Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

E. Attila Aytekin

AKP sandık fetişizminden vazgeçebilir

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:06 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:06

Merkez sağ bir parti olarak AKP’nin ‘milli irade’ takıntısı malum. Milli irade anlayışına göre sandıktan çıkan iktidar her istediğini yapabilir sandık esastır, gerisi teferruat. İktidarın icraatlarını denetleyebilecek ya da iktidarın doğrudan kontrolünde olmayan her kurum ve yapı (muhalefet partileri, yargı, meslek odaları, kamuoyu, medya, üniversiteler, vs.) birer vesayet odağıdır.

AKP’nin son yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna verdiği tepkide sağın bu geleneksel reflekslerinin izini görmek mümkün. Erdoğan’ın ‘kirli operasyonu yapanlar 30 Mart’ta cevaplarını alacaklar’ demesi, bu refleksin veciz ifadelerinden biri mesela. Sandık elbette onları haklı çıkartacaktır, gerisi fasa fisodur. Hükumet kanadından bu sandık fetişizmini en iyi ifade edense ‘Yolsuzluk varsa sandıkta millet hesabını sorar’ diyen sağlık bakanı Mehmet Müezzinoğlu oldu. Bakana göre seçimler bu kadar yaklaşmışken Meclis’teki çeşitli denetim yollarına, medyanın eleştirel yaklaşımına gerek yoktur, hatta hukuk ve cezai sorumluluk gibi kavramlar da boş işlerdir. Zira "AK Parti yanlış yapıyorsa, AK Parti rüşvet yiyorsa, AK Parti yolsuzluk yapıyorsa, millet sandıkta bunun hesabını sorar. (…) Sandığın hukuku da ne diyorsa onu da başımızın üstünde taşıyacağız. Herkes sandığın hukukuna teslim olsun, 30 Mart'ı herkes beklesin.”

Öte yandan AKP’nin bu sandık fetişizminin sınırları olduğunu da geçtiğimiz yıllar boyunca sık sık gördük. Sandık demekten dilinde tüy biten iktidar yüzde 10’luk seçim barajına sımsıkı sarıldı, ‘barajı biz mi getirdik ki biz kaldıralım’ gibi efsaneleşmeye aday argümanlarla barajı korudu. İktidar mensupları yeri geldi BDP’ye verilen oyları gayrı meşru ilan ettiler. Yeri geldi Iğdır Belediyesi’nin Kürt hareketinin kazanmasını bir sınır kenti olması nedeniyle tehlikeli gördüler. Toplam seçmenin dörtte birinin oyunu alan partiye darbeci dediler parlamentoda temsil edilen bir partiyle ‘yavru muhalefet’ diye alay ettiler. Tüm bunlarla milli irade söyleminin bir başka yanını göstermiş oldular: Ancak bize oy veren seçmen milli iradenin bir parçasıdır gerisi ya milletin öz değerlerine yabancılaşmıştır ya da gafildir ve dış mihrakların oyuncağı olmuştur.

Hükumet kanadından yolsuzluk operasyonuna verilen tepkiler arasında aslında böyle bir damar da var. Bunu en net biçimde Bülent Arınç ifade etti: “Siyasetle yıpranmayan 11 yıl içerisinde 3 seçim 2 yerel seçim 2 referandumdan başarıyla çıkan hükümeti, önce gezi ile şimdi de bu tür olaylarla kamuoyu nezdinde yıpratma kampanyası olduğu görülüyor. Önümüzde mahalli seçimler var. Bunun 1989'da ANAP için yapılanlardan bir farkı yoktur.”

Peki, 1989’da ANAP’a ne yapılmıştı? Hiçbir şey. ANAP yerel seçimlerde yeterince oy alamamış, halk neredeyse tüm büyük kentlerde oyunu başka partilere ve özellikle SHP’ye vermeyi tercih etmişti. Arınç’a ve bu açıklamayı hükumet sözcüsü sıfatıyla yaptığına göre hükumete göre iktidarda olan bir sağ partinin oy kaybetmesi ancak karanlık odakların oyunlarıyla, kirli operasyonlarla, yıpratma kampanyalarıyla açıklanabilir. Demek ki sandıktan çıkan sonuç mutlaktır, ancak en büyük sağ partiye yeterince oy çıkmazsa o kadar da mutlak değildir.

Oyların yüzde 50’ye yaklaştığı zamanlarda pek öne çıkmasa da AKP içinde böyle bir eğilim mevcut, çünkü sağ seçmeni iyi tanıyorlar. Türkiye siyasal hayatına dair klişelerden birine göre Türkiye seçmeni mağduru sever, onun yanında olur. Oysa 28 Şubat’ı takiben yapılan ilk seçimde çok açık görüldüğü gibi seçmen mağduru sevmez iyi kötü mevcut durumu koruyanı, sokak çatışması gibi şeylere mahal vermeyeni, doları fazla yükseltmeyeni, yani bir biçimde memleketi ‘idare edeni’ sever.

Yolsuzluk sağ seçmenin umurunda değildir. Sağ seçmen tüm sağ partilerin yolsuzluğa bulaştığını iyi bilir. Mümkünse dönen paralardan kendi de pay almaya çalışır, alamazsa da bağrına taş basıp ‘adamlar yiyor ama çalışıyor’ der.

Ama sağ seçmen yolsuzluğun su yüzüne çıkmasını hiç sevmez. Çünkü bu bir beceriksizliktir birileri sağa sola beton döküp inşaat yapıp arada kendi payını alacakken bunu becerememiş, ortalığı karıştırmıştır. Yolsuzluğu ortaya çıkan iktidar işi yüzüne gözüne bulaştırmıştır, yani ‘idare edememiştir’.

AKP önce Suriye politikasında en sıkı yandaşların bile inkar edemeyeceği kadar açık biçimde çuvalladı. Sonra Haziran Direnişi’nde milyonların bir ay boyunca sokaklara çıkmasını engelleyemedi. En son da muhtemelen cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğu ayyuka çıktı. AKP’nin kendine kurulan bir komplo üzerinden savunma yapması da durumu değiştirmez. Gerçekten devlet içinde devlet varsa, gerçekten bir komplo varsa, bunlara izin vermesi ve engelleyememesi de iktidarın başarısızlığı olarak görülecektir.

Sağ seçmen bu kadar beceriksizliği affetmez, seçimde hesabı keser. Önümüzdeki haftalarda AKP’nin sandıkla dansında yaşanacak gelişmelere biraz da bu açıdan bakmak lazım.

E. Attila Aytekin 'ın Son Yazıları