Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

E. Attila Aytekin

Ahmet Kaya istismarı yoluyla tarih yazmak

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

AKP’nin ve lideri Tayyip Erdoğan’ın hassas konuları, tarihsel figürleri, olayları istismar alışkanlığı malum. Zaten ‘Cehape camileri ahıra çevirdi’ ve ‘benim başörtülü bacılarım’ gibi kendilerini sahalarında saydıkları konularda yaptıkları istismarla muhayyel mağduriyetlerinin altını sürekli çiziyorlar. Bir yandan da yeni geldiğinde, o anda hissettikleri siyasi ihtiyaca göre başka kesimlerin mağduriyetlerini, ya da simge isimlerini istismar etmekten geri durmuyorlar. ‘Biz de çok baskı gördük’ diyerek Diyarbakır cezaevinde yapılan zulümlerden kendine pay çıkarmaktan bile çekinmeye Erdoğan, icabında 12 Eylül’de idam edilenleri, icabında Hacı Bektaş-ı Veli gibi tarihsel figürlere duyulan saygıyı istismar ediyor.

Erdoğan’ın dönüp dönüp istismar ettiği figürlerden biri de Ahmet Kaya. Ahmet Kaya AKP siyasetinin istismarına çok açık bir figür. Kaya’nın sürgüne gitmek zorunda bırakılışının büyük bir haksızlık olduğu konusunda kamuoyunda bir görüş birliği var. Bu, iktidarın üzerine konmak istediği bir apaçık bir mağduriyet demek. Üstelik Ahmet Kaya sağ geleneğe yakın değil, solcu. Hem de Kürt. Solcu olması iktidara ‘kendimizden olmayanların da hakkını biz savunuruz’ deme imkanı veriyor Kürt olması da meşhur havanda su dövme sürecine bağlı kalındığı mesajı verilebilmesi için bulunmaz nimet.
Ancak Ahmet Kaya istismarının AKP’nin diğer mutat istismarlarından bir farkı var. Ahmet Kaya üzerinden yaratılan kafa karışıklığı aynı zamanda bir tarih yazma çabası. Olaylar yakın geçmişte olmuşken ve pek çok kişi o meşum gecede neler yaşandığını ve sonraki süreci iyi hatırlarken iddialı bir deneme. Erdoğan’ın iki amacı var: mensubu olduğu siyasi geleneğin Ahmet Kaya’nın sürgüne gitmesini zorunlu kılan siyasi ortamdaki payını inkar etmek ve sorumluluğu tamamen bugünkü hasımlarına yıkarak onlara karşı bir moral üstünlük ‘sopası’ kazanmak. ‘Ahmet Kaya’yı saldıranlar Gezicilerdi’ diyecek kadar ‘uçması’ işte bu ikinci amaca yönelik bir saptırma. İlk amaç biraz daha karmaşık zira çok yakın tarihin yeniden yazılmasını gerektiriyor.

Elbette bir dönemin tarihi yazılırken mutlak bir nesnellik söz konusu olamaz. Yazanın ideolojik tercihlerine, kişisel tarihine, sınıfsal konumuna, formasyonuna, hangi kaynakları kullandığına, metodolojisine vs. bağlı olarak farklı yorumların doğması kaçınılmazdır. Ancak bu kadar yakın tarihli, pek çok insanın hatırladığı, hakkında o dönemde yazılanların, söylenenlerin ortada olduğu bir olayın bu derece açık biçimde tahrif edilmesi bu tür farklarla açıklanamaz.

Hatırlayalım, Ahmet Kaya’ya karşı yaratılan linç atmosferi memleketin milliyetçi-muhafazakar siyasi ortamında vücut bulmuştu. Bu ortam, siyasi yelpazenin farklı kesimlerini kesen yaygın bir uzlaşmaya dayanmaktaydı. Türkçü milliyetçilik ve Kemalist milliyetçiliğe ek olarak merkez sağın ve siyasal İslam’ın milliyetçiliği de Ahmet Kaya’yı sürgüne götüren Kürt düşmanı ortamın bir parçası ve destekçisiydi. AKP’li kadroların önemli bir kısmı o dönemde de siyasetteydi. Milliyetçiler tarafından topa tutulan sanatçıyı korumak için ne yaptılar, ona nasıl sahip çıktılar? Milli Görüş çizgisi de o boğucu milliyetçi-muhafazakar siyasi ortamın kurucu bir unsuruydu. İşte unutturulmak istenen, ‘yeniden yazılmak’ istenen bu tarihtir.
AKP iktidarı ve yandaşları aynı şeyi Hrant Dink cinayeti üzerinden de yaptılar. Hrant Dink öldürüldüğünde AKP 4 yıldır iktidardaydı hükumet Dink’in ‘Türklüğe hakaret’ suçlamasıyla yargılanıp hedef haline getirilmesine karşı kılını kıpırdatmadı. Suikasta adeta çanak tutan ihmaller zincirini bir yana bırakalım, BBP’nin suikastta aşikar olan rolünün üzerine dahi gidilmedi. AKP yandaşları işin en çok BBP bağlantısını karartmaya çalıştılar zira BBP AKP’nin en yakın olduğu partiydi ve tosuncukların icabında kullanılmak üzere el altında bulundurulması için gücendirilmemeleri şarttı. Aynı biçimde Dink’i kurban eden siyasi atmosferde de muhafazakarlığın payı hep es geçildi. Ermeni düşmanlığını şiar edinen İslamcı çevreler görmezden gelindi, ihale ulusalcılığa kaldı. İşin Ergenekon’a yıkılmasıyla operasyonun son evresi de tamamlanmış oldu. Bu derin yapılanma AKP’nin ve muhafazakar çevrelerin el üstünde tuttuğu, sahip çıktığı Ermeni aydını hain bir saldırıyla öldürtmüştü. Bu operasyona liberal çevrelerden de büyük destek geldi. Gariban AKP zaten hükümet olmuş ama muktedir olamamış bir mağdurlar topluluğuydu. Suikastın sorumluluğu elbette sadece devlette, Kemalistlerde, darbecilerde vs. olmalıydı. AKP’nin bu işteki sorumluluğunu araştırmak yerine cinayeti Kerinçsiz ve saz arkadaşlarına yıkmak hem siyaseten maliyetsiz, hem vicdanen kolay, hem de zamanın ruhuna uygundu.

Hrant Dink suikastında tarih yeniden yazıldıktan sonra şimdi de aynı şey Ahmet Kaya için yapılmak isteniyor. Nasıl Dink suikastını salt ulusalcılara ve Ergenekon heyulasına yıktılarsa, Ahmet Kaya’nın ölümünü de Ertuğrul Özkök gibilere ve bir tane aklı evvel popçuya, hatta Haziran direnişçilerine yıkmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken bu denli kendilerini kaybetmeleri şaşırtıcı değil. Ellerindeki kan ne kadar belirginse tarihi yeniden yazma operasyonu da o kadar arsız ve pespaye bir hal alıyor.

E. Attila Aytekin 'ın Son Yazıları