Aydemir Güler
“Kürt Açılımı” halka da açılacak mı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:47 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:47
Aydemir Güler'in “'Kürt Açılımı' halka da açılacak mı?” başlıklı yazısı 7 Ocak 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Doğrusu, insanlarımızın ölüp gitmesine son vermeyi birinci sıraya yazmaktır.
Doğrusu, bütün etnik kökenlerden insanlarımız arasında açılan mesafeleri gidermenin çaresini aramaktır.
Doğrusu, bütün vatandaşlarımızın eşitliğinin fiilen ve hukuken, bütün alanlarda güvence altına alınmasıdır.
Doğrusu, ulusal, kültürel farklılıkların bir üstünlük veya hor görme nedeni olamayacağı bir ülke istemektir.
Doğrusu adaletin damga vurduğu bir yaşamı hedeflemektir...
“Kürt sorununun çözümü” dendiğinde ben bunları anlarım.
Başkaları bir yana, bir kere bu sürecin yöneticisi AKP’ye bakınca “ne alaka” derim.
“Öcalan’la görüşülür mü hiç” demem. Tersine, ortada can yakan bir sorun olduğuna göre, elbette görüşülecek. Kimin kiminle görüşmesine gerek varsa, onlar görüşecek!
Doğrudan ilgili herkesin temkinlilikten söz etmesine, kimsenin acele etmemesine bakılırsa, tersinden, bu müzakere turunun daha özenli hazırlandığını düşünebiliriz.
Ancak benimki temkinliliğin ötesinde bir güvensizlik ve bu güvensizlik somut veriler dünyasıyla ilgili değil. Ben herkesin görebileceği yere bakıyorum ve Başbakanın daha yeni “Kürt sorunu çözüldü” dediğini hatırlıyorum. Çözüldüyse şimdi ne?
Hükümetin Roboski’de kelle vermemek için bu denli çok enerji sergilemesi, verilecek kellenin fazla büyük olmasından kaynaklanmıyorsa nedir, diye sormayı pişmiş aşa su katmak sayamıyorum.
ABD’nin son formülasyonu var sonra. “Kürt devleti kurulmayacak ama Türkiye bölünmeyecek” şeklindeki bulmaca bir “zihni sinir projesi” mi? Yoksa hükümetin AB yerel yönetim şartnamesine koyduğu şerhleri kaldırması bir rastlantı değil mi?
Davutoğlu’nun bütün sınırların kalkması dileği, insancıllığını mı, ütopistliğini mi, yoksa emperyalist-kapitalist sistemle uyumunu mu belgelemektedir?
Yeni Kürt açılımı AKP liderlerinin rüyalarında duydukları, “yahu bu Kürt sorunu yüzünden insanlar ölüyor, ülke bir türlü demokratikleşemiyor” diyen bir sesten mi kaynaklanmıştır? Yoksa Şerafettin Elçi’nin cenazesi bir duygu selini mi tetikledi?
Yoksa bu işte daha reel politik gerekçeler mi var? Örneğin, “Kürt cephesi hallolmadan Ankara’nın Suriye’yi düşürmesinin mümkün olmaması” bir faktör müdür?
Bir diğer kaygı başlığı da “açıklık” olmalıdır. Geçmişte yapılan, kamuoyuna yansıyan ve yansımayan bütün müzakereler bıçak gibi kesilebilmişti. En az yirmi yıldan söz ediyorum!
Müzakerelerin kesintiye uğratılmasını kolaylaştıran bir faktör, bunların halktan gizlenmiş olmasıdır. Gazeteciler, ajanlar, istihbaratçılar veya resmi taraflar... Ne olup bittiğini CIA, emperyalist think-thank’çiler, duyunca koşup gelen “diyalog ve temas grupları” falan bilecek, ama kanıyla bedel ödeyen halk zırcahil bırakılacak!
Açıklık kirli çamaşırlarından korkanlar için “olmayacak iş”tir. Oysa halkın hem bilgiye hakkı vardır. Hem de sürecin güvencesi halktır.
Bu satırların yazarı müzakere sürecinin aksamamasını bütün samimiyetiyle arzulamakta, her şeyin başına ölümün, korkunun, düşmanlığın son bulmasını, olmadı, azalmasını yazmaktadır.
Bu dilek ile sayılan kaygı ve sorular ilişkisiz değildir. Bu kaygılar ve sorular samimi dileğimizle çelişiyor olamaz. Eğer çelişiyorsa çözüm yalan demektir. Yalanın ölümü, korkuları, düşmanlıkları hafifletmesi imkansızdır. Tersine, yalan kanla sulanır.