Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

E. Attila Aytekin

Viyana 1900, Liberalizmin Krizi ve Sanat

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:55 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:55

Avusturya burjuvazisi başarısız 1848 Devrimi’nin etkisini imparator Franz Joseph’le kurduğu zımni ittifakla atlatmayı başarmıştı. Bu ittifakın en önemli göstergesi ve aslinda simgesi, geçen haftaki yazımda değindiğim gibi, imparatorun emriyle yıkılan kent surlarının ortaya çıkardığı alanda yapılan devasa inşaat faaliyetine, burjuvazinin kesin biçimde damgasını vurmasıydı. 1860’lardan itibaren devam eden bu hakimiyet, yüzyıl sonuna doğru büyük bir krizle karşı karşıya kaldı.

Monarşi-burjuvazi ittifakının sürmesini uzun süre mümkün kılan, seçme hakkı üzerindeki geniş kısıtlamalardı. Zamanla tabi kesimler bu kısıtlayıcı siyaset biçimi üzerindeki baskılarını artırmaya başladılar. Alt orta sınıflar Hristiyan Sosyal Parti’nin anti-semitist sağ popülizminin peşine takılırken, işçi sınıfı artan biçimde sosyalist siyasete yöneldi. Nihayet, pek çok Yahudi için siyonizm bir alternatif haline gelmeye başladı. Pan-Cermenizm ve Çek milliyetçiliği de kitlesel hareketler olarak liberalizmi sıkıştırmaya başladı. Carl Schorske’nin çarpıcı biçimde gösterdiği gibi pan-Cermenizmin, siyonizmin ve Hristiyan Sosyal hareketinin liderlerinin siyasal kariyerlerine liberal olarak başlayıp sonra liberalizmin tersi pozisyonlara savrulmaları yaşananın liberalizmin krizi olduğunu net biçimde ortaya koyar.

Bu krizin liberal aydın, bilim insanı ve sanatçılar nezdinde bir travma olarak yaşanmasına neden olan asıl şeyse Hristiyan Sosyal Parti’nin lideri Karl Lueger’in siyasi kariyeriydi. İmparator Franz Joseph 1895’te belediye başkanı olan Lueger’in başkanlığını onaylamayı 2 yıl boyunca reddetti ve ancak 1897’de onaylamak zorunda kaldı. Liberaller bu süreçte imparatorun kararını desteklediler ancak bu onlar için çok zor bir siyasal pozisyondu. Genişletilmiş oy hakkı neticesi seçilen anti-semitist bir belediye başkanı, o belediye başkanını atamayan bir imparator ve o imparatoru desteklemek zorunda kalan liberaller! Elbette liberalizmin yüzyıl sonundaki krizi bununla sınırlı değildi ama Lueger etrafında yaşanan mücadele krizin en canlı simgesi olmuştu.

En azından 30 yıldır liberalizmin tahakkümünde olan Viyana kültürel ve entelektüel hayatı krize farklı tepkiler verdi. Bu çok katmanlı ve çetrefilli bir süreç de olsa biraz basite indirgemek pahasına şu söylenebilir: bu tepkiler siyasetten sanata, toplumdan bireye, yüzeyselden derinlikliye ve aşikar olandan gizil olana doğru bir yönelmeyi içeriyordu.

Sanat alanında yüzyıl dönümü Viyana’sının en bilinen hareketi bir Art Nouveau akımı olan Alman Jugendstil’in yerel versiyonu olarak doğan Secession’dur. Ana akım sanat anlayışına tepki olarak ‘ayrılan’ (grubun ismi buradan gelir ve daha önceki benzer ayrılmalara da -mesela 1892’de Berlin’de yaşanana- göndermedir) bu grubun en bilinen temsilcisi ressam Gustav Klimt’tir. Secession (Sezession), sanatı yücelten, sanatı insan etkinliğinin en yüce formu olarak gören bir sanat anlayışına sahipti. Secession hareketinin Roma’ya yaptığı göndermelerin doğrudanlığı -mesela dergisinin isminin Ver Sacrum (Kutsal İlkbahar) olması-, kurucularının verdiği toplu pozlardan yansıyan yarı alaycı özgüven, Klimt’in yaptığı Beethoven Frizi’nde olduğu gibi insanın nihai kurtuluşunun sanatta olduğunun iddia edilmesi, bir sanat mabedi olarak inşa edilen Secession binasındaki Art Nouveau’nun sınırlarını zorlayan süslemeler gibi şeylerin gösterdiği gibi hareketin sanatı yüceltme eğilimi zaman zaman aşırı, hatta komik denebilecek boyutlara varıyordu.


