Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

E. Attila Aytekin

Bitmeyen Senfoni: AKP-Cemaat Kavgası

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:00

AKP ile onun adı konmamış ‘koalisyon’ ortağı olan Fethullah Gülen cemaati arasındaki kavga bir türlü bitmiyor. AKP ve cemaatin zaten gerilimli olan ilişkileri geçen sene 7 Şubat’ta cemaate yakın savcıların MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı gözaltına almak istemesiyle birlikte açıktan bir kavgaya dönüşmüştü. İki taraf kontrol ettikleri medya kuruluşları üzerinden birbirlerine haftalarca ‘saydırmış’, mesele hükumetin Fidan’ı cemaatin elinden kurtarmak için kişiye özel yasa çıkarmasıyla nihayetlenmişti.

O zamandan beri çeşitli merhalelerden geçen kavgada belirli bir modelin oturduğu söylenebilir. AKP, cemaatin devlet içindeki kadrolaşmasından, özellikle de yargı ve emniyet içerisindeki hakimiyetinden ciddi biçimde korkmuş durumda. Bu nedenle de cemaatin bu iki kurumdaki etkinliğini kırmak için bir dizi adım attı: özel yetkili mahkemeleri kaldırıyor gibi yapıp başka bir isimle devam ettirdi ancak bu esnada cemaat yanlılarından ciddi bir ayıklama yaptı HSYK yaptığı atamalarla cemaate yakın savcılardan biraz fazla cevval olanları pasif pozisyonlara alıyor cemaat yanlılarının en çok toplandığı düşünülen Emniyet istihbaratında rutin operasyonlar yapılıp, cemaatçi kadrolar dağıtılıyor.

Hükumetin bu sert tavrına ve zamana yayarak yaptığı operasyonlara karşılık cemaatin tepkisi nispeten yumuşak. Tepkisini esasen medyasında hükumeti eleştirerek gösteriyor. Ancak bu eleştiri zaman zaman çok sertleşiyor, hatta bazen güya üstü kapalı tehditler halini alıyor. Haziran Direnişi’nin etkisi bu eleştirilerde de görülüyor aslında. Cemaat basınında hükumeti sertçe eleştirmek artık daha kolay diyelim Zaman’da İhsan Dağı’nın sert ama hükumeti fazla incitmeyecek olan ‘nerede sizin demokratlığınız’ temalı eleştirilerinin yanına İbrahim Öztürk’ün ‘ekonomi politikanız yanlış ülkenin 10 yıldır kalkınmadığı falan yok bir krize doğru gidiyoruz’ minvalindeki, AKP için küfür sayılabilecek nitelikte eleştirilerin eklenmesi mümkün oldu.

Geçtiğimiz hafta içinde partiyle cemaate arasındaki kavga tümüyle alevlenmese de, ateşin sönmediğini gösteren bazı atışmalar oldu. Bu atışmalar çapı küçük olsa da temaları ve tarafların artık ne kadar açıksözlü olduğunu göstermesi açısından çok ilginç. Önce cemaatin resmi temsilcisi Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan Cemal Uşşak’ın hükumete yakın iş adamlarını rant peşinde koşmakla eleştiren ve cemaate yakın işadamlarının ranttan nemalanmadıklarını, yurtdışına açılarak para kazandıklarını söyleyen açıklaması geldi. Star gazetesinden Elif Çakır yazdığı sert bir yazıyla cemaati eleştirdi (21.07.2013) Çakır’ın aradığı, cemaate yakın işadamlarının derneği TUSKON’un başkanı yalandan birlik mesajı veren şeyler söylese de kapışma başlamıştı bir kere. Çakır’ın da gözden kaçırmadığı gibi Uşşak’ın açıklaması rantın kötü bir şey olduğu varsayımına dayanmaktaydı. Bu, Haziran Direnişi’nin ülkedeki hakim siyaset dilini kırmakta ne denli başarılı olduğunu gösteren iyi bir örnektir. Hükumetin arsa rantı üretmek için hiçbir sınır tanımadan uğraşması Haziran’da o kadar etkili bir biçimde faş edildi ki, cemaatin en yetkili ağızları dahi hükumetin bu politikalarıyla arasına mesafe koymak zorunda kaldı. Daha önce 2012 başlarında Kamu İhale Kurumu’na yapılan operasyonda ayyuka çıkmış olan ama onun haricinde cemaat hükumet gerginliğinde arka planda kalan ihale-rant paylaşımı meselesi, Haziran Direnişi sayesinde bir kez daha gündeme geldi.

AKP ve cemaat arasındaki yenilenen ‘düşük yoğunluklu çatışmanın’ ikinci cephesi bildik bir yerden, yargı ve polis üzerinden açıldı. Cem Küçük Yeni Şafak’ta cemaati hükumet üzerinde yeni bir vesayet kurmakla suçlayan bir yazı yazdı (22.07.2013). Küçük yazıda mahkemelerin Hanefi Avcı’ya ve Fazıl Say’a verilen hapis cezaları, Ethem Sarısülük’ü öldüren polisin tutuksuz yargılanması gibi çeşitli uygulamalarının hükumeti içte ve dışta zor durumda bırakmak amacını taşıdığını iddia etti. Bu ilginç ve mantıksal tutarsızlıklarla dolu yazıya cevap Zaman’dan geldi. Bülent Korucu ertesi gün, kabaca ‘bizi polisten ve yargıdan tasfiye ettiniz, yargı paketleriyle elimizi kolumuz bağladınız, şimdi hesap mı soruyorsunuz!’ diye özetlenebilecek bir yazıyla Küçük’ün salvosunu karşıladı. Bu atışmada ilginç olan şuydu: parti gazetesinin yazarı, yargının ve polisin kilit noktalarının cemaatin elinde olduğunu neredeyse açıkça yazabiliyor, cemaat gazetesinin yazarı da lafı fazla evirip çevirmeden ‘valla eskiden bizdeydi ama artık değil, başınızın çaresine bakın’ diye cevap verebiliyordu. ‘Başımıza taş yağacak’ mı desek, ‘ar damarları çatladı’ mı?

***

Fethullah Gülen cemaatinin Suriye’de büyük darbe alan ve Haziran günleri sonrası iyice yıpranan Tayyip Erdoğan’ı ve hükumeti kısa vadede iyice sıkıştırmaya yönelik bir hamleye girişmesi beklenmemeli. Ancak diğer aktörler gibi cemaatin de hükumetin önündeki büyük riskleri gördüğü ve ona göre hazırlık yaptığı açık. Suriye’de PYD, hükumetin desteklediği muhalif unsurlara karşı önemli mevziler kazandı. Hükumetin ülke sınırları içinde Kürt meselesindeki ‘süreci’ iyi kötü idare ettiği düşünülebilirse de oyalama üzerinden sürdürdüğü bu politika her gün Kürt hareketinin sabrını sınıyor. Türkiye gibi ülkelere gelen yabancı paranın azalacağının iyice belli olduğu koşullarda AKP’nin sıcak para temelli politikasının çıkmaza girecek gerek sıcak paranın çıkışı gerekse bunu engellemek için faizlerin artırılması ekonomiyi yavaşlatacak. Önümüzdeki bahar yerel seçimler yapılacağından, bu faktörlerin siyasi etkisinin katlanması beklenebilir.

Bu koşullar altında, AKP ile Fethullah Gülen cemaati arasındaki gerginliğin sürmesi dikkate değer. AKP etrafını saran kara bulutları dağıtamaz ve Erdoğan’sız hatta AKP’siz senaryolar gündeme gelirse, cemaat bunlarda kilit bir rol oynayabilir.

E. Attila Aytekin 'ın Son Yazıları