Aydemir Güler
Yetişmek için
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:47 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:47
Aydemir Güler'in “Yetişmek için” başlıklı yazısı 11 Ocak 2013 Cuma tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Başlığa derin anlam yüklemeyin. Kastım gayet yalın: Gündem geçip gidiyor ve haftada iki kez soL gazeteye bir de portala her niyet ettiğim sığmıyor. Daha fazla yazmaya da istekli olmadığımdan bugün darmadağınık bir yazı yazmaya karar verdim.
* * *
Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasını üstümüze alındım.
“... yaptığımız resmi talebe binaen Kuzey Atlantik Konseyi, Dışişleri Bakanları seviyesinde 4 Aralık 2012 tarihinde gerçekleştirdiği toplantısında...”
Konu Patriot’lar ve eşlikçisi yabancı askerler.
Üç paragraflık açıklamada iki kez 4 Aralık toplantısına atıfta bulunulması, “Allah Allah Türkiye’ye yabancı asker getirilmesi için TBMM karar almıyor muydu?” diye bir şey akla gelir diye olmalı.
Alırım tabii üstümüze.
Emperyalizmin mantığı gereği NATO bağlı ülkelerin meclislerinden üstün. İyi de, diğer tarafta Anayasa’nın 92. maddesi var: “Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir.”
AKP istediği taklayı atsın bu ikisini uzlaştıramaz! Türkiye’ye gelen yabancı askerler hukuksuzdur.
Yasama kulağının üstüne yatmaktadır. CHP’nin Patriot’lar için Meclis görüşmesi istemekle yetinmesi tam da budur.
İşimiz yargıya, divana kalmayacaksa, bu koşullar halkın duruma el koymasını gerektirecek türdendir.
Örneğin Güven Park’ta!
* * *
Halk el koymalı, derken vatandaşları duyarlılığa çağırmış olmak istemem. Yeterince yapılıyor zaten.
Kar yağacak, önlem alın. Deprem riski var, sel gelebilir, evsizler bu soğukta ne yapacak? Vatandaş duyarlı olsun...
Birey deseler tuhaf kaçacak tabii. Çünkü birey tekil -hatta izole edilmiş olabilir- kişidir, oysa vatandaş toplumun parçasıdır.
Kar yağacak da, yakıt pahalılığına karşı birey ne önlem alsın? Köy yollarını birey mi açacak? Toplu ulaşım kepazelik halindeyse, tuz dökecek kamusal organizasyon yoksa...
Bence İstanbul belediye başkanı bu işe ailesi tarafından itildi. Aile büyükleri “bu çocuk muhallebici işimize bulaşmasın da, ne yaparsa yapsın” deyip güzelim tavukgöğsü kazandibini kurtardılar. Ama milleti yakmış oldular! Baksanıza, adam sokağa çıkmayın diyor her yağmurda...
Dili titizdir. Son soğuklarda “sokakta yaşamayı tercih edenler” dedi. Bu sözünün evsizler tarafından duyulmamasını, duyan olursa da Topbaş’ın yolunun oralara düşmemesini dilerim.
Aslında dürüst davranmadım. Dilediğim tam da budur!
* * *
Konu kişisel değil. Bunlar, liberalizmin ifrada kaçırılması anlamına gelen “neo-liberalizm” örnekleri.
Şansımız hâlâ var çünkü vatandaşın yerine başka sözcük geçiremiyorlar.
Biz vatandaşız, yurttaşız. Sınıfların üyeleriyiz. Düşüncemizle, duygularımızla ideolojik-politik gruplar oluştururuz. İdeolojik-politik tercihlerimizle çıkarlarımızı ve taleplerimizi yeniden üretiyor ve tanımlıyoruz. Vatandaş budur ve ikide bir birey niyetine çağrılanların başka bir çağrıya icabet etmeleri olasılığı az değildir.
* * *
Sol gazetesinde fazla tashih olmasından ben de şikayetçiyim. Ama burada Milliyet’ten bir tashih aktaracağım. Gazete son Kürt açılımı için Öcalan’dan aktarıyor: “bu müzakere değil istiharedir.”
İstihare TDK’ya göre “Girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını rüyadan anlamak için abdest alıp dua okuyarak uyuma” anlamına geliyor.
Ş yerine H yazmak bazen en dalga geçilmeyecek konularda insanı güldürüyor. Mizahın tanımı “düşündürerek güldürme” miydi?