E. Attila Aytekin
N’olacak bu AKP’nin Hali?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:58 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:58
AKP Haziran Direnişi’nin şokunu atlatamadı. Çok uzun bir zamandır siyasette inisiyatifi elinde tutmaya alışmış olan iktidar, haftalardır bunu bir türlü beceremiyor. Hükumetin istediği konular konuşulmuyor, istemediği konularsa gündemden düşmüyor. Gündemi belirlemeyi pek seven Tayyip Erdoğan’ın günde en az iki kere ettiği provokatif laflar artık ilgi çekmiyor. Erdoğan -camide içki içtiler gibi- bir dizi tescilli yalana sarılıyor ve konuşmalarının tonunu gitgide sertleştiriyor. Buna mukabil iktidar AKP’ye oy veren kitleleri sokağa çıkarmakta çok zorlanıyor. İstanbul mitingi hariç, AKP’nin düzenlediği hiç bir miting etkileyici kalabalıkları bir araya getiremedi. Ankara’daki havaalanı karşılaması ve Erzurum’daki mitingdeyse bu etkinlikleri fiyasko kılacak kadar az sayıda insan vardı.
Bir yandan da AKP’nin iç gerilimleri sürüyor. Abdullah Gül’ün Erdoğan Türkiye’de yokken inisiyatif alması ve ‘demokrasi sadece sandık değildir’ gibi Erdoğan için tüyler ürpertici şeyler söylemesi zaten mevcut olan çelişkileri artıracaktır. En az 2 belki de 3 seçimli bir yıla giderken Erdoğan ve Gül arasındaki bu sorunlar iktidar partisi için azımsanmayacak boyutlara ulaşabilir. Parti ve Fethullah Gülen cemaati arasındaki dondurulmuş kavga artık manşetlere çıkmasa da iktidarın MİT’i güçlendirme çabaları ve emniyet teşkilatında yaptığı atamalarla sürüyor. Cemaat de basın organlarında hükumete yönelik eleştirilerini sürdürüyor.
Haziran Direnişi’nin anlamamış ve olaylardan hiç ders çıkarmamış görünen Erdoğan eskisi gibi siyaset yapıyor. Direnişi akla seza uluslararası komplolarla açıklamakta ısrar ederken şehir şehir gezip ortamı germeye, insanları kutuplaştırmaya, mesnetsiz iddiaları sürekli gündemde tutmaya çalışıyor. Yandaş medya da bu tavrı benimsedi AKP’ye en yakın iki gazete olan Yeni Şafak ve Star çoktan Akit’leşti bile.
AKP’nin Direniş öncesi siyasetini sürdürdüğünün bir diğer göstergesi göstermelik demokratikleşme adımları atıp, zevahiri kurtarmaya ve otoriter tek parti rejiminin eleştirilmesini engellemeye çabalaması. Mesela TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesinin değiştirilmesi tam da böyle bir adım. Başbakan polis için “kahramanlık destanı yazdılar” derken, MİT’i devlet içinde devlet statüsüne kavuşturacak akıl almaz yasa tasarıları gündemdeyken bu tür şeyler artık en zır liberali bile heyecanlandırmaz. Bitmeyen senfoni Alevi Açılımı’nın tekrar gündeme gelmesi de iktidarın bu beyhude denemelerinden biri. 3. Köprü’nün adını Yavuz Sultan Selim koyan, daha bir hafta önce “Reyhanlı’da 53 Sünni vatandaşımız şehit oldu” diyen bir siyasetçinin Alevi meselesi konusunda en küçük bir adım atacağına ancak bu işten nemalanmak isteyen bir iki müptezel kanar, başkası değil.
2009 yerel seçimlerinden sonra oy kaybının sürme eğiliminde olduğunu gören AKP 2010 yılında referandum hamlesiyle kan kaybını durdurmuştu. İktidarı boyunca yaşadığı en büyük krizle karşı karşıya kalan AKP’nin yine böyle dramatik bir hamleyle yıpranmayı durdurmaya çalışması beklenebilirdi. Aslında bu konuda iktidarın önündeki en büyük fırsat Kürt sorununda başlayan müzakere süreci. Hükumet Haziran Direnişi’nin etkisini azaltmak için Kürt meselesi etrafında iddialı adımlar atabilir, meşhur ‘ikinci aşama’yı başlatabilirdi.
Ancak AKP iktidarının böyle bir niyetinin olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Erdoğan “çözüm süreci” için yardıma çağırdığı ve aylarca çalıştırdığı insanlara, yani ‘akiller’e, herhangi bir adım atmak niyetinde olmadıklarını açıkça söyledi. Yani, ‘KCK’lılara tahliye yok, TMK’da ya da TCK’da değişiklik yok, anadilde eğitim yok, af yok, herhangi bir konuda herhangi bir yasal adım yok. ‘Kalekol’ yapımı sürecek. Hele siz bir silahı bırakıp çekilin, biz sonrasına bakacağız.’ Kürt halkının bu anlamsız kandırmacayla daha ne kadar oyalanabileceği belirsizdir. Lice’de görüldüğü gibi, Kürtlerin bir şey almadan sürekli taviz vermeye dayanan bir sürece daha fazla katlanması zor olacaktır. Zaten AKP de yaz boyunca bu süreç lakırdısını sürdürüp, sonbahar gelip seçim sath-ı mailine girilince, MHP’den oy kapmaya yönelik manevralarına başlayacaktır. Velhasıl, ‘bebek katili’li, ‘dış güçlerin maşası’lı, ‘Zerdüşt’lü mitingler kapımızda.
Sonbaharda oluşacak aşırı gergin bir siyasi ortamın ve yeniden alevlenen Kürt sorununun AKP’ye yarayacağı düşünülebilir. İktidarın hesabı da anlaşılan bu yönde. Ancak bu sefer evdeki hesap çarşıya uymayabilir. Zira AKP’nin kemikleşmiş oyu sanıldığı kadar yüksek değil. AKP’ye oy verenlerin hatırı sayılır bir kısmı bunu iktidardan çok memnun oldukları için değil AKP’nin ülkeyi iyi kötü idare etmesi, sokakların sakin olması, doların fiyatının fazla dalgalanmaması gibi şeyler nedeniyle yapıyorlar. Bu kesimlerin sürekli gündemde tutulan komplo teorilerinden, kent merkezlerinde net olarak görülen polis şiddetinden, bir türlü durulmayan siyasi ortamdan rahatsız olacaklarına şüphe yok. İktidarın ülkeyi askeri bir maceraya sürükleyebilecek olan Suriye siyasetine AKP seçmeninin destek vermediğini hatırlayalım. Sokaklarda süren huzursuzluğun ya da Kürt bölgelerinde yeniden başlayan çatışmanın faturası da elbette iktidar partisine kesilecektir. Buna bir de ekonomik durumun dış kaynak girişinin azalmasına paralel olarak kötüleşmesi eklenince, iktidar partisinin yerel seçimlere çok zor şartlar altında gireceğini öngörebiliriz.