E. Attila Aytekin
Kadın bedeni üstünden siyaset bitmez
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04
Örtülü milletvekillerinin Meclis’e gelişleri ciddi bir olaya yol açmadı ya, ‘normalleşiyoruz’ diye büyük bir sevinç dalgası ortalığı kapladı. Öyle ya, Merve Kavakçı’nın Meclis’e 14 yıl önce gelişindeki olaylar yaşanmamış, demokrasimiz bir sınavı daha başarıyla geçmişti. Meclis’teki bu sorunun aşılması, kamuda türban serbestliğinden sonra gelen bir başka önemli adımdı artık örtünme örtünmeme, başörtüsü-türban tartışmalarını geride bırakabilir ve gerçek sorunlarımıza odaklanabilirdik.
Dört kadının özgür tercihlerini aynı gün için kullanmasına takılmayalım. Neticede ‘patron’ bir şekilde talimat vermiş, onlar da itaat etmeye karar vermiş olabilirler. Amire itaat etmek de özgür bir tercih olabilir diyelim. AKP’nin kadın meselesi konusunda samimiyetinden bahsetmenin de anlamı yok. AKP’li kadın ilçe ve il belediye başkanlarının sayısı yeterince fikir veriyor: 0 (yazıyla sıfır)! AKP’nin kadınları sevmediği, kadınları özel alana hapsetmek istediği çok açık. Ancak bu partinin siyasetine aşina olanlar için başka bir sorun daha var: AKP kadın bedeni üzerinden siyaset yapmaktan vazgeçemiyor.
Hatırlayın, kamu çalışanlarının başörtüsü kullanmasının serbest bırakıldığı gün, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik meşhur dekolte çıkışını yaptı ve ATV de Çelik’in fırçasının hedeflediği sunucuyu işten çıkardı. Radikal gazetesinin 9 Ekim tarihindeki manşet haberi hem Çelik’in hem de ATV yönetimini eleştiriyor, bir yandan da hayıflanıyordu: “Bu olmadı”. Olmayan şey olayın kendisi kadar memurlara örtünme serbestisinin tanındığı güne denk gelmesiydi. Belli ki memurlara başörtüsü izninin verilmesiyle bir kadının kıyafeti nedeniyle işini kaybetmesinin aynı güne dene gelmesi talihsiz bir tesadüftü.
Oysa ki AKP siyasetini biraz tanıyanlar biliyorlar ki ortada bir tesadüf yoktu. Erdoğan’ın ‘kimsenin hayat tarzına karışmıyoruz’ demesinden kısa bir süre sonra ve örtünme serbestisinin tanındığı gün partinin genel başkan yardımcısından gelen dekolte fırçası da tesadüf değildi. Meclis’te örtülü milletvekili tartışılırken Erdoğan’ın ‘isteyen örtünsün isteyen örtünmesin, herkes istediğini giysin’ temalı konuşmasına örtünmeyenlerden bahsederken “Tasvip ederim, etmem. Ama saygı duyarım” cümlesini eklemesi de tesadüf değildi. Erdoğan’ın bazı kadınların kıyafetlerini sevmediğini açıklama fırsatı gelmişken bunu tepmesi düşünülemezdi.
Hem kamuda, hem de Meclis’te başörtüsü tartışmalarının yapıldığı günlerde AKP yetkililerinin kendilerinin ‘tasvip etmediği’ şekilde giyinenlerle ilgili yorum yapmaktan geri duramamaları üzerine iyi düşünmek gerekiyor.
Zira kadınların nasıl giyineceği meselesi AKP için çok verimli bir siyaset kanalı. Bir kere bu, AKP siyasetinin temel dayanaklarından bir olan mağduriyet söyleminin en önemli parçalarından biri. Ayrıca AKP türbanlı kadınların mağduriyetini söz konusu yapıp onların haklarını savunur görünürken bile onları etkisizleştiren, ikincilleştiren, silen bir dil kullanıyor. Kapalı kadın ancak ‘benim türbanlı bacılarım’ olarak siyasete dahil olabiliyor. Dahası, siyaset yapma bir tür anonimleşme gerektirir. Sürekli göz önünde olan, sürekli parmakla işaret edilen insanlar ‘normalleşemez’, siyasetin öznesi değil nesnesi olmayı sürdürürler. Türban üzerinden siyaset bir taraftan da kadının bedeninin neresinin gözüktüğünü sürekli gündemde tutarak kadınları aslında kamusal alandan yalıtıyor.
AKP kadınlardan müdevver bu mağduriyetin kaymağını yıllarca iktidarda olmasına rağmen sürekli yedi sorunu çözme işini de hep ağırdan aldı. Baskılara dayanamayıp yükseköğrenimle ilgili bir düzenleme yaptı Anayasa Mahkemesi’nin bu anayasa değişikliğine yönelik iptal kararı da ilaç gibi geldi. AKP böylece hem kılını kıpırdatmayacak hem de ‘ne yapalım biz denedik olmadı’ diyebilecekti.
Ancak üniversitelerde örtünmenin yolu bir biçimde açıldı. Bu, önemli bir mağduriyet kaynağından vazgeçmek anlamında geliyordu. Ancak memurların ‘mağduriyetleri’ hala giderilememişti. Memurlarla ilgili yasal düzenleme de yapıldıktan sonra kadın üzerinden siyaset yapmanın başörtüsü ayağının verimliliği gittikçe azalıyor. Ama diğer ayak, yani örtünmeyen kadınların kıyafetleri üzerinden yapılacak siyasetin imkanları hala geniş. AKP’lilerin kılık kıyafet üzerinden sergiledikleri özgürlükçülüğün hep sınırlı olması, bu sınırlılığın yeri geldiğinde vapurdan inen kadınların giydikleri, yeri geldiğinde bir sunucunun dekoltesi, yeri geldiğinde de yönetmeliklerde kaldırılmayan kısıtlamalar üzerinden tezahür etmesi boşuna değil.
İktidarın tüm olanaklarını yıllarca tepe tepe kullanırsınız. Yapmadığınız zulüm kalmaz elinize nice insanın kanı bulaşır. Kadın bedeni üzerinden siyaset sizi buna rağmen bir anda mağdur kılabilir. Çalıp çırpabilir, kamunun kaynaklarını heba edebilir, doğayı talan edebilirsiniz. Açıkça yalan söyleyebilir, bu yalanları haftalarca sürdürüp bir nefret kampanyasına çevirebilirsiniz. Kadın bedeni üzerinden siyaset sizi bir anda ahlaklı ve namuslu yapar. AKP’nin muktedir erkekleri bundan hiç vazgeçebilir mi?