E. Attila Aytekin
‘Bade Harabi'l-Basra’: Muhafazakârların kentsel yağmayla imtihanı
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:48 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:48
AKP Milli Görüş geleneğini terk edeli ve tüm arazlarıyla merkez sağa yerleşeli çok olmasına rağmen, İslami muhafazakârlar bu partiye olan koşulsuz desteklerini sürdürdüler hangi konuda olursa olsun attığı her adımı canı gönülden desteklediler. Bu koşullar altında, muhafazakârların AKP’ye yönelik en küçük itirazları bile dikkat çekiyor, en zararsız huysuzlanmaları bile –mesela “başörtülü aday yoksa oy da yok” kampanyası– iktidarın yeminli yandaşlarından tepki çekiyor.
Ancak son zamanlarda TOKİ-kentsel dönüşüm-inşaat gibi meseleler etrafında İslami muhafazakârların sesinin eskiye göre biraz daha gür çıkmaya başladığını görüyoruz. Mesela muhafazakâr cenahın entelektüel düzeyde etkili isimlerinden Ahmet Turan Alkan, Zaman gazetesinde TOKİ’ye yönelik çok sert bir eleştiri yayınladı. Alkan TOKİ’yi ufuksuz ve vizyonsuz ilan ediyor ve TOKİ’nin yaptığı çok katlı konutları ruhsuz, gayri insani ve gayri tabii olarak niteliyordu. Yine İslami kesimden mimar Semih Akşeker, TOKİ’nin temsil ettiği şehircilik ve konut zihniyetini yerden yere vuran yazılar yazdı ve mülakatlar verdi. Akşeker’e göre TOKİ’nin anlayışı insan iradesini hiçe saymaktaydı ve ‘her şeyi ben bilirimci’ bir Sovyet modeliydi –muhafazakârlar arasında kavgada söylenmeyecek bir itham.
TOKİ’nin Bursa’da Doğanbey kentsel dönüşüm projesi bağlamında yarattığı akıl almaz çirkinlik de İslami kesimin gözünü kapayamadığı şeylerden biri oldu. Onlarca başka proje kapsamında dikilen ucube binalar o kesimden kimsenin dikkatini çekmezken, gerek Bursa’nın sahip olduğu ‘Osmanlı kenti’ kimliği, gerekse Mimarlar Odası Bursa Şubesi’nin düzenlediği “TOKİ’nin Bursa’ya Tokadı” fotoğraf yarışmasının başarısı İslami çevrelerde de projeye yönelik eleştirilerin gelişmesine zemin hazırladı. Bursa konusunda Hilmi Yavuz’un yakın zamanda yazdıkları, eleştirinin dozu açısından çarpıcı. Yine TMMOB’un AKP yanlısı alternatifi olma amacındaki Mimar ve Mühendisler Grubu’nun da hükumetin inşaat ve kentsel rant eksenli politikalarını utangaç biçimde de olsa eleştiren bazı etkinlikler düzenlemesi bu minvalde önemli bir gelişme olarak kabul edilebilir.
İslami kesimin Osmanlı ‘hassasiyeti’ malum bu da gayet ilginç bir durum yaratıyor. AKP iktidarının inşaat sektörü-kentsel rant temelli ekonomik kalkınma modelinin merkezi İstanbul. Yani AKP hükumetinin kentsel yağmaya en hevesli olduğu şehir aynı zamanda muhafazakâr cenahın Osmanlı hayranlığı dolayısıyla en yakından takip ettiği şehir. Buna rağmen o cenahtan İstanbul’a yönelik imar politikalarına karşı ilk kayda değer çıkış ancak bir buçuk sene kadar önce İstanbul’un siluetini bozacak Zeytinburnu gökdelenlerine karşı başlatılan “İstanbul Sahipsiz Değil” isimli kampanyayla geldi. Meşruiyetini, amacını tarihi yarımadanın siluetini korumakla sınırlamaktan alan kampanya başlangıçta bu sayede hızlı bir çıkış yaptı ama eleştirisini iktidarın imar politikalarının diğer veçhelerine doğru genişletmekteki gönülsüzlüğü nedeniyle de çabucak sönümlendi.
Hükumete yönelik en belirgin eleştiriler ve en ilginç tartışma Çamlıca’ya cami projesi üzerinden döndü. Aralarında Dücane Cündioğlu’nun da bulunduğu kimi yazarlar gerek Çamlıca Tepesi’ne cami yapılması fikrini, gerekse seçilen projeyi eleştirdiler. Bu eleştiriler epeyce ses getirdi yandaş basının hükumete laf söyletmeyen kalemlerinden de eleştirilere destek verenler oldu. Ama ne hikmetse yandaş basında dile getirilen itirazların şiddeti, Erdoğan’ın “Proje benim içime sindi” demesinin ardından birdenbire azalıverdi.
Öyle görülüyor ki özellikle 2011 sonlarından itibaren, İslami muhafazakâr kesim içinden bazı yazarlar, entelektüeller mimarlar hükumetin kentleşme ve imar politikalarını eleştirmeye başladılar. Bu nadir ancak ilginç çıkışların nedenlerini bir sonraki yazımda ele alacağım. Şimdilik şunun altını çizmekle yetineyim. Bu eleştiriler AKP iktidara geldikten neredeyse 9 yıl sonra başladı. AKP’nin mirasçısı olduğu şehircilik anlayışı kilit önemdeki belediyeleri ele geçirdikten 17 yıl sonra. Bu süreçte Türkiye şehirlerine karşı büyük bir saldırı yaşandı. Arsa rantı her tür sosyal, etik ve bilimsel değerin önüne koyuldu. Kentsel dönüşüm adı altında yoksullar yerlerinden edildi. Plansız büyüyen şehirler sonucu milyonlarca emekçi günlerinin önemli bir kısmını trafikte geçirmek zorunda kaldı. Şehirlerin tarihsel ve kültürel mirası geri dönülmez biçimde yok edildi.
Türkiye şehirlerinin hali ve geleceği açısından baktığımızda şunu görüyoruz: muhafazakâr kesimin hükumetin şehircilik politikalarına karşı eleştirileri çok geç geldi. Yani iş işten geçtikten sonra. Yani ‘bade harabi'l-Basra’.