Osmanlı'nın Son Oyunu

08/04/2009 Çarşamba
Osmanlı'nın Son Oyunu

İttire kaktıra ilerlemeye alışık bir Türkiye, 21. yüzyılın başında büyük bir dönüşüme hazır hale gelmiş olabilir mi? İddia edildiği gibi Tayyip Erdoğan bu ölçülerde bir lider midir? Türkiye, iktidar mücadelesini kazandıktan sonraki Mustafa Kemal'le, Menderes'le, Ecevit'le, Özal'la yapamadıklarının bir benzerini Erdoğan'la yapabilir mi?

Ülke bu on yıllar boyunca, hiç kuşkusuz ilerlemiş, değişmiştir. Ancak geçen yazıda değindiğim gibi bu değişim, zamana yayılan, öngörülenden dikkate değer ölçüde sapan ve bir kriz sarmalında mehter takımı taklidi yapan bir değişimdir. Sürecin geneli görkemli bir gelişimi değil, kriz dinamiklerinin baskın karakterini yansıtır.

Söz konusu sarsak gelişmenin emekçilerin çıkarlarına göre tasarlanmadığını söylemeye gerek bile yok. Her tarihsel dilimde, içerde sömürü ilişkilerine dayanan, egemen sınıfı güçlendirmeye, bu anlamda sömürüyü artırma ve sağlamlaştırmaya yönelen, Türkiye'yi bir biçimde emperyalist-kapitalist sistemin parçası haline getirmeyi öngören bir program denenmiştir. Aksak topal ilerleyen budur. İşçi sınıfının ve genel olarak halkın durumuna ilişkin hayallere kapılmanın anlamı yok. Her dönemde hayale kapılanlarımız ise olmuştur...

Değil burjuva gelişimin halkı ihya etmesi, daha makul bir hayal bile gerçekleşmemiş, kapitalist gelişim Türkiye'de nesnel motor güçleri ve değişimci düşünsel atmosferiyle, sonradan kapitalizmin bentlerine sığmayıp taşabilecek bir devrimci havayı da getirmemiş, dayatmamıştır.

Oysa her defasında burjuvazi aynada bu tür hayaller görmek istedi. Görüntüye kişiliklilik derecesine bağlı olarak kâh muasır medeniyet, kâh küçük Amerika dendi, bazen sosyal-demokrasi bazen dinsel faşist tonlar kullanılarak liberalizm tablosu çizilmek istendi. Ama ortak payda aksak ritim ve krizdir.
AKP ile birlikte bu makûs talih mi kırıldı?

İddia budur. Her defasında olduğu gibi burjuvazi de halk da inanmak arzusundadır. İlki alçakça, ikincisi safça...

2000'leri ayırt eden temel farklılık, inisiyatifin bütünüyle emperyalizme geçmesi. Burada kast edilen düz bir sömürgeleşme değil kuşkusuz. Türkiye eski tip sömürgeciliğe konu olamayacak genişlikte ve gelişkinlikte. Ama sonuçta fark etmiyor. Türkiye çok sayıda açmaza alınarak yola sokulmuştur ve bir sömürgenin biçareliği yaşamaktadır.

Buradan bölgesinde etkin, onun bunun arasını bulan ve nüfuzu her geçen gün artan, bu etkinliğini ekonomik ilişkilere aktaran ve halkına küçük de olsa kâr payı dağıtabilecek ölçülerde zenginleşen, Kürt sorununu nüfuz genişlemesinin enstrümanına dönüştüren, AB'ye giren, ABD'ye stratejik müttefiklik eden ve bu haliyle toplumsal-siyasal krizlere bağışıklık düzeyini görülmemiş ölçülerde arttıran, artık geçmişe oranla çok daha kolay yönetilen bir Türkiye çıkar mı?
Bu neredeyse tıpa tıp mevcut AKP iddiasıdır ve başarısının takdir edilmesi gereken tek bir yönü vardır: Büyük bir çöküntüyü, bir kepazeliği, bir felaketi kendince pozitif bir ideolojiyle örtebilmesi...

Hepsi budur.

Gerçekte Türkiye kapitalizminin büyümesi önceki uzun dönemlere oranla çok daha düşük oranlarda gerçekleşmiştir. Bu büyüme istihdam yaratmayan, çoğunluğun daha iyi değil daha kötü beslendiği, daha fazla değil daha az okuduğu, daha sağlıklı olmadıkları, kentleşme değil kent yağması getiren, toplumda kaderini ele alma değil teslim etme duygusunu yayan, halkın görülmemiş ölçüde aşağılandığı ve aşağılanmayı kabullendiği, uluslararası ilişkilerde demagojiyi kişiliğin yerine geçiren, toplumsal yarar açısından büsbütün zarar ziyan alanlarda, üretken ve ilerletici olmayan biçim, hizmet ve ürünlerde gerçekleşen bir "dönüşüm"dür.

Gerçekte Türkiye'de toplumsal ilişkiler gerilemekte, cemaatleşme tarikatların egemenliğine götürmektedir. Kore'ye asker gönderip NATO'ya dilekçe vermenin ötesinde bir yalakalık söz konusudur. AKP Türkiye'si, Kürt sorununu çözmemekte, iç savaşla sonuçlanabilecek patlamalara ve bölünmeye yaklaşmaktadır. Çevresinde saygı değil, kaygı yaratmakta, başkaları adına tehdit taşıyıcılığı yapmasıyla, muhtemelen iğrenme duygusu salgılamaktadır. Türkiye dinci piyasacı bir faşizme gitmektedir...

Emperyalizmle birlik olununca çağ atlanacağı yolundaki kadim ideoloji yürürlükte. Ama emperyalizm, hele 2009 itibariyle en yıkıcı evrelerinden birini yaşıyor. Yabancı kapitalizm ne zaman inisiyatif alsa, orada ilerleme ancak büyük maliyetleri olan bir sonuç biçiminde kendini göstermiştir. Bugünkü emperyalizm ise ilerleme fikrine kökten düşman.

Bu tabloda pozitif bir çıkış yolu olarak pazarlanan Osmanlıcılığın tutma şansı yoktur. Erdoğan'ın Osmanlıcılığı, Abdülhamit'in İslam birliği gibi, İttihatçıların paylaşım savaşına kontur çekip dalmaları gibi bir felaketin arifesidir.

AKP ile birlikte Cumhuriyet konseptinin çözülmesini, "sorun çözme yeteneğinin geri gelişi" olarak pazarlamak deli saçmasıdır. Emperyalizmin ağırlık koymasına yapıcı rol yüklemek, züğürt tesellisi değil, maaşlı işbirlikçilik olabilir ancak.

Kimileri "one minute, one minute" diyecektir. Onların ağzına Batı basınında artık alenen yapılan "Erdoğan'ın en değerli aktif varlığı Batıyla tartışmalarıdır" türü yorumlar tıkılıp susturulmalıdır.

Osmanlı projesi, Türkiye'nin kendince bir emperyalist güce dönüşmesini vaaz ediyor. Gerçeğimiz bir kez daha krizdir.

ÖNCEKİ YAZILARI

Geri dönüş mü? 13/11/2019 Çarşamba
Bir koridor hikayesi 06/11/2019 Çarşamba
Hutbe istemez 30/10/2019 Çarşamba
Saatin alarmı 23/10/2019 Çarşamba
Suriye notları 16/10/2019 Çarşamba
Yönetememek ve hazırlanmak 02/10/2019 Çarşamba
Bulunduğumuz yol 25/09/2019 Çarşamba
Hatırlamak ve örgütlenmek 18/09/2019 Çarşamba
Unutulma hakkı 11/09/2019 Çarşamba
Suriye’de işin özeti 04/09/2019 Çarşamba