Aydemir Güler
Kitleler…
Yayın Tarihi: 04.04.2025 , 17:54 Güncelleme Tarihi: 05.04.2025 , 00:00
İktidarın bakış açısına göre bütün toplumsal hareketler manipülasyon, provokasyon!
Haziran 2013 için de, Mart 2025 için de böyle dediler. Kazanamadıkları her şeyde gizli bir elin çevirdiği dolaplar var buna göre. Ne demeli? Kişi kendinden bilir işi!
Siyasette her akımın, toplumda her kesimin kitle hareketleriyle mesafesi aynı olmaz. İstisnaları çok olsa da, düzen yanlısı akımların ve sağın kitlelerle arasının iyi olamayacağını büyük puntolarla yazabiliriz.
Padişah selamlığa giderken çocukları dizerlermiş yol kenarına: “Padişahım çok yaşa, padişahım çok…”
Bu gelenek bindirilmiş kıtalar halinde sürüyor. Haksızlık mı ediyorum?
Klasik faşizmin kitlelerin omuzlarında iktidara yükselmesi veya bizde dinci gericiliğin “iyi günlerinde” nüfusun yarısından fazlasının desteğini alması, o kadar kayırıldı ki, bunlara biraz haksızlık etmekte sakınca olmayacaktır.
Oysa faşizmin kitle desteğinin arkasında dev tekeller vardı! Faşizm devleti ele geçirmişti geçirmesine, ama önceki rejimin de, bir tek önüne kırmızı halı sermediği kalmıştı!
Türkiye’de AKP öncesinde faşizme en benzeyen rejim 12 Eylül’dür ve darbeye giden süreçte inanılmaz bir düzen mutabakatı vardır. Öyle ki, büyük ve kutsal ittifakta, sola sırt çeviren, devrimci ve komünist harekette yıkıcı bir tehdit gören sosyal-demokrasinin de yeri ayrılmıştı. Üyeleri cinayetlere kurban gidiyor olsa da! Hal böyleyken generallerin anayasasının neredeyse oy birliğiyle geçmesinde kitle faktörü mü arayacağız?
Günümüzün şeriatçı-faşist yükseliş sürecinde ise çok sayıda omuzlanıp kırılan kapı vardır. Bu kabadayılığı “dışarıdan” alkışlayan, cesaretlendirenler değişebilmiş, ama hep orada olmuşlardır. Kah Sabancı sahne alır, kah Koç. Baykal Erdoğan’ın elinden tutar, yasaların etrafından dolanırlar. 163.maddeye karşı çıkmayı, demokratlığın gereği sayan solcuların ruhu, AKP’yi demokrasinin mimarı ve devrimci ilan edenlerde yaşamıştır. “Ilımlı İslam” ABD ve AB desteğiyle Türkiye’de erken ilan edilmiş, başka yerlerde kadifeden dokunduğu söylenen, türlü renklere boyanan “devrim”in rengi bizde yeşile durmuş, Arap “Baharı” halüsinasyonu on yıl önce yaşatılmış…
Bütün bunlara kuşkusuz bir kitle faktörü eşlik etti. Ancak bu, bağımsız, başlı başına ağırlık merkezi oluşturan bir faktör değildir. Kaldı ki, “renkli devrim” lafını, tırnak içine almadan kullanmak, yüzlerce yıldır kaderlerini fizik ötesi güçlerden koparıp yeryüzüne taşıyan, eşitliği, özgürlüğü, adaleti ve bilimin topluma rehber kılınmasını erdem haline getiren büyük insanlığa hakaret olur.
Haklı olarak abartarak söyleyelim, sağda dinamizmin kaynağı, tam da manipülasyon ve provokasyondur. O nedenledir ki, nereye baksalar, kendilerini var etmiş olan Sorosgil mekanizmaların benzerlerinin izini ararlar.
Bunları konuşmanın zamanıdır ve kitle faktörü düzen yanlısı akımlardan, sağdan geri alınmalıdır. Kitle hareketi devrim saflarına, sola aittir.
Evet, büyük kırılmaları gereksindikleri zamanlar, geçici olarak sömürü düzeni ve sağ siyaset de kitleye yaslanabilir. Ama bu örneklerin doluştuğu kategori, sahtekârlık düzeyinde manipülatiftir. Kapitalizm bu manipülasyonun önünü büyük krizine faşizmle çare aradığı dönemeçte açtı. İnsanlığın sosyalizme yürüyüşünü kırmak için huruç harekâtına karar verdiğinde tekrarladı.
Sonuç olarak, kitle hareketi hem düzeni değiştirmek isteyenlerin hem de düzenin muhafızlarının kullanabileceği alelade bir enstrüman zannedilir oldu. Gericiliğin bir araya getirdiği güruhlarla emekçi halkların görkemi birbirine denkleştirildi.
Şimdi kapitalizm, tarihsel olarak kitle dendiğinde ilk akla gelmesi gereken seçme-seçilme hakkını açıkça gasp ediyor. Bu yola “demokrasinin beşiği” denen Batıda seçimlere katılım oranlarının baş aşağı gittiği uzun bir sürenin ardından girildi. Emperyalist ülkelerde seçmenlerin yarısının katıldığı bir oylamada, onun da yarısına yakın bir “kitle onayı” dünyanın kaderine el koymaya yetiyorsa, uğruna büyük mücadeleler verilen, Aydınlanmanın siyasette somutlanmasını temsil eden, en önemlisi başlangıçta örgütlü kitlelerin omuzlarında yükselen genel oyun itibarı nasıl korunabilirdi ki?
Batısıyla doğusuyla kapitalizm seçme-seçilme hakkına saldırıyı olağanlaştırırken, düzenin muhafazasında kitle dinamiğine atfedilen yer de çöker. Onca yoksulluğun, görülmemiş eşitsizlik uçurumlarının üstünde kitlelere dayanan bir siyasal sistem varlığını sürdüremezdi.
Bugün gözlerimizin önünde çöküyor. Kapitalist düzenin siyasal tarzı, karşıtlarını komplolarla, kumpaslarla, manipülasyon ve provokasyonlarla bertaraf etmeyi olağanlaştırıyor. Değil kitle hareketlerini önemsemek, sadece oyla bile toplumun onayını arayan mekanizmalar çöpe atılıyor. Dünyada ve Türkiye’de ortam, solun kitle hareketini geri almasına, itildiği tenha sokaklardan geniş meydanlara çıkmasına elverişli hale gelecektir.