Özür

31/08/2015 Pazartesi
Özür

İnanın şaka yapmıştım. Daha dört gün önce Figen Yüksekdağ’ın ettiği bir lafı tutup mantıksal sonucuna taşırsak, saçmalığa varacağını kastetmiştim. Hükümete verdikleri vekillerin orada da partinin görüşlerini dile getireceklerini söylemişti ya; ben de bundan sonraki adımın hükümeti demokratik tartışma veya mücadele alanı saymaya gittiğini yazdım. Aklımca can evinden vurduğumu zannediyordum...

HDP Parti Meclisi lafı ağzıma tıkadı: “Seçim hükümeti de bir mücadele alanıdır…” Öyleymiş; öğrendik. Yanılmışım, özür dilerim. Gidilen bir saçmalık yokmuş, zaten ordalarmış!

Meğer başka duyduklarımıza inanmalıymışız. Mesela seçim öncesi sol ittifak temaslarında birilerinin birilerine sadece ittifak ve milletvekilliği önermiş olmadıklarını söyler veya ima ederken bir bildikleri varmış. Bildikleri arasında Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin nereden nereye gitmekte olduğu da varmış. Kastım eski başkan yeni bakan beyin kendisi değil. Zaten biz de biliyorduk, Alevi hareketinin bir kuşatma yaşadığını, abluka altına alındığını ve içten içe çürüdüğünü. Bunların ötesinde ba(ş)kan, Davutoğlu’nun sofrasına çağrıldığında ve katılmasının normal sayılmasında bugünlerin izini bulmak zorundayız. Her şey kurgulanmış olarak hayata geçiyor değil, elbette. Yani bir yemek sofrasından bakanlık koltuğuna merdiven dayandığını iddia edemeyiz. Ama belli ki arkadaşımız sınavı vermiş, operasyondan geçmiş. İktidara gittiklerini söyleyenler bu sınavın sonuçlarını kimlerle birlikte irdelemiş olabilirler?

Bunu söylemek için erken davranacak mıyız, yoksa gelişmelerin olgunlaşmasını mı bekleyeceğiz? İkincisi yanılmanın bir başka türüdür artık.

Engin Ardıç’ı da uyarmak isterim. Edepsiz dili nedeniyle değil. O konuda kimden bulacaksa ondan bulsun; küfrün her zaman daha tumturaklısı vardır. Bende olmadığına üzülmüyorum… Ardıç kalkmış, “bizler iktidara” diyen HDP ile kafa bulmuş. Sıcak yaramadı bunlara diyor. O kadar basit değil. Hükümet mücadele alanı olabildiğine göre, hem devrim yolunda yürünür, hem de karşı-devrimci hükümetlerde yer alınır.

İnanırım, sonra dönüp “iktidar perspektifi işte, daha ne istiyorsunuz” bile derler. Bugün burjuva iktidar perspektifi, yarın sosyalist iktidar perspektifi… İlerlemiş oluyorlar!

Bunlar mümkündür, çünkü memleket, Ardıç gibilerinin vazgeçilmez katkılarıyla aklının büyük kısmını peynir ekmekle yemiş bulunuyor. Şule’nin (Süzük) soL portalda daha yeni aktardığı gözlemi bir tatil kasabasında fazla kaçırılan içkiyi anlatmıyor. Memleketin “özgürlük mahkumları adlı protest şarkıda hoppidi hoppidi” oynamak için içmesi artık gerekmiyor.

Ama yine de ben Suruç’un üstüne koalisyon binası çıkılmasıyla alay edemiyorum. O güler yüzlü çocukların ölülerine yaslanmış bir merdivenden bakanlığa tırmanılmasını anlamak istemiyorum.

Ne çare, anlamakla kalmayıp anlatmak zorundayız. Şakayı bir yana bırakıp acımasız olmak pahasına. Yoksa yanılırız ve operasyon yeriz.

Mesela Alevi hareketi operasyon yemiştir. Operasyon öznesinin birtakım kalitesiz kariyeristlerden ibaret olduğunu düşünmek çok ağır bir yanılgı olur. Bugün kişisel, basit, “sadece örgütsel” olanın altına bakma günüdür. Oradaki toplumsal, sınıfsal, siyasal manayı yakalamazsak yanılır ve yanıltırız.

Kimden nerede nasıl derlendiğini bilmediğimiz konularda, siyasette sonuçların olgunlaşması beklenmez. O saat geldiğinde siyaset kaybedilmiş olur çünkü. Bakın bugün sonuçlar olgunlaşmakta ve Türkiye solu 7 Haziran’da “valla liberal değiller” diye girdiği kuyruktan “iktidara yürüyoruz” enayiliğine ittirilmektedir. Bu malzeme artık kayıptır.

Demek ki “bir yudum mutluluk” arayışıyla empati kurmamakta haklıymışız. Mutlu olmayalım mı yani diyen solcu, tüm gün kahvede pişpirik oynarken bakan tanıdığıyla övünenlere döndü!

Masaya henüz oturmayanları kurtarmak için pişpirikçilerin akıl hocalarını düştükleri kötü yola terk etmeliyiz. Bunlar arasında bakan tanıdık edinmek için Türkiye’de liberalizm tehlikesi olmadığıyla başlayan tiratlar attıran ve sadece HDP’yi değil, CHP ve AKP’yi aklayanlar vardır. Bunların entelektüel düzeyini anlatan deyimler Engin beyin yazılarında mutlaka bulunur.

CHP demişken; İhsan hocadan boşalan yer için şimdiki görevini bilmediğim eski Burdur Müftüsünü öneririm. O, Muhammed için “yaşasaydı Saraya giderdi” falan demeyecek, ısmarlanan yerde, ısmarlanan liderle birlikte resmini çekip facebooka koyacaktır. Yani sırf CHP’ye değil, inşallah maşallah muhalefetinin her türüne yakışır. Aşağıdaki Çanakkale hurafesi Müftü Halil Arık’a aittir.

“1915’te kabrini ziyaret eden bir Hindistanlı hacı, Peygamber Efendimizi makamında göremiyor ve olayı yanındakilere anlatıyor. Hindistanlı’ya inanmayan bir görevli o gece rüyasında Peygamber Efendimizi görüyor. Hz. Muhammed rüyada, ‘Gördüğü doğrudur, ben kabrimde değildim. Ben Çanakkale’de var olma, yok olma savaşı veren, yedi düvele aslanlar gibi karşı koyan Türk evlatlarıma yardım ettim’ diyor.”

Bu yazı çıktıktan sonra meclis partileri, kolunu bacağını çekerken Halil hocaya zarar verebilirler. Şimdiden özür dilerim.

ÖNCEKİ YAZILARI

40 milyar; hem de dolar… 18/01/2020 Cumartesi
Yüzüncü yıla kutlama 01/01/2020 Çarşamba
Paralı eğitim çökerken 18/12/2019 Çarşamba
İşçinin gözünden bakmak 27/11/2019 Çarşamba
Kriz ile anlamak 20/11/2019 Çarşamba
Geri dönüş mü? 13/11/2019 Çarşamba
Bir koridor hikayesi 06/11/2019 Çarşamba
Hutbe istemez 30/10/2019 Çarşamba