Kasılma

24/05/2009 Pazar
Kasılma

Türkiye'de solcu tarihten lafı açtığında ya anlı şanlı veya utkan geleneklerden dem vurur, ya da hainleri, oportünistleri yerin dibine batırır. "Onlar sayesindedir veya onlar yüzündendir." Bu yaklaşımda bir tuhaflık olduğunu sezmek zor iş olmadığından bir başka yaklaşım aradan sıyrılacak ve "deneyimlerden ders almak" biçiminde bir vasat bulacaktır. Kuru, cansız bir vasat.

Oysa Türkiye solu "benimdir" dediği tarihiyle ve -bu yazının konusu olduğu için- bugünüyle, aşk, nefret ve coşkusuzluk üçgeninden çıkıp doğru düzgün kavga etmelidir.

Dostça, yoldaşça bir kavga olabilir bu. Hatta öyle olmalıdır. Bu zorlu ülkede halkına ve eşitlik, özgürlük davasına bağlanan insanların bir teki bile dostluk ve yoldaşlığın dışında bırakılmamalıdır. Kendileri kalkıp evlerindeki bütün solculuk aksesuarlarını müzayedeye çıkarmamışlarsa elbette.

Bundan daha önemlisi, dostluk ve yoldaşlıktan anlaşılması gereken kırılmasın, gücenmesin hassasiyeti değildir. Kim gücenecekse gücensin hatta ille de birileri gücensin diye kavga edilir.

Bu pazar sabahı teorik, ideolojik konulara girmeyeceğim. Kavgayı artık hak eden, "kim gücenecekse gücensin" dedirten solun kasılma halidir.

Solun ilginç bir itibarı vardır. Ergenekon zırvalıklarının ve daha önceki zamanların sersemce kara çalmalarının zedeleyemediği ve zedeleyