Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

E. Attila Aytekin

Tüketimin ve borcun kentleri

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04

Amerika Birleşik Devletleri’ni uzunca bir süre meşgul eden devletin ‘kepenk kapatması’ tartışmaları bu ülke siyasetine hakim olan iki partinin anlaşmasıyla on gün önce çözüldü. Obama yönetimi ve Demokratlar rahatlamış görünürken, Cumhuriyetçi Parti’de, özellikle partinin en gerici kesimlerinde derin bir yenilmişlik duygusu hakim. Malum, 1995 ve 2011’den sonra bir kez daha yaşanan krizin nedeni, yönetimin borçlanma tavanına yaklaşmasını 2010’da çıkarılan “Hasta Koruma ve Erişilebilir Sağlık Hizmeti Kanunu”nun önemli hükümlerini ortadan kaldırmak için kullanmak isteyen Cumhuriyetçi Parti’nin yönetime yaptığı şantajdı. Özellikle küçük ve orta ölçekli sermaye kesimleri, kanunun üzerlerine yüklediğini iddia ettikleri külfetle ilgili olarak ciddi bir baskı uyguluyordu.

Yaşanan ‘kepenk kapatma’ tartışması Amerikan halkını ciddi olarak meşgul etmiş görünüyor. Zira krizin çözülmesinden önceki günlerde, haber saatlerini ve manşetlerini genellikle İngiliz kraliyet ailesinde yaşanan magazinel gelişmeleri ya da kasabanın birinde yaşanan sansasyonel bir cinayete ayıran ABD medyası bu kez konuyu ayrıntılı olarak ele almaktaydı. Tüm felaket öngörülerine rağmen Wall Street krize büyük bir tepki vermedi büyük sermeye belli ki Cumhuriyetçilerin ABD hükumetinin borçlarını çeviremeyeceği bir durum yaratacak kadar işi büyüteceğine ihtimal vermiyordu.

Krizi şimdilik çözüldü ama ABD devletinin devasa borçları orta yerde duruyor. Borç sadece devletin sorunu değil tabii ki ABD ekonomisi esasen dışarıdan giren çok ucuz kaynak ve çok büyük bir dış ticaret açığıyla döndüğü için, ülke ekonomisi sürekli olarak açık ve dolayısıyla borç üretiyor. Ekonomik yapının kısa vadede değişeceğine dair bir işaret de yok. Hatta borçlanarak tüketmeye dayalı ekonomik sistem hakimiyetini iyiden iyiye artırma eğiliminde gibi görünüyor.

Bu eğilimin kendini gösterdiği bir yer de kentsel gelişme. Son yıllarda en hızlı büyüyen Amerikan kentleri New York, Chicago, San Francisco gibi görece daha eski, görece yoğun, büyük bir merkezi bulunan kentler değil birbirine eklemlenmiş banliyölerden oluşan Phoenix (Arizona), Dallas (Texas), Atlanta (Georgia), Houston (Texas) gibi kentler. Bunlar çok geniş ve genelde düz alanlara yayılmış, plansız gelişmiş, merkezleri küçük, kentsel alanla etraflarındaki kentsel olmayan bölgeler arasındaki sınırların belirsiz olduğu kentler. Toplu taşımanın varla yok arası olduğu, devasa coğrafi büyüklüğe ulaşmış, otomobil merkezli bu yerleşimlerin tüketim odaklı bir ekonomiye daha uygun olduğu aşikar.

Örneğin ABD’nin en kalabalık 4. kenti olan Houston’da çalışanların yüzde 70’inin işlerine tek başlarına özel araçlarıyla gittikleri hesaplanıyor. Kent nüfusu 2 milyondan fazla, metropoliten alanının nüfusuysa 6 milyon. Metropoliten alanın nüfus yoğunluğu km2’ye 244 kişi, yani aşağı yukarı İstanbul’un 1/10’u kadar. Houston’ın kent merkezi kentin yayıldığı alana kıyasla bayağı küçük . Dahası, bir avuç gökdelenin olduğu kent merkezi alanının yüzde 20’den fazlası otopark olarak kullanılıyor!

Houston’un 15-18 arası ‘etkinlik merkezi’ olduğu hesaplanıyor yani aralarında belirli bir işbölümü veya hiyerarşi bulunmayan, benzer özellikler gösteren iş ve konut temerküz bölgeleri. Bu bölgeler birbirlerine gelişkin bir otoyol ağıyla bağlı. Otoyollar şehiriçi trafik için yoğun olarak kullanılıyor erişim kontrollü olması gereken yollara çok sık verilen giriş çıkışların yarattığı sorunları çözmek için hemen her yere köprülü kavşaklar ve viyadükler inşa edilmiş. Bu da kentin araç merkezli ve yaya düşmanı niteliğini daha da belirginleştirmiş. Elbette ne otoyollar ne de köprülü kavşaklar trafik sorununa bir çözüm bulabilmiş sabah ve akşam saatlerinde içlerinde birer kişinin olduğu yüzbinlerce araç yollara yığılıyor ve trafik durma noktasına geliyor.

Houston etrafındaki yeşil alanları, su kaynaklarını yutarak büyüyor. Plansız gelişmiş, konut, ticaret ve sanayi alanlarının iç içe geçtiği, çok çirkin bir şehir. Ciddi bir trafik sıkışıklığı ve hava kirliliği sorunu var tabii ki, yaya olarak yaşamak neredeyse imkansız.

Houston ve benzeri Amerikan kentleri AKP’nin rant-inşaat-otomobil odaklı şehircilik anlayışının neyle sonuçlanabileceğini öngörebilmemiz için iyi örnekler teşkil ediyor. Bu anlayış Türkiye’nin büyük kentlerini felakete sürüklüyor kentler üretimin değil tüketimin mekanı oldukça genişliyor, dağılıyor semtler, mekanlar, insanlar birbirinden kopuyor kentleri AVM’ler ve şehir içi otoyollar sarıyor. Tüketime ve borca dayalı ekonomik model hem ABD’de hem de Türkiye’de ortaya esasen birer Melih Gökçek ütopyası olabilecek kentler çıkarıyor.

E. Attila Aytekin 'ın Son Yazıları