Burak Gürbüz
Otoriter dünya düzeninin yeni şekilleri
Yayın Tarihi: 18.11.2025 , 23:25 Güncelleme Tarihi: 19.11.2025 , 00:03
60’lı yılların refah devleti kapitalizminin sosyal regülasyonunun işlevsiz hale gelmesi sonrası, günümüz kapitalizmi kişilerin kendi davranışlarını piyasa rasyonalitesi çerçevesinde düzenleyecek bireysel regülasyonu sağlayacak yeni araçları devreye soktu. Bunlar sırasıyla liberal paternalist devlet, yapay zekâ ve deneysel iktisattır. Bunların ilk önce tanımlarını yapıp daha sonra da aralarındaki bağlantıları değineceğiz. Ve sonrasında da bu gelişmelerden sol adına nasıl bir sonuç çıkarabileceğimizi tartışacağız.
Liberal paternalizm, 1945-75 yıllar arasında önem kazanmış Refah devletinin sosyal paternalizminin tersi bir uygulamasıdır. Eskiden refah devleti kamu sektörünün yönetiminde ülke içinde gelir dağılımını düzenleyici sosyal politikalar uygularken günümüzdeki liberal paternalist devlet tam tersine özelleştirmeleri desteklemiş özel sektör yanlısı oluşuyla da piyasa düzeniyle uyum sağlamıştır. Eskinin refah devleti liberalizmin eşitlik, gelir dağılımında adalet gibi liberalizmin siyasi ahlak tarafına ağrılık verirken, günümüzün paternalist devleti bireylerin çıkarlarından yola çıkarak liberalizmin iktisadi faydacılık tarafına önem vermiştir. Böylece bireyleri kendi çıkarlarına göre hareket etmelerini sağlamaları için düzenlemeler geliştirmiştir. Onun içindir ki paternalist devletin uygulama listesinde kişiler tarafından yapılması tavsiye edilmeyen faaliyetler listesi vardır. Bunlar genellikle bireysel çıkarlarla örtüşmeyen fakat yarı-rasyonel insanın bilmeden yaptığı hareketlerdir. Rasyonel insan piyasa ile tam uyumlu kişisel çıkarların peşinde koşan insandır. Bu tanımın dışında kalanlar yarı-rasyoneldir. Paternalist devlet bireylerin kendi çıkarlarına uygun düşmeyen faaliyetlerin uygulanmasına izin vermez. Oysa doğa yasalarına dayalı liberal felsefede birey kendi çıkarlarını en iyi fayda sağlayacağı kendi tercihleri belirler. Fakat günümüz liberalizminde bu doğru değildir. Bireylerin yeniden piyasa düzenine uyumlu olarak düzenlenmeleri gerekir. Günümüz kapitalizmi sosyal regülasyonun işlevsiz hale gelmesini ve sonrasındaki 2008 krizini kişilere yüklemiştir, onların yanlış karar almaları piyasaları krize sokmuştur. O zaman yarı rasyonel kitle karşısında yapılması gereken toplumsal regülasyon yerine kişilerin kendi davranışlarını düzenlemek gerekecektir. Diğer bir deyişle eski bireylerin sosyal refah devletinden kalan verimsiz atıl davranışları değişecek yerine deregüle edilmiş yeni düzende piyasa ile uyumlu risk alarak yaşamasını bilecek yeni bireyler inşa edilecektir. Bunu sağlayacak olan araç da deneysel iktisat olacaktır
Deneysel iktisat insanların yarı-rasyonel olmasından hareketle kişileri tam rasyonel hale getirmeye çalışır. Bunun için insanların hangi konularda neden yarı-rasyonel davrandıklarını kişilere soru-cevap yoluyla sorar. Mesela bunlardan en önemlilerinden bir iki tanesini söylememiz gerekirse 2017 Ekonomi Nobel Ödüllü Richard Thaler’in Kayıptan kaçınma örneğini verebiliriz. Bu deneyde insanlardan yazı tura atması istenir. Yazı gelirse 100 dolar kazanacaklardır, tura gelirse 50 dolar kaybedeceklerdir. Çoğu insan bu deneyi kabul etmez. Oysa Thaler’e göre çok saçmadır, insanlar riskten kaçındıkları için ve hep güvenli olanı seçtikleri için rasyonel değildir. Başka bir örnekte çalışanlara 1000 dolar maaş zammı mı yoksa 1500 dolar performans primi mi istersiniz diye sorar. Herkes maaşa zammı tercih eder. Oysa Thaler’e göre bu da irrasyonel bir davranıştır çünkü insanlar daha düşük de olsa garanti maaş artışını seçerler, oysa Thaler’e göre performans primini seçmelidirler. Bu deneylerin altında elbette topluma verilen alt mesajlar yatar. Kişilerin davranışlarının yeniden düzenlenmesi ile onların daha belirsiz, deregüle olmuş riskli ve rekabetçi bir piyasaya ile uyum sağlanması teşvik edilmektedir. Deneysel iktisat bir nevi liberal paternalist devletin bilimsel araç kutusudur. Bireyleri yarı-rasyonel davranıştan tam rasyonel davranışa doğru sevk edecek olması paternalist devletin işini kolaylaştıracaktır. Sonuç olarak deneysel iktisat insanların neden irrasyonel olduğunu araştırır ve rasyonel olanın ne olduğunu söyler. Yukarıda ki örneklerden rasyonel olmak risk almaktır, rekabetçi olmaktır vs. peki tüm bu bulgular insanların gündelik hayatına nasıl sirayet edecektir? Ya da diğer bir deyişle bu yeni davranış kodları insanlara gündelik olarak hangi vasıtalarla ulaşacaktır? Yapay zekâyla tabii.
Günümüzde çok konuşulan yapay zeka aslında yeni bir şey değildir. Bilgisayarların günlük hayatımıza girmesiyle başladı. Önceleri YZ çok basit çözümlemeler yaparken daha sonra daha karmaşık problemler çözmeye başladı. Grafikler, resimler çizdi, istatistiksel hesaplar, ekonometrik sonuçlar çıkardı. Fakat ne şekilde olursa olsun kontrol onu işletenin elindeydi. Diğer bir deyişle YZ, insanın kendi sorduğu ve cevap aradığı bir konunun çözüm süreci içerisinde bize destek oluyordu. Günümüzde peki ne değişti? Artık yapay zekâ yapmak istediğimiz işi baştan sonuna kadar yapıp bize sonucu veriyor. Sorduğumuz her türlü soruya cevap verebiliyor. Ve eskiden olduğu gibi YZ’ya uzman olduğumuz bir konuda soru sormanız gerekmiyor. Mesela ChatGPT’ye 21 yaşındayım lise mezunuyum önümüzdeki 5 yıl içinde ne yapmalıyım diye sorduğunuzda yukarıda bahsettiğimiz Thaler’in Misbehaving kitabını okumamızı ve finansal okuryazarlık öğrenmemizi tavsiye ediyor. Psikoloji, girişimcilik konularında uzmanlaşmamızı istiyor ve para kazanmayı öğrenmemizi tavsiye ediyor. Kısacası yeni yapay zekâlar bize bir sorunun süreçleri içerisinde yardımlarda bulunmuyor sorunumuzun tümünü kendi çözüp önümüze koyuyor. Bu bakımdan yapay zekâ bize artık neyi yapıp neyi yapmamız hakkında fikir verebiliyor. Ve hayatımız ile ilgili kararlar alıp bizi yönlendirebiliyor. Aynı şey savunma sanayinde de geçerli hatta gelişmiş yapay zekâlar siyasal egemenliğin ortadan kalkmasına sebep olabilir.
Le Monde Diplomatique’in Kasım 2025 sayısında “Otoriter Teknolojinin askeri darbesi” adında bir yazı yayınlandı. Özellikle yapay zekaya dayalı özel askeri teknolojilerin ülkelerin egemenliğini tehdit edebileceğine dair bir yazı. Aslında ABD savunma sanayisi her zaman için kendi özel şirketlerine silah uçak ve mühimmat sipariş ederdi fakat günümüzde yapay zekâ ile çalışan savunma araçları temin ediyor. Neoliberal politikaların en iyi uygulandığı ABD’de her zaman için devlet ile özel sektör arasında sürekli bir iletişim mevcuttur. Kara Avrupa’sına nazaran bu ilişki çok daha açık olup hatta lobicilik gibi de ayrıca kurumsaldır. Bunda bir değişiklik yok fakat özellikle yapay zekâya dayalı teknolojilerin her alanda önem kazanması ile beraber ABD hükümeti ile özel yapay zeka teknolojik şirketler arasında imzalanan anlaşmalar sadece ticari bir alış verişin ötesinde siyasal kontrolün özel firmalara geçmesi anlamına gelebilir mi? Çünkü yapay zekaya ait teknolojilerin yönetimi o teknolojiyi satın alanda değil o teknolojiyi üreten firmanın yönetim kurulu ve hissedarlarında olacaktır. Ayrıca savunma sanayi örneğine geldiğimizde ABD devletinin kullandığı örneğin drone’ların yönetim merci, ABD ordu komutası yerine o drone’ları satan özel firmanın geliştirdiği yapay zeka teknolojisi olacaktır. Aynı şekilde yine askeri istihbarat ile alakalı konularda da Musk’ın SpaceX uyduları devreye girecektir. ABD savunma sanayi ile 10 milyar dolarlık anlaşma imzalamış olan Palantir teknolojinin sahibi Peter Tiel tıpkı Elon Musk gibi liberalizmin evrensel ilkelerine önem vermeyen hatta demokrasiyi özgürlüğün tehdidi olarak gören anlayışa sahipler. Bu türden insanların yönettiği firmaların devletlere sattığı yapay zekâ teknolojilerin yönetimini kendilerinin ele alması liberalizmin ahlaki evrensel ilkelere dayalı siyasal ayağının tamamen yok olması demektir. Bu durum ne anlama geliyor? İlk olarak sadece örneğini verdiğimiz savunma sanayinde değil sosyal güvenlikte de kullanılan yapay zekâya dayalı teknolojiler karar alıcı mercilerin bürokratların elinden alınıp yapay zekâ teknolojisini yapanların eline geçmesine sebep olacaktır. İster sosyal ister askeri güvenlik olsun her anlamda siyasi egemenliğin özel şirketlere devri söz konusu olacaktır. Bu durum anarko-kapitalizme doğru gider mi bilemeyiz ama dünyanın belirsiz ucu açık bir sürece doğru evirildiğini rahatça söyleyebiliriz.
Bütün bu gelişmelerden sol adına günümüzde ne çıkarabiliriz? İlk olarak kişisel çıkarların biçimlendirdiği piyasacı anlayış her türlü evrensel değerlerin üzerinde olmasından dolayı sınıf siyasetine dayalı kolektif mücadele ortamının araçlarını (mesela eşitlik, dayanışma gibi) elinden almıştır. Yani diğer bir deyişle liberal paternalist devlete ve onun bilimsel aracı olan deneysel iktisada göre piyasa düzeninde zengin olmak varken piyasa karşıtlığı yaparak zenginlerle uğraşmak irrasyoneldir. Dolayısıyla kapitalist sistemle mücadele üzerine kurulu kolektif hareketler içinde yer almak mantık dışıdır. Toplumda geliştirilen bu anlayış karşısında solun hareket alanları doğal olarak iyice kısıtlanmaktadır. Fakat öte yandan her ne kadar insanlar yeniden formatlanıyor olsalar bile toplumsal sorunlar ve çözümsüzlükler gittikçe artmaktadır. Örneğin 60’lı yıllardaki Walfer State döneminde devlet-özel sektör ve işçi sendikaları üçgeni içinde sosyal sorunların çözülmesi ayrıca sistemin bekası için mümkün olmaktaydı. Ama günümüz paternalist devleti büyüyen sosyal olaylara karşı aciz kalmaktadır. Siyasi çözümsüzlük otoriter yöntemleri geliştirmeye başlamıştır. Sözde en demokratik ülkelerde ABD’de, Fransa’da otoriter yöntemlerin sıradanlaştığını görebiliriz. Ve yapay zeka, Deneysel iktisat ile beraber liberal paternalist devletin otoriterleşmesi de aynı oranda artmaktadır. Batı ülkelerinde toplumsal hareketlere karşı güvenlik güçlerinin uyguladığı orantısız güç stratejisi sürdürülebilir değildir. Onun için her an her yerde patlak veren ve verecek olan sokak mücadelelerini sol iyi takip etmesi gerekir. Artık bireyleri birey yapan Adam Smith’in görünmez elinden çok, yapay zekânın ortalama tavsiyeleri ise düzen dikiş tutmuyor demektir.
Uzunca bir aradan sonra yeniden merhaba sevgili soL haber okuyucuları…