E. Attila Aytekin
‘İmralı Süreci’nde Empatinin Rolü: “Siz işkence gördünüz ama bize de ters ters baktılar”
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:48 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:48
Tayyip Erdoğan’ın 15 Ocak’taki grup toplantısında yaptığı konuşma bazı açılardan çok şaşırtıcı değildi. Erdoğan konuşmasını esasen ‘İmralı süreci’ne ayırdı ve Kürt sorununu çözemeyeceğini, zaten çözmek gibi bir hedefi olmadığını bir kez daha açıkça gösterdi. Erdoğan’ın “Dağda misafirleri olan milletvekili şimdi de pervasızca teröristin evine taziyeye gidiyor” diyerek Hüseyin Aygün’ü diline dolaması bile tek başına iktidar partisinin Kürt meselesini çözme yönünde irade göstermekten çok uzak olduğunun kanıtı olarak görülebilir.
Aynı konuşmada Erdoğan’ın söylediği başka şeylerse aslında daha ilginçti. Mesela şu cümleler: “Bu ülkede insanlar düşüncelerinden, inançlarından dolayı sadece Diyarbakır zindanlarında zulüm görmedi. 1980'lerde Diyarbakır zindanında, Mamak'ta, Metris'te yaşatılanlar dışarıda farklı kesimlere, gruplara zamana yayılmış olarak aynı derecede vahşice yaşatıldı. (…) Daha ilk gençlik yıllarımızdan itibaren, biz o zulmün duvarına çarptık. Namaz kılıyoruz diye bizimle alay ettiler, imam hatipliyiz diye bizi aşağıladılar, başörtüsü takanları dışladılar, sakalı olanı, elinde tespih olanı, hatta 'selamun aleyküm' diyerek Allah'ın selamını vereni bile ötelediler. (…) Birileri Diyarbakır zindanlarında en ağır işkenceler altında feryat ederken, bizler de bizim gibi niceleri de büyük Türkiye hapishanesi içinde, öz vatanında parya muamelesi gördü. Hiç bir zaman elimize silah almayı aklımızın ucundan bile geçirmedik.”
Erdoğan’ın 12 Eylül döneminde Diyarbakır ya da Mamak’ta yaşananlarla kendi mağduriyetlerini eş görmesini, hatta “ama biz silaha sarılmadık” diyerek akıl vermesini iki şekilde yorumlayabiliriz. Birincisi, Türk sağının pek çok farklı kanadının ve geleneğinin müptelası olduğu mağduriyet iddiasının böylece bir kez daha dile getirilmiş oluyor.
Türk sağı, iktidarda olmayı sever. İhaleleri, parayı, kırmızı plakaları, devlet protokolünü, gazete manşetlerini çok sever. Ama iktidarda olunduğunun farkına varılmasını istemez ve artık iyi bilinen bir dizi manevrayla iktidardayken iktidarda değilmiş gibi yapar. Zira kendini iktidara taşıyan önemli kozlardan birinin, elitlere karşı halkın otantik değerlerini temsil etme iddiası olduğunu bilir. Bu kurguda elitler devleti yönetmekte, ülkenin kaymağını yemekte, halkın öz evlatlarıysa dışlanmaktadır. Gerçek tabii ki çok farklıdır: sağ partiler iktidara gelmekte ve ülkeyi yönetmekte, bu partileri destekleyen kesimler zenginleşmekte, sağ siyasetçiler iktidarın tüm nimetlerinden faydalanmadır. İşte bu açıkça hakikata mugayyir iddianın, yani iktidarda olan partinin aslında muktedir olmadığı iddiasının sürdürülmesi ancak bir mağduriyet söyleminin devamlı olarak yeniden üretilmesiyle mümkündür. Sağ partinin iktidarda kalma süreci uzadıkça mağduriyet iddiasında bulunmak zorlaşmakta, bu oldukça da partinin sözcüleri iyice absürt konumlara savrulmaktadır. En son duyduğumuz “siz işkence gördünüz ama bize de ters ters baktılar n’aber” anafikirli konuşma da bu durumun örneklerinden biridir.
Yani sağ partiler iktidarı tepe tepe kullanırken bir yandan da muktedir olmadıklarını ileri sürmek zorundadırlar bu olmadan iktidarlarının devamı zordur. Öte yandan bu mağduriyet söylemi salt bir iktidar teknolojisi olarak görülemez. Çoğunca bu söylemin içinden konuşanlar iddialarına gerçekten inanmaktadırlar. Öyleyse Türkiye’de sağ siyasetçiler genellikle halkı temsil ettiklerine, milletin hakiki temsilcileri olduklarına, ama millete hizmet çabalarının birileri tarafından engellendiğine gerçekten inanırlar. Karanlık odaklar iktidar partileri aleyhine komplolar kurmuşlar ve böylece hizmet sevdalılarını engellemişlerdir. Duruma göre bu odaklar, devlet, ordu, komünistler, Kürtler, öğrenciler, aydınlar, Aleviler, Batı ülkeleri ya da dış mihraklar olabilir. Bu inanış öyle patolojik bir hal almıştır ki AKP örneğinde gördüğümüz gibi 10 yıldır iktidarda olan bir parti bile sık sık iktidarda değilmiş gibi yapmaktadır.
Kanımca Türkiye sağının bu mağduriyet söyleminin tehlikeli olmasının esas nedeni sahiplerinin tarihsel olarak mağdur edilen bir kesim olduklarına gerçekten inanmalarıdır. En son Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu’na yönelik saldırılarda gördüğümüz gibi ‘özel yetkili’ mağdurların Kürt, sosyalist, Kemalist, Alevi, kendilerinden olmayan kim varsa büyük bir hınçla saldırmalarının, bitmez tükenmek bilmez bir tutuklama arzusuyla yanıp tutuşmalarının bir nedeni de işte bu olmayan mağduriyetin, yapılmayan zulümlerin, alınmayan ahların intikamını almaktır.
Biz ortada intikamı alınacak bir şey olmadığını biliyoruz fakat iktidar koalisyonunu oluşturan güçler kendilerinin on yıllar boyu zulüm gördüklerine, mağdur edildiklerine, dışlandıklarına inandırmış durumdalar. Bugünkü tek parti iktidarının faşizme açılan yollarından biri de bu temelsiz ve tehlikeli inanıştır.