyası çatır çatır çöküyor.

Erbil Tuşalp 'ın Son Yazıları