Kol düğmeleri

27/09/2009 Pazar
Kol düğmeleri

Ertuğrul Osmanoğlu'nun cenaze haberine fotoğraflar iliştirmiş bir gazetenin internet sayfaları. Camide çekilip çekilmediğini bilemeyiz ama, resimlerden bir tanesinde kol düğmeleri var. Abdülhamit'in suratının resmedildiği kol düğmeleri.

Kol düğmesinin modası çoktan geçmiş, Barış Manço'nun şarkısı bile unutulmuş, Abdülhamit öyle böyle değil çok çirkinmiş, ama ne gam! Maksat, gericilik aksın her taraftan. Gömlek kollarından bile!

Tayyip Erdoğan tarihi fırsatı kaçırdığına üzülmüş müdür acaba? Hani, veliaht efendinin cenazesinde ön safta yerini alsaydı, fena mı olurdu! Türbeye gömülmesi hakkında bakanlar kurulunda çarçabuk karar aldıklarını da, Osmanoğlu'nun memleket aşkını da bizzat o dillendirirdi. Hem bu sayede cenazeye tarikat çıkartmasını önemsizleştirir, üstünü biraz örterdi...

Sahi adamlar türbenin kapısına yüklenip yarmışlar polis barikatını. Erdoğan olsaydı orada, New York'ta Amerikalı korumanın elini tutup da ittiği gibi bir hareket yapar mıydı, acaba? Kısmette yokmuş öyle bir şov.

Ama yanlış anlaşılmasın. Tarikatçıları Fethullah Gülen kıskanmış olabilir ama Erdoğan'ın kızdığını falan düşünmüyorum. Siyaset böyledir. Ana doğrultu, uç yorumcuların önünü açar ve uç yorumcular da ana doğrultunun önünü temizler. AKP gericiliği normal koşullarda tedavi altına alınması gereken tipleri çoğaltıyor, cesaretlendiriyor, güçlendiriyor. Bunların ortaya çıkışı ise, kendilerinden ziyade AKP tipi gericiliği tahkim ediyor. “O kadarı da” en azından şu an olamayacağına göre, toplumsal ortalamanın ibresi AKP'yi göstermektedir. Acaba laik modern kesimlerin çoğunluğu “bu kepazeliğe AKP'nin neden olduğunu” düşünecek ve hükümeti suçlayacaklar mıdır yoksa “AKP bunların yanında iyi canım” deyip bir bardak su daha mı içeceklerdir? İkinci seçenek hafife alınmasın.

Kaldı ki, Türk laik modernizminin Osmanlı karşısındaki pozisyonu da ikirciklidir. Padişahın emperyalistlere sığınmasıyla hız kazanan kopuş eğilimini sistematize etmek gerekiyordu. Ama bu yolda bula bula 1930'ların ırkçılığını bulan rejim, Osmanlı övüncünü kimseye bırakamayacağı sonucuna vardı. Öyle olunca da, ortaya, Osmanlıları kovduğuna üzülmemekle birlikte halifeliğin yüzlerce yıl bu kovulmuş ailede olmasına pek sevinen, tuhaf, şizofrenik bir toplumsal ideoloji çıktı.

Şimdi şizofreni tedavi oluyor! Adı büyük bir New Yorklu İstanbul'da devlet ve cemaat töreniyle toprağa veriliyor. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın devamı olup olmadığına karar verememişti bir türlü. Artık soru aşılıyor ve Osmanlı yeniden doğuyor. Hayırlı olsun...

Cenaze töreninde sadece Osmanlı ailesinin ne kadar da cumhuriyete bağlı olduğunu anlatan bakanlar yoktu. Sadece meczuplar da yoktu. Bir tarihçi, Ertuğrul beyin çok iyi Türkçe bildiğini söylüyordu. Ne demeli, bravo! Türkçe dışında beş-altı dil bilen, ayrıca 2004'ten beri vatandaş olmasına ve ilerlemiş yaşına karşın ABD'de yaşamayı tercih eden veliahtı övmek için biraz boş bir bilgiydi bu.

Sonra, bir gaf vardı! Tutturdular “son veliaht” diye... Oysa cenazesinin kalktığı saatlerde 1924 Paris doğumlu Osman Bayezid Osmanoğlu'nun “hanedanın reisi” olduğu bilumum internet sitesinden duyurulmuştu bile. Ertuğrul bey “efendi” olup reis ilan edildikten sonra, ailenin daha genç erkeklerinden yeni veliahtlığı kim, nasıl esirgeyecekmiş?

Ben bile kısa ve gayrı ciddi bir internet çalışması sonucu mevcut şehzade listesine ulaşmış bulunuyorum. Osman Bayezid'i, en büyükleri 1930, en küçükleri 2008 doğumlu tam 24 şehzade izliyor. Koca Osmanlı ailesi memleketi veliahtsız bırakacak değil ya! Şükürler olsun!

Türkiye gericiliği veliahtsız kalmaz. Yalnız kamuoyunun yeni reis hazretleri hakkında bilgilendirilmesi acil bir ihtiyaçtır ve bu konuda bildik tarihçi ikilisine büyük görevler düşmektedir. Taziye odasındaki işleri bitmişse, bu aralar malumat yayma dairesi olarak faaliyete geçeceklerdir.

Kol düğmelerinin yeniden moda olması zor, ama imkansız değildir. Nostaljik sevgilere mazhar olan şarkılar listesi de gözden geçirilebilir. Halifelik kaldırılmış olabilir ama Washington sağolsun, bu tür tepeden inme, anti-demokratik, insanların inanç özgürlüğünü hiçe sayan kararlar çağımızda geri aldırılabilmektedir.

ÖNCEKİ YAZILARI

Kriz ile anlamak 20/11/2019 Çarşamba
Geri dönüş mü? 13/11/2019 Çarşamba
Bir koridor hikayesi 06/11/2019 Çarşamba
Hutbe istemez 30/10/2019 Çarşamba
Saatin alarmı 23/10/2019 Çarşamba
Suriye notları 16/10/2019 Çarşamba
Yönetememek ve hazırlanmak 02/10/2019 Çarşamba
Bulunduğumuz yol 25/09/2019 Çarşamba
Hatırlamak ve örgütlenmek 18/09/2019 Çarşamba
Unutulma hakkı 11/09/2019 Çarşamba