O bile içerdeyken...

09/01/2012 Pazartesi
O bile içerdeyken...

Koskoca eski genelkurmay başkanı içerdeyken, gazetecinin, avukatın, öğrencinin, hatta hocanın lafı edilir mi?

Onlar tutuklanmamış, alçakça öldürülmüşlerdir gerçi ama benzeri bir cümle koca paşa içerdeyken 20-30 kaçakçının veya köylünün lafı mı edilir, biçiminde de kurulabilir!

Geçen hafta İlker Başbuğ'un tutuklanmasını, sonuçtan yola çıkarak değerlendirecek olursak yukardaki ilk cümleyi kurabiliriz. Özellikle Şık-Şener ve Ersanlı-Zarakolu tutuklamalarıyla şekillenen politik atmosferin, sanıldığının aksine AKP tarafından biçimlendirilmesinde son fırça darbesi Başbuğ üstünden atıldı.

Solda ve söz konusu olan iktidarın eleştirilmesi olduğunda (sol) liberal, demokrat kesimlerde “sanılan”, baskıcı pratiklerin AKP'yi yıprattığı, zeminini aşındırdığı.

Böyle sananlar yanılıyor.

AKP'nin freninin olmadığını kaç kez yazdık acaba soL Portal'da? Bu parti, saldırganlığının tatmin olması, doyması nedeniyle durmayacaktır. AKP'nin anti-demokratik yüzünün deşifre olması nedeniyle alan kaybedeceğini düşünenler, son derece öznel, kendi kafalarındaki tasarıma ilişkin bir şey söylemiş oluyorlar. Adalet Ağaoğlu'nun geçenlerde bir TV söyleşinde dile getirdiği gibi kaygılanıyorlar. Erdoğan hakkındaki pozitif varsayım ve beklentilerinin avuçlarından kayıp gitmesine üzülüyorlar.

Erdoğan hakkındaki yakın geçmişteki bu yaklaşımın kendisi tarihsel bir yanılgı, hatta ağır suçtu. Bu kesimler duruma yeni ve çok büyük bir gecikmeyle aymış olmanın utancıyla abartmaktadırlar.

AKP radikal bir rejim değişikliğinin önünü açabilmek için hep daha fazla kuvvet uygulamak zorundaydı. Metin Çulhaoğlu'nun deyimiyle o kadar çok “devri sabık” yarattı ki, artık durması, duraklaması da olanaksız hale geldi. Bir tempo kaybı halinde bile bu kadroyu bir avuç suda boğmaya istekli sayısız kesim ortaya dökülecektir.

Ancak kendisi duralamadıkça veya bir engele takılıp ciddi biçimde tökezlemedikçe, AKP'nin öyle demokrasi eleştirileriyle tarz değiştirmesi mümkün değildir. AKP kendi yolunda başarılıdır.

Bunun son kanıtı, Başbuğ'un silahlı çeteyle suçlanmasına yakın bir duruma denk düşen eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'dır. Gerek sosyal demokrat gerek Alevi kimliğiyle yeterince önemli bir siyasal figür olduğunu düşünebileceğimiz Oktay'a yönelen suçlama yargıyı etkilemek! Eski Adalet Bakanının yargıyı etkilemekten, eski Genelkurmay Başkanının silahlı çeteden suçlanması hoş olmaktadır, doğrusu.

Kemalist veya daha doğrusu Birinci Cumhuriyetçi kesimin gömüldüğü sessizlik ve etkisizlikse trajiktir. AKP'nin rejimine geçmişin restorasyonu üstünden bir direnç gösterilemeyeceğini uzun uzun anlatmaya gerek mi var? Dinci gericilikle mücadelenin sosyalizmin işi olduğu iddiası ek bir kanıt mı gerektiriyor? Eski kadroların sergilediği iktidarsızlık ve bundan çok daha önemlisi kişiliksizlik hali bu işin çoktan bittiğinin kanıtıdır. Siyasal yapının değişimi, galiba, Birinci Cumhuriyetçiler için, kimin kime hangi uçak ihalesinden, hangi yazlık siteden gebe olduğunun sır gibi saklanmasının bedeli olarak anlam taşıyor. Böyle bir “muhalefet”in tepesinde de AKP ter ter tepiniyor.

ÖNCEKİ YAZILARI

Hatırlamak ve örgütlenmek 18/09/2019 Çarşamba
Unutulma hakkı 11/09/2019 Çarşamba
Suriye’de işin özeti 04/09/2019 Çarşamba
Hangi siyaset, nasıl siyaset? 28/08/2019 Çarşamba
Bayram değil seyran değil 21/08/2019 Çarşamba
Güvenli bölge, bataklık bölge 14/08/2019 Çarşamba
Bizim Cüneyt 07/08/2019 Çarşamba
Organize suç olarak ırkçılık 31/07/2019 Çarşamba
Yangın 17/07/2019 Çarşamba
Günlerin getirdiği… 10/07/2019 Çarşamba