Viyana’daki Secession sergi binası, 1897, Joseph Olbrich

Öte yandan Secession’la birlikte yaptığı radikal çıkışa ve kadın cinselliği gibi o zamanın sanatı için tabu sayılabilecek konularda pek çok eser vermesine karşın Klimt’in müesses nizamla asıl karşılaşması Viyana Üniversitesi için üstlendiği üç duvar resminin etrafında kopan büyük fırtınayla olur. Aslında başlangıçta Secession’un ve Klimt’in müesses nizamla ilişkisi çok kötü değildir. Mesela 1898 yılında Secession’un açılış sergisini imparator Franz Joseph şahsen ziyaret edecektir. Klimt’in iktidardan asıl kopuşu ressamın üniversitenin üç ana fakültesini, yani Tıp, Hukuk ve Felsefe’yi (sosyal bilimler) temsil eden freskler için sipariş almasıyla başlar. Klimt’in ortaya koyduğu eserler, bazı öğretim üyelerinde ve genel olarak Viyana entelektüel çevrelerinin bir kısmında büyük bir tepkiye neden olur. Klimt, bu üç ana bilim dalını yüceltmek yerine antik Yunan mitolojisinden temalar kullanarak çok keskin bir eleştiri yapmıştır. Klimt’e sahip çıkan akademisyenler ve sanat çevreleri mevcut olsa da üniversite eserleri kabul etmez. Bu olay aslında Secession’un temsil ettiği sanata yönelme ve sanata sığınma anlayışının da sınırlarını gösterir. Siyasetten uzaklaşmaya ne denli çabalarsa çabalasın, ne kadar içine kapanık olursa olsun, Viyana avant-garde sanatı bir biçimde iktidarla karşı karşıya gelecektir.


“Ölüm ve Bakire”, Egon Schiele, 1915

Klimt’in temsil ettiği anlayış o dönemde sadece otoriteden değil, sanatçılardan da tepki görecektir. Klimt’in hamilik ettiği iki ressamın, Oskar Kokoschka ve Egon Schiele’nin sanatsal yönelimleri de fin-de-siècle Viyana’sının liberal bireyciliğinin krizine verdiği yanıtın bir başka yüzüne işaret eder. Genç yaşta ölen Schiele ‘içe dönüşü’ ve bunun yarattığı muazzam acıyı farklı eserlerinde ama en çok da oto-portrelerinde yansıtır. Kararmış, biçimsizleşmiş, zorlama pozisyonlara sokulmuş bedenleri toplumdan bireye dönmenin, insan psişesini sorgulamanın hiç de kolay olmadığını gösterir adeta. Schiele cinsel temaları ele aldığında da bir o kadar acımasızdır. Örneğin ‘Ölüm ve Bakire’ isimli tablosu, arzunun gücünü ve arzunun asla tatmin edilemeyecek olmasının yarattığı muazzam acıyı tuvale yansıtır.

Başta Klimt’ten epeyi etkilense de erken denilebilecek bir safhada ondan kopan Kokoschka, bu kopuşuna tıpkı Schiele gibi ergen cinselliğini çok önemsediği gösteren eserlerle başlar. Daha sonra bir dizi portre çizen ressam, arka planı karartarak ve basitleştirerek modellerin ruh hallerini öne çıkarmaya çalışır. Dönem üzerine yeni bir çalışması yayınlanan (“The Age of Insight: The Quest to Understand the Unconscious in Art, Mind, and Brain, from Vienna 1900 to the Present”, 2012) nöropsikiyatrist Eric Kandel’in söylediği gibi Kokoschka ise neredeyse karikatüre varan bir abartıyı hem modelin hem de sanatçının psişesinin ‘sırlarını’ dışa vurmak maksadıyla kullanır.

“Carl Moll’ün Portresi”, Oskar Kokoschka, 1913

Kokoschka bu anlamda dönemin ruhunu yansıtan bu içe dönme, ruh halini anlama, yüzeydekiyle yetinmeme çabasının resimdeki önemli bir temsilcisidir. Ancak Viyana entelektüel çevrelerinde bunu en kapsamlı ve ısrarlı biçimde sürdüren elbette Sigmund Freud olmuştur. Pek çok açıdan Viyana 1900’ün ürünü olan Freud altta yatanı, aşikar olmayanı, gizil olanı anlama serüveninde kısmen başarılı olsa da önemli hatalar yapmış ve ciddi boşluklar bırakmıştır. Bir sonraki yazımda yine dönemin siyasal ve toplumsal bağlamı çerçevesinde Freud’un bu çabasını, çabasının sonuçlarını ve bıraktığı boşlukları kimlerin doldurduğunu ele alacağım.

E. Attila Aytekin 'ın Son Yazıları