Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

E. Attila Aytekin

‘Haziran ruhu’ akademide: 13. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin düzenlediği 13. Sosyal Bilimler Kongresi 4-6 Aralık tarihleri arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde yapıldı. Yüzlerce bilim insanının bildiri sunduğu kongreyi binlerce kişi takip etti. İki yıl önce yapılan kongrede olduğu gibi bu kongrenin oturumlarına da yoğun katılım oldu. Neredeyse tüm salonlarda ayakta kalan dinleyiciler vardı. Özellikle öğrencilerin gösterdiği büyük ilgi dikkat çekti.

Kongrede sunulan bildirilerle ilgili göze çarpan ilk nokta ampirik çalışmaların çokluğuydu. Örneğin DİSK-AR’ın “Türkiye’de İşçi Sınıfının Durumu” başlıklı oturumundaki bildiriler kapsamlı ampirik çalışmalara dayanıyordu. İrfan Kaygısız, Meryem Kurtulmuş ve Kurtar Tanyılmaz’ın “Türkiye’de İşçi Sınıfının Değişen Yapısı” ve Serkan Öngel’in “Makro Ekonomik Veriler Işığında Sektörel Dönüşüm, Ücret ve İstihdam Analizi” başlıklı tebliğlerinde makro ölçekli istatistiksel veriler yaratıcı biçimde kullanılmış, sonuçta Türkiye’de emekçi sınıfların 2000’li yıllarda yaşadığı dönüşüme ilişkin çok çarpıcı veriler ortaya konulmuştu. Aynı oturumda konuşan Denizcan Kutlu da, iktidarın yasal düzenlemeleri ile büyük ölçekli işyerlerindeki bazı pratiklerin esnekleşmeyi derinleştirmek için nasıl bir arada kullanıldığını gösterdi.

Yüksek lisans çalışması olarak yapılan ama hem kapsam hem de nitelik açısından bu seviyenin ötesine geçen çalışmalara dayalı iki bildiriyi de zikretmek lazım: Neslihan Karatepe’nin “Türkiye’den Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Görünümleri: Mevsimlik Tarım İşçisi Kadınlar” başlıklı bildirisi ve Ayşe Arslan’ın bir başka oturumda sunduğu, Tuzla tersanelerinde çalışan işçilerle yaptığı derinlemesine görüşmelere dayanan ve “Tuzla Tersane İşçileri Örneğinde İşçi Sınıfı Örgütlenmesinin Önündeki Temel Engeller: Güvencesizlik ve Milliyetçilik” başlıklı titiz ve ilgi çekici çalışması. “Türkiye’de Göç Araştırmalarında Yöntemsel Tartışmalar” başlıklı oturum da ampirik çalışmalarla ilgili yöntembilimsel sorunların farkında olunduğunun ve bunlarla dürüst biçimde angaje olunduğunun gösterilmesi anlamında değerli bir katkıydı. Belli ki pek çok genç araştırmacı Emrah Göker’in “Türkiye Entelektüel Alanını Tartışmaya Açmak” oturumunda yaptığı, hasbi tefekkürü bırakıp hakiki bir derdi olan ampirik çalışmalara yönelme çağrısını çoktan benimsemiş durumda.

Kongrenin bir başka öne çıkan yanı, siyasal iktisat perspektifinin ve tarihsel materyalist çalışmaların ya da en azından materyalist yaklaşımın öne çıkmasıydı. Elbette kapsayıcı bir sosyal bilim kongresi olarak çok farklı kuramsal perspektiflere ve metodolojilere dayanan çalışmalar vardı. Ancak tarihsel materyalist tebliğlerin çokluğu dikkat çekiciydi. Bu minvalde ilkin yakın zamanda kaybettiğimiz değerli Marksist iktisatçı Nail Satlıgan anısına düzenlenen oturumdan bahsetmek gerekir. E. Ahmet Tonak, Melda Yaman Öztürk, Özgür Narin, Özgür Öztürk ve Oktar Türel’in tebliğlerinin bulunduğu bu oturumda Tonak’ın ele aldığı konunun karmaşıklığına rağmen gayet net ve sade olarak yazdığı “Komünist Manifesto’dan Kapital’e Sınıflar” tebliği aynı zamanda Nail Satlıgan’ı çok hoş ve duygusal bir biçimde anıyordu.

Marksist kuramın damga vurduğu diğer bir oturum da Sosyalistlerin Meclisi’nin iki parça halinde düzenlediği “Türkiye’de Rejim Değişikliği” ve “Sosyalist Bir Cumhuriyet Mümkün Mü?” başlıklı panellerdi. İlk panelde AKP’nin hangi tarihsel konjonktürde ortaya çıktığı ve burjuvazinin bu dönemde karşı karşıya olduğu tıkanıklıkları aşmadaki rolü tartışıldı. Bundan sonra ne yapmalı sorusuna odaklanan ve Haziran direnişinin öne çıktığı ikinci panelden akılda kalan şeylerden biri de Mesut Odman’ın yaptığı Sol Cephe vurgusuydu.

Benzer temalar AKP ve “AKP ve Siyasal Rejimin Dönüşümü” başlığıyla bir başka panelde daha tartışıldı. Evren Haspolat, Çağdaş Sümer, Utku Balaban, Deniz Yıldırım ve Fatih Yaşlı’nın konuştuğu panelin genel iddiası, AKP’nin neo-liberal iktisadi politikaları devam ettirmekle birlikte, baskı aygıtlarını dönüştürmesi ve onları kullanma biçimi, Osmanlı geçmişine yaklaşımı, tasavvur ettiği ve dayattığı Sünni-ulus projesi, rejimi ve toplumu İslamlaştırma hamleleri ve nihayet dayandığı toplumsal sınıf açısından bir kopuşa tekabül ettiğiydi. Gerek bu panele gösterilen ilgi, gerekse kongrede sunulan onlarca başka tebliğin işaret ettiği gibi AKP dönemini analiz etmek ve anlamlandırmak Türkiye’de şu anda sosyal bilimcilerin üzerinde en çok çaba sarf ettiği alanlardan biri haline gelmiş durumda.

Kongreye damgasını vuran diğer bir mesele elbette Haziran direnişi oldu. Programdan tespit edebildiğim kadarıyla Haziran direnişi / Gezi eylemleri üzerine, Praksis dergisinin düzenlediği gibi önceden bir araya getirilmiş oturumlarda ya da bağımsız tebliğler halinde farklı panellerde sunulan 16 tebliğ vardı. Fakat Haziran direnişi pek çok farklı oturumda bir biçimde gündeme geldi. Sosyal bilim camiasının bu büyük ‘olay’ın önemini kavraması ve kısa sürede iyi bir refleks göstermesi gerçekten sevindirici.

“Krizler ve Direnişler” başlıklı kapanış paneli de Haziran direnişi odaklıydı. Ancak maalesef kapanış, kongrenin coşkusu ve AKP ve Gezi gibi doğrudan politik konularla girdiği diyaloğun canlılığı düşünüldüğünde bazı açılardan yeterince tatmin edici değildi.

Taksim Dayanışması’ndan Cem Tüzün eylemler hakkında Sosyalist Enternasyonal toplantısı için hazırlanan filmi gösterdi ve bir de konuşma yaptı. Kendisinin katkısı değerliydi zira Tüzün 2011’e giderek direnişin geri planını anlatarak konunun genelde atlanan bir yanını gündeme getirmiş oldu. Direnişin örgütsüz olmadığını, altında partilerin, derneklerin, akademisyenlerin katkılarıyla, raporlarla, atölyelerle, nöbetlerle örülen ısrarlı, örgütlü ve sabırlı bir mücadelenin yattığını vurguladı. Tüzün aynı zamanda, Gezi’nin estetik dilinin ve ruhunun kısmen kendiliğinden gelişmekle birlikte bir yandan da bu mücadele süresince altı çizilen duyarlılıklara dayandığını söyledi.

Kadın hareketinin direnişteki rolü üzerine konuşan Nurcan Özkaplan’ın konuşması konunun önemine nazaran yeterince kapsamlı ve analitik değildi daha çok gözlem ve izlenimlere dayalıydı. Özkaplan’ın konuşmasının sonunda sosyalistlere yaptığı, feministlerin direnişte yer alma biçimlerine dair eleştirel bir angajmana girme çağrısı çok yerinde olsa da neticede bu çok önemli konu kapanış oturumunda yeterince tartışılmamış oldu.

Gaye Yılmaz direnişe siyasal iktisat perspektifinden bakarak, Gezi’yi benzer direnişlerle, özellikle de Brezilya’daki sosyal ayaklanmalarla karşılaştırdı. Direnişleri küresel sermayenin çeşitli sorunlarına karşı bulduğu emekçi düşmanı ‘çözümlere’ verilen yaşam alanlarını ve özel hayatı savunmaya yönelik bir tepki olarak ele alan Yılmaz, küresel ölçekte yaşanan protestoları şu temel kalkış noktasından yola çıkarak açıkladı: “Sermayenin her genişlemesi emeğin ve mekanın da dönüşmesini zorunlu kılar.”

İrfan Aktan’ın konuşması Haziran direnişi - Kürt hareketi ilişkisine dairdi. Aktan’ın konuşması kanımca hayal kırıklığı yarattı zira Aktan sanki Haziran hiç yaşanmamış gibi konuştu direnişin de esasen bir gençlik isyanı olarak başladığını ancak bir noktadan sonra ulusalcı bir yön kazandığı iddia etti. Kürt hareketinin toplumsal muhalefetin Kürt olmayan kesimleriyle olan ilişkisini tartışırken diyalog temelli bir yaklaşım sergilemek yerine daha ziyade içini döktü. Kendisine gelen sorular ve yöneltilen eleştirel üzerine daha sonra bazı konularda tavrını yumuşatsa da neticede eski ezberlere sığınmayı direnişten hakiki dersler çıkarmaya tercih etmiş oldu.

Kapanış oturumu ve dolayısıyla da kongre oturum başkanlığını yapan Oğuz Oyan’ın yaptığı kısa yorum sayesinde doğru bir noktada kapandı: Gezi, Türkiye’nin yöneldiği teokratik otokratizme karşı, sınıfsal tabanlı bir başkaldırıydı. Sonuna kadar meşrudur çünkü halkın direnme ve başkaldırma hakkı vardır!

***

Sonuç olarak, 13. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi pek çok açıdan başarılı bir kongre oldu. Öğrencilerin yoğun ilgisi, tarihsel materyalist perspektifin görünürlüğü, ampirik araştırmaların çokluğu ve tebliğlerin kalitesi gerçekten ümit vericiydi. Tabii en önemlisi Haziran direnişinin hem bildirilere hem kongrenin havasına damgasını vurmasıydı.

E. Attila Aytekin 'ın Son Yazıları