E. Attila Aytekin
Torba dava, atipik örgüt!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:00
Ergenekon davası sonuçlandı ve beklendiği gibi çok ağır cezalar çıktı. Artık bu saatten sonra 23 davanın bir araya getirildiği bu torba davada yaşanan hukuksuzluklar üzerine konuşmak anlamsız. Ergenekon davası da Balyoz, Devrimci Karargah, OdaTV ve KCK gibi AKP iktidarının muhaliflerine karşı düşman ceza hukukuna dayanarak yürüttüğü davalardan biri. Çok istenirse Ergenekon soruşturmasının başladığı 2007’den beri polisin, savcıların ve mahkemenin hukuka uygun olarak ne yaptığına bakılabilir, belki bir iki şeye denk gelmek mümkün olur.
Davanın siyasi bir tasfiye davası olduğu o kadar ayyuka çıktı ki kararların ertesinde yandaş basın bir zamanlar gördüğümüz heyecanı sergilemedi. ‘İdam vermedik, daha ne istiyorsunuz’ diyen Hilal Kaplan gibileri sayılmazsa, AKP basını nispeten dengeli bir ton tutturmaya çalıştı. ‘Kurunun yanında yaşın da yanmış olabileceği’ söylendi, dava sürecinde bazı usulsüzlükler yapıldığı kabul edildi. Hatta ‘hüküm giyenlerin aileleri var’ ‘bir insanın uzun hapis cezası almasına sevinilmez’ diyerek vicdan pozları bile takınıldı. Bu hava öyle yaygındı ki Ergenekon davasını AKP’nin taşeronu olarak yürüten cemaatin medyasına da sirayet etti. Ar damarı istisnai derecede çatlamış yazarlar haricinde cemaatin kalemleri bir taraftan davayı savunup bir taraftan da suret-i haktan görünmeye çalıştılar. Dava sürecinde yaşanan kimi aksaklıklar davanın önemini azaltmamalıydı. Kişisel mağduriyetler üzüntü verici olsa da dava ülkenin demokratikleşmesi yönünde büyük bir adımdı.
AKP ve cemaat basınının bile dengeli gözükmeye çalıştığı bir ortamda Ergenekon kararlarını en coşkulu karşılayan ve gönülden sahiplenen kullandıkları web sitesiyle Marksizm’in adını kirleten meczup grup ve tabii ki emekli milletvekili Ufuk Uras oldu. Uras kararın ertesinde hemen koşup Yeni Şafak gazetesine -evet, Haziran Direnişi’ni Mehmet Ali Alabora’nın İngiltere’de planladığı bir komploya bağlayıp, günlerce ‘Başbakan’ın evini yakacaklardı’ haberleri yapan Yeni Şafak-bir röportaj verip rahatladı (08.08.2013).
TKP ve ÖDP gibi Ergenekon kararlarına ilişkin net ve doğru bir pozisyon olan örgütler de var elbet ancak sosyalist solun diğer kesimlerinde bir kafa karışıklığı olduğunu gözlemek mümkün. Aslında bu şaşırtıcı bir durum değil ancak Türkiye siyasetinin mevcut durumunda ve iktidar cenahından gelen bazı sinyallere bakıldığında Ergenekon konusunda yaşanan zihin bulanıklığı sosyalistler için özellikle tehlikeli.
Ergenekon hükümleri konusunda AKP’nin resmi görüşünü dile getiren genel başkan yardımcısı Hüseyin Çelik Ergenekon kararlarını savunurken Ergenekon örgütünün ‘atipik’ olduğunun altını çizdi. Yani hiç yüz yüze gelmemiş insanlar da aynı örgütün üyesi olabilirdi, böylesi bir örgütte siyasi olarak birbirine zıt kesimler bir araya gelebilirdi. İktidar partisi lideri olmayan, belirli bir hiyerarşisi bulunmayan, finans kaynakları belirsiz, nasıl haberleştikleri meçhul insanlardan mürekkep bir örgütün varlığına inanmak hayli zor olduğu için mahkemenin kararını ancak böyle savunabiliyordu. Ufuk Uras da Yeni Şafak röportajında “Ergenekon'u siz nasıl tanımlıyorsunuz?” sorusuna şöyle cevap verecekti: “Ergenekon denilen yapı, siyaseten tek parti dönemi nostaljisidir. Recep Peker çizgisi, Avrasyacı- Esatçı, korporatif siyaset anlayışıdır. Bu yaklaşım biçimlerinin Türkiye'nin geleceğini temsil etmediği çok açıktır.” Uras bile lafa “Ergenekon denen yapı” diye başlayıp cümlenin devamında bir yapıdan ya da örgütten bahsedemeyip Ergenekon dediği şeyin ancak bir siyasi çizgi olduğunu kabul ediyor.
Ortada Ergenekon diye bir örgütün olmadığı açıktır ama bu ne düşman ceza hukuku uygulayan mahkemenin, ne hükumetin ne de hükumetin destekçilerinin umurundadır. İşte bu şartlar altında, özellikle de Ergenekon kararları ‘atipik örgüt’ diye savunulurken solda görülebilecek her tereddüt iktidarın ekmeğine yağ sürecektir. ‘Davada çeşitli hukuksuzluk yapıldı ama…’, ‘evet, cezalar ağır ama…’ ile başlayan cümleler, hatta ‘keşke Fırat’ın doğusuna da geçilseydi’, ‘keşke faili meçhullerden ceza alsalardı’ minvalindeki temenniler bile tehlikelidir. Mahkemeler bir örgütün varlığına hükmetmek için liderlik, hiyerarşi, temas vs. kıstaslar aramaz ve müphem bir amaç birliğini yeterli görürken AKP’nin siyasi davalarına meşruiyet kazandıracak her adımdan, her sözden dikkatle kaçınılmalıdır.
Zira şu sıralar AKP ve cemaatin arası bozuk olduğu için böyle bir ihtimalin az olduğu varsayılabilir ama ileride ikisi arasında bir tür barış sağlandığında cemaat yeni torba davalar için düğmeye basabilir. 28 Şubat soruşturması ve ‘Turgut Özal zehirlendi’ saçmalığının gösterdiği gibi cemaat her zaman yeni, sansasyonel davalar peşinde. Savcıların çeşitli uygulamalarından ara sıra rahatsız olsa da Haziran’dan beri iyice sıkışmış olan hükumet de siyasi muhaliflerini tasfiye edecek yeni davalara sıcak bakacaktır. Mesela Bülent Arınç da daha iki gün önce ana muhalefet partisi liderini bağımsız yargının gelecekte açabileceği muhtemel davalarla tehdit etti.
Bir başka AKP genel başkan yardımcısı, Mehmet Ali Şahin de Gezi eylemlerinin müebbetlik suç olduğunu söylemişti. Dolayısıyla AKP-cemaat arasındaki ittifakın yenilenmesi halinde başlayabilecek operasyonların ve açılabilecek davaların muhtemel hedeflerinden biri Haziran Direnişi olabilir. Bu şom ağızlı bir fantezi olarak görülmemelidir Gezi eylemlerinin ve Haziran Direnişi’nin kendiliğinden gelişen bir taban hareketi olması, çok aktörlülüğü, taleplerinin çeşitliliği, direniş repertuarının zenginliği... Ergenekon davası kriterleriyle bakarsak bunların hiç biri ortada tek bir örgüt olmadığını göstermez. Bir Tuncay Güney, bir ‘Osmanım’ bulunuverir. İddianamenin ana hikayesini Akit, Star ve Yeni Şafak zaten yazmıştır. Bir yerlerden, diyelim Divan Oteli’nin bodrumundan çuval çuval belge çıkar. İşin içinde ‘faiz lobisi’ de olduğuna göre örgütün mali kaynakları kolayca tespit edilir bir gizli tanık Gezi Parkı’nda eylemcilere dağıtılan kutu kutu pizzanın parasını kimin ödediğini söyleyiverir. Bir iki İP’li tutuklanınca coşup, ‘aslında Gezi ruhu temizleniyor’ diye alkış tutacak meczuplar ve kraldan çok kralcılar da her zaman mevcuttur. Alın size dört başı mamur bir atipik örgüt!
Tercih açıktır. İsteyen bu ihtimali hesaba katar, isteyen Veli Küçük ceza aldı diye sevinir.