E. Attila Aytekin
Paket paket demokrasi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01
AKP hükumetinin en sevdiği şeylerden biri ‘paket’ler. AKP son üç yılda kadar yargı paketi olarak bilinen tam dört yasayı Meclis’ten geçirdi. Bu yasaların her biri farklı konularda onlarca düzenleme içeriyordu. Esasen yargıdaki bazı teknik sorunları aşmak, yakın zamanda alelacele çıkarılan kanunlardaki maddi hataları düzeltmek, yurttaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmasını zorlaştırmak ya da başvuru halinde devletin mahkum olmasını çeşitli cambazlıklarla önlemek amacıyla hazırlanan bu paketlerin ülkeye demokratikleşme doğrultusunda bir arpa boyu yol aldırmadığı malum.
Şimdilerde bir başka paketi, ‘demokratikleşme paketi’ni konuşuyor ve merakla bekliyoruz. Kürt hareketinin iktidara verdiği iki ‘deadline’dan 1 Eylül tarihi yaklaşırken, hükumetin paketinden ne çıkacağı hala meçhul.
AKP’nin paketlerinde aşağı yukarı şöyle bir süreç işliyor. Önce bir süreliğine yandaş gazeteci ve yazar korosu, hükumetin anti-demokratik uygulamalarına yönelik eleştirilerin bir kısmının doğru olduğunu kabul ediyorlar ve hükumetin bu sorunları hazırlamakta olduğu bir paketle çözeceğini iddia ediyorlar. Bu esnada beklentiler öyle yükseltiliyor ki, AKP Türkiye’yi bir gecede İsveç yapacak zannediyoruz. Bu noktada yandaşların görevi sonra eriyor ve sahneye AKP’nin yetkili isimleri ve bakanlar çıkıyor. Bunlar bir yandan paketin önemli olacağı ve nice rahatlamalar sağlayacağı izlenimini sürdürmeye çalışıyor bir yandan da beklentileri düşürüyorlar. En son da ‘patron’ çıkıyor ve ‘pakette o da yok, bu da yok size mi soracağız işinize gelirse’ temalı açıklamalar yaparak süreci neticelendiriyor. Tabii ki umutlar bir sonraki pakete kalıyor.
Beklenen demokratikleşme paketinde de bu üçlü sürecin işlediğini gördük. Yandaş medya, bakanlar ve Erdoğan görevlerini yaptılar. Artık pakette ne olduğunu bilmesek de en azından ne olmadığını biliyoruz: af yok, anadilde eğitim yok, anadilde eğitim özel okullarda da yok, TMK ve TCK’de düzenleme yok, dolayısıyla KCK tutuklularına tahliye yok, seçim barajında değişiklik yok…
AKP’nin ülkeye armağanlarından biri olan bu paket demokrasisi belki bir açıdan savunulabilir. Denilebilir ki bir paket çıkarılıyor, sonra uygulamadaki aksaklıklara bakılıp bunları düzeltmek için yenisi çıkarılıyor. Ama gerçekte AKP’nin paket demokrasisi böyle işlemiyor. Birincisi, yargı paketlerine baktığımızda bunların birbirlerine çok yakın tarihlerde çıkarıldığını görüyoruz. Yani uygulamayı görüp de düzeltmeye kalkışacak zaman yok. İkincisi, bir paket çıkarılırken zaten o paketin eksiklikleri çeşitli çevrelerce dile getiriliyor. İktidar bu eksiklikleri bilmesine rağmen düzeltmeyip, gereğini bir sonraki meçhul pakete erteliyor.
AKP paket siyasetini böyle yürütüyor çünkü paketlerin amacı belli: pazarlık. Milli görüş geleneğinden beslenmekle birlikte esasen merkez sağ bir parti olan AKP’nin siyaseti büyük ölçüde ‘milli irade’ kavrayışına dayanmakta. Bu kavrayışa göre, ülkedeki en büyük sağ parti milli iradeyi temsil eder. Seçimlerde -elbette sadece seçimlerde- ‘tecelli eden’ milli irade bir sonraki seçime kadar iktidar partisinde tecessüm eder. Yani aslında iktidardaki sağ parti milli iradenin salt temsilcisi değil, bizatihi kendisidir. Bu yüzden de o partiye oy vermeyen yurttaşlar milli iradenin, dolayısıyla da milletin parçası değillerdir milli iradeye koşulsuz ram etmedikleri ölçüde ‘yabancı’ hatta ‘düşman’ unsurlardır.
Muhataplarının demokratikleşme, barış vs. olarak görebildiği süreçleri AKP işte böyle, yani yabancı ve düşman unsurlarla yapılan bir pazarlık süreci olarak görüyor. Pek tantanayla çıkarılan paketlerin hiçbir somut sonuç üretmemesi de bu yüzden. Pazarlık yapan AKP sürekli ‘şu ya da bu tavizi bir sonraki pazarlık sürecinde kullanmak varken şimdi niye vereyim’ diyor ve kendi seçmeni dışındaki kesimlerden gelen her türlü talebe dair adımları kuyumcu terazisinde tartıp kırk kere düşünüyor. Sonuçta ortaya içeriği bomboş paketler çıkıyor. Mesela, olmaz ama iktidar yüzde 10’luk seçim barajını düşürmeye niyetlenirse pazarlığı yüzde 9.75’ten açacak, çok sıkışır yüzde 8-7 düzeyine indirmek zorunda kalırsa da karşılığında bölgesel barajlar, hatta başkanlık gibi tavizler isteyecektir.
Neyse ki AKP’nin paket oyunu iyice ayyuka çıktı ve yargı paketlerinden bir şey bekleyen pek kalmadı. Ancak Kürt hareketinin sözcüleri AKP’ye güvenmediklerini sık sık ifade etmekle birlikte demokratikleşme paketinden hala bir şeyler umuyor görünüyorlar. AKP’nin paket siyasetinin ‘demokratikleşme paketi’ meselesi açısından varacağı yer şudur: Kürt hareketinin verdiği ikinci tarih, yani 15 Ekim civarında bir paket çıkacak, iktidar paketin içerisine onlarca lüzumsuz madde doldurup mümkün olduğu kadar kafa karışıklığı yaratmaya çalışacaktır. Kürt hareketi paketten tatmin olmayacaktır elbette iktidar da yeni anayasa gibi ekstra oyalama taktiklerini de bir süre daha kullanmaya çalışacak, o da olmazsa Irak ve gerekirse Suriye’deki Kürt gruplara bazı ‘uvertürler’ yaparak vakit kazanmayı deneyecektir.
Hükumetin hesabı Kürt hareketini mümkün olduğunca oyalamaktır çatışmalar ne kadar geç başlarsa iktidar seçimlere sırtında o kadar az Türk bayraklı tabutla girecektir. Ülkedeki siyaset halihazırdaki gibi giderse hükumetin hesabı tutabilir. Fakat artık hesaba katılması gereken bir de Haziran Direnişi var. Haziran günleri aynı zamanda iktidarın paketli, pazarlıklı, kendinden olmayan herkesi düşman sayan siyasetine karşı bir başkaldırıydı. Haziran ruhu sonbaharda bir kez daha canlanır, hele bu sefer daha önce uğramadığı coğrafyalara da uğrarsa, AKP’nin pazarlıkçı zihniyeti ve küçük hesapları yenilgiye uğratılabilir.