Saygının Ötesi

19/04/2009 Pazar
Saygının Ötesi

"Bir süre ölmemem gerekiyor" diyen, "kendime değil, ama arkadaşlarıma yapılana katlanamam..." diyen, sakin ve kızgın, çok hasta ve çok enerjik Türkan Saylan'a saygı duyduğumu söylemeliyim. ÇYDD'nin düzen içi bir faaliyet alanı ve perspektifi olduğu doğrudur. Eğitimin metalaşmasına karşı değil, bu metayı alım gücü olmayanlara yardım etmeye uğraşmanın sınırları vardır. Devletin eğitim alanının bütününü kamusal bir hizmet olarak organize etmesi biricik köklü ve gerçekçi çözümken, söz konusu alanın tarikatlara terk edilmemesi için uğraşmanın da sınırları vardır.

Türkan hanım, bence kuşkusuz bu sınırların farkındadır. Ve düzen içi bir mücadele yürütmektedir. Bu uğraşın hem düzen içi, hem de saygın bir mücadele olması, hiç olmazsa, bizim ülkemiz için ilginçtir.

"İlginç" sözcüğünü halkımızın her niyete kullandığı gibi yazmıyorum. Türkiye'de Türkan hanımlara çok sık rastlanmıyor. Öyle ki, zaman zaman bu türün bizim topraklarımızdan yitip gittiğini düşündüğümüz bile olmuştur. Türkan hanımın varlığı bu değerlendirmeyi geçersizleştirmemiştir. Sadece, fazla kestirmeci yorumları boşa çıkartmıştır.

Topraklarımızdan -esasen ve gerisinde nadir istisnalar bırakarak- yitip giden nedir, peki?

Lafı çok dolandırıp dallandırmaya gerek yok. Türkiye'nin yarım yamalak burjuva devrimi radikalizm değil ürkeklik ve uzlaşmacılık üretmiştir. Bu sürecin kazanımlarını, bir karşı-devrim alaşağı etmemiştir. On yıllara yayılan ve burjuva devrimini yok etmek adına değil, tersine tahkim etmek için hayata geçirilen önlemler dizisi, giderek bir karşı-devrim biçimini almıştır. "N'oluyor demeye" çok kalmış, geriye dönüş göstere göstere yaşanmıştır.

İkinci dünya savaşında Ankara'yı ve Babiali'yi saran nazi sempatisi, Kore utancı, 27 Mayıs'ın baştan Amerikancılığını ilan edişi, 12 Mart, faşizmin yükseltilişi, 12 Eylül, Türk-İslam sentezi denen neo-liberal ucubenin tahta çıkışı, sonra devletin anti-Kürt bir eksende yapılanması, AKP'nin iktidara tırmanışı, Osmanlıcılık hezeyanları...

Söyleyin, aralarındaki "darbe"ler dâhil bunların hangisi sürprizdir? Hangisi önceki sürecin büsbütün inkârıdır?

Türkiye'de ilerleme ile gerilemeyi birbirinden ayrıştırmak, pratikte neredeyse olanaksızdır.

Samimi demokratlar bu tarih boyunca çok acı çekmiş, üzülmüş olabilirler. Cumhuriyetin fazilet olduğuna inananlar, kapıkulluğundan çıkıp köye yönelen yeni memurlar, evlerinden taşan kadınlar, öğrenmeye ve öğretmeye kendilerini adayanlar... bunların samimiyetlerinden kuşku duymak için neden yoktur. Ancak samimi demokratların samimi bir burjuva demokratik devriminin kadroları olamamaları hali, kişiler üzerinden ters yüz edilemeyecektir. Bu insanların çokluğu bizim burjuva devrimimizi adam etmeye yetmez.

Tersine, yarım yamalak devrim bu insanların emeklerini, mücadelelerini heba eder. Bu kadroların "lanet olsun" dediklerine, kıyı kasabalarına veya batı ülkelerine sığındıklarına, inzivaya çekildiklerine, ideallerine ihanet etmezlerse bile yaşamlarını küçük mutluluklara endekslemelerine, hatta azar azar kendilerini zehirlercesine intihar yaşamları kurmalarına az rastlanmamıştır. Bağlandıkları devrim öyle pazarlıkçı, öyle ürkek, öyle ilkesiz, öyle devrimden uzak biçimde hayata geçmektedir ki, bizim burjuva devrimcilerimiz için büyük ihanetler veya şiddetli intiharlar sıra dışıdır. Çürüyen bir uyumun alternatifi, en fazla sessiz bir uyumsuzluk olur.

Türkan hoca, anladığım kadarıyla böyle bir kuşağın parçası, o kuşağın kaderine meydan okuyan sıra dışı bir önderidir. Tanımlamaya en küçük bir küçümseme anlamı yüklemeksizin söylüyorum Türkan hanım 21.yüzyılda örneği kalmamış bir burjuva demokratıdır. Hocayı ölmeyi erteleyip kavgaya girmeye iten güdü, ne yazık ki istisnaidir.

Türkan hanım bu nedenle büyük bir saygıyı hak etmektedir.

Ancak bu yalnızca bir saygı yazısı değildir.

Türkan hanımların emeği, Türkiye burjuva devriminin çapını genişletemez, trajedisini telafi edemez. Bu genel olarak mümkün olamayacağı gibi, güncel anlamda da gerçekçi değildir.

AKP karşı-devriminin geride kalan 2002-2007 konjonktüründe, ufku burjuva devriminin kazanımlarıyla sınırlı, devlet merkezli ama toplumsal bir hareketlenme yaşanmış ve bu 2008-2009'da tasfiye edilmiştir. Artık darbecilikle suçlanan bu hareket, dakika başına düşen kelime sayısı itibariyle Evren'in gerisine düşmüş bir genelkurmay başkanının afakî konuşmaları ve geçmiş olsun elçileri eliyle kontrol altına alınmaktadır. Cumhuriyetin reddine itiraz eden dinamizmin kendisinin, bu reddin maddi zeminini oluşturan ağır çürümeden payını aldığı ve tam da bu nedenle kolay dağıtıldığı görülüyor.

Burjuvazinin devrimini terk ettiği noktada, sonsuz derecede "daha iyi" burjuva devrimcilerinin bayrağı alması yetmiyor. Devrimin karakterinin değişmesi, sosyalizme açılması, o güne kadarki kazanımların ve geleceğin biricik güvencesi haline geliyor.

Bu dönüşümün parçası olmayan emeklere saygı duyulmalıdır. Saygının ötesi ise sosyalizm mücadelesidir ve bu konunun dışındadır.

ÖNCEKİ YAZILARI

Geri dönüş mü? 13/11/2019 Çarşamba
Bir koridor hikayesi 06/11/2019 Çarşamba
Hutbe istemez 30/10/2019 Çarşamba
Saatin alarmı 23/10/2019 Çarşamba
Suriye notları 16/10/2019 Çarşamba
Yönetememek ve hazırlanmak 02/10/2019 Çarşamba
Bulunduğumuz yol 25/09/2019 Çarşamba
Hatırlamak ve örgütlenmek 18/09/2019 Çarşamba
Unutulma hakkı 11/09/2019 Çarşamba
Suriye’de işin özeti 04/09/2019 Çarşamba