Aydemir Güler
Sakık Sakıklığını mı yaptı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:13 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:13
Ne yazayım derken, Sırrı Sakık’ın MİT’e teşekküründen başlayıp, bu çizgi Cumhurbaşkanlığı seçimine nasıl gider diye kurcalayacaktım.
Sonra Tuncay Özkan’ın sözlerine denk geldim: Cemaate karşı AKP’yle el ele!
Belli ki o da aynı limana doğru yolculuğa çıkmıştı... Özkan da Sakık da, kişisel olarak veya yakınları, dostları üstünden acı çekmiş insanlar. Bugün Erdoğan şakşakçılığında buluşan, dünün mağdurlarına “değer miydi” demekten kendimi alamıyorum. Madem bugün Erdoğan’a koltuk çıkacaktın, o kadar badireye değer miydi, be kardeşler!
Sakık’a Özkan eklendi. Ama asıl, ben yazımı yazmaya koyulduğumda, baktım ki Ender Helvacıoğlu benden erken davranmış. Sevgili Ender ortaya çıkmakta olan yeni ittifakı yazmış, bu ittifakın Çankaya yoluna döşeyebileceği kirli taşları da yazmış...
Madem öyle, ben yol yakınken direksiyonu kırayım.
Zaten bir diğer BDP’li araya girdi ve Sakık’ın tuhaflığını gidermeyi denedi. Grup Başkanvekili Pervin Buldan haklıdır. MİT’e teşekkür etme hakkı yoktur. İyi demiş.
Peki “Sakık’tır ne yapsa yeridir” mi diyeceğiz?
Bir gün önce konuşan Zübeyir Aydar’ın AKP’ciliğini ne yapacağız peki? İsterseniz KCK adına çıkan o sesin karşısına da doğrudan Kandil mesajlarını yerleştirelim. Çık çıkabilirsen içinden!
Yoksa artık, kısaca Kürt ulusal hareketi, Kürt siyasi hareketi vb terimlerle anlattığımız bildik gelenek, bir hareket olmaktan çıkmış mıdır? Yoksa “hareket” denen şey beş benzemezin yan yana durmasıyla mı oluyor!
Okurların bir bölümü benim fikrimi biliyorlar. Bana sorarsanız, siyasette etkinlik güçlerin yoğunlaştırılıp karşı tarafın en zayıf noktasına en büyük kuvveti uygulamakla elde edilir. Eğer hareketiniz her tarafı başka türlü oynayan, kaşı gözü farklı yerleri gösteren, yalpalaya yalpalaya yürüyen bir tuhaflıksa, etkinlik, verimlilik beklemeyin.
Bakın, araya ne leninist örgüt teorisi, ne merkeziyetçi parti falan sokmadım. Pratik, yalın bir durumdan söz ediyorum. Okurlar arasında hiç benzeri yoktur, ama deyim artık oturdu Türkçemize, “Bilal’e anlatır” gibi yazdım.
Peki Kürt siyasi hareketi ne yapıyor?
Daha iyi bir soruyla devam edersem yoksa Kürt siyasi hareketi çoktan bölündü de, biz mi farkında değiliz?
Bunun yanıtı hayır’dır. Zira herkes ve her şey bir yana, ortada bir Öcalan gerçekliği var. Liderin oluşturduğu olgunun adı “birlik”. Ve bu durumun sürüp sürmeyeceği ayrı bir tartışma konusu. Orada sosyal sınıflara, örneğin Diyarbakırlı işadamlarına, Kürt kitleleri içindeki kadın, kentli emekçi, Alevi gibi laik birikimlerin ağırlığına bakmak gerekir. Bugünün konusu değil...
Daha da inceltilmiş bir soru olarak, bu sürekli ve aynı anda farklı yönlere işaret etme halinin, ilgili siyasi hareket için işlevinin ne olduğu ortaya atılabilir.
Bence bunun şimdilik bir işlevi var.
Yine Ender’in not ettiği gibi Kürt hareketi yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci turda, yine kendi içinde tartışmayı ihmal etmeden, sola doğru kırptığı gözünü öne çıkartabilir. Sonra ikinci turda, hiç sağa çark etmeden işi daha da radikal biçimlere büründürüp boykota koşabilir. Bu “solculuk” Erdoğan’a iyi pas olur, doğrusu.
Tabii aday belirleme sırasındaki göstermelik solculuğun, sağcıların canını sıkmamasının da yolu bulunur. Bugünden başlayarak AKP’nin seçimden anladığı baskı ortamını görmezden gelmek, Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanını halk seçiyor” demagojisini “böylesi eskiye göre daha iyi tabii” şeklinde aklamak... Böylece önce sağ, sonra sol yapıp arabayı Erdoğan’la yan yana sürmek pekala mümkün olabilecektir.
Bu tabloya “işte demokrasi, işte çokseslilik” diyecek olan mutlaka çıkar. Benim çıkartacağım sonuç ise şu olur: Siyasette odaklanmamak, yoğunlaşmamak sadece verimliliği azaltmıyormuş. Bir de, bundan daha vahimi, arabayı sağa çekmek anlamına geliyormuş.