Aydemir Güler
Tutmayacak dualar
Yayın Tarihi: 23.01.2026 , 23:56 Güncelleme Tarihi: 24.01.2026 , 02:08
Geçen hafta açıklık kazanan şeylerden biri de, Suriye’de 2024 Aralık’ında gerçekleşen iktidar değişikliğinin pek az anlaşıldığıdır. Konu HTŞ’nin yönetmek için ehliyet sahibi olup olmadığı üstünden tartışıldı. Emperyalizmin arkadan ittirmesiyle Şam’ı teslim alan çete “bu işi beceremeyecekti” ve dolayısıyla Suriye’de “maç” devam edecekti…
Kimileri Baas’ın bittiğine inanamadı. Laik kesimlerin direncinin aşılamayacağını düşünenler oldu. ABD Ortadoğu’ya olan ilgisini azaltacağını ilan etmemiş miydi? Gün gelir, o sıra geri çekilen Rusya bile, pragmatik ve oportünist HTŞ ile iş tutabilirdi. Kürt hareketine baktığında cihatçılığı dengeleyecek bir faktör gören de oldu, Kürt ulusunun altın çağı olarak “demokratik entegrasyonun” Rojava’dan start alacağına inananlar da…
Oysa Suriye’de bir tarihsel dönem kapandı. Artık eski anlamda bir Suriye, bildiğimiz merkezi iktidar, ulusal devlet, kendince meşru ve hukuksal egemenlik mekanizmaları falan olmayacaktı. Bağımsız, modern, laik Suriye bitmiş oluyordu. Öyle ki, Suriye’nin “bundan sonra ne olacağı” yanlış sorudur. Ülkenin sadece adı kaldı!
Emperyalizmin tesis ettiği egemenlik de karakter değiştirdi. El koydukları ülkede tek ve bütünlüklü bir işbirlikçi iktidar tesis edilemez, çünkü, tekrar edeyim, artık öyle bir ülke yok…
2024 Aralık’ında olup biten, bu kadar radikal ve sert bir gelişmedir. Suriye denen coğrafyanın normali, belli başlıları İsrail, HTŞ ve PYD olan, ama sayısız orta ve küçük boy aktöre sahne alma şansı sunan bir kaostur. Emperyalizmin sorun çözme, model üretme gibi “kurucu” eylemler için ne niyeti ne yeteneği vardır.
Yeri gelmişken; işlerin böyle bir zemine akması ise sürpriz sayılmaz. Leninist analiz yüz yılı aşkın süre önce emperyalizmde yıkıcılığın esas olduğunu saptamıştı. 21.yüzyılda emperyalizm, işçi sınıfının ve sosyalizmin frenleyici etkisinden özgürleştiğinde, mantıksal sonuçlarına yürüdü. Bu sonuçlar Irak, Libya, Afganistan gibi, bir zamanların modernleşme yolundaki (yani aşiretlere dayalı, feodal yapıların aşılmaya başladığı) ülkelerinden geriye, bütünlüklü yapıların kalmamasından anlaşılmış olmalıydı.
Ne var ki, Ankara Suriye’nin ulusal birliğinden dem vurmayı sürdürüyor… Bahçeli’nin ilan ettiği manifesto bunu formüle ediyor. Türkiye’nin parçası olduğu operasyonun ABD ve İsrail çizgisi ile uyumlu olması bu teze güç katmaz. Zira emperyalizm ve ona eklemlenmiş durumdaki Siyonizmin, dile getirilmese de stratejik yöneliminin adı kaostur.
AKP-MHP, Suriye’nin birlik ve bütünlüğünün hem yıkıcısı, hem duacısı durumunda. Bu duanın, yani birleşik, üniter bir devlet savunusunun HTŞ’de yankılanması ise normal. Ankara da, Şam da, Suriye’nin “birlik ve bütünlüğünden” yana çıkarlara sahip olabilir. HTŞ iktidarını sağlamlaştırmanın, AKP ise kontrol edemeyeceği etkilere karşı kendini korumanın peşinde…
Ama tutmayacak duaya âmin demelerinin kıymeti yok. Şeriatçı HTŞ’nin Suriye’yi yönetebilmesinin, PYD’nin bunun içinde erimesinin veya biat etmesinin, dağılan Suriye’nin merkezi bir yapıda bir arada tutulmasının gerçekliği olamaz. Bunun için yurttaşlık hukuku lazım. Cihatçı çeteden çıkmaz bu…
Daha tuhafı ise, güney komşusu için birlik-bütünlük vurgusu yapan AKP-MHP’nin Türkiye’yi Osmanlı modeline döndürme tutkusu. Bu hedef çoktan ilan edildi: Millet sistemi, din kardeşliği, ümmetçilik, Cumhuriyet düşmanlığı…
Suriye’ye bütünlük, Türkiye’ye parçalılık. Suriye’ye yurttaşlık, Türkiye’ye cemaatçilik!
Oysa son çeyrek yüzyıl, Türkiye’nin dokularına bu giysinin uymayacağının kanıtı olarak da okunabilir. Yıkıyorlar, ama yerine bir yapı kuramıyorlar. Gerici dualar tutmayacak. Bir hesaplaşmaya gidiyoruz. Suriye’deki dönemeç hesaplaşmaya yaklaştığımızın işaretidir. Türkiye’ye yakışan, bir emekçi cumhuriyetidir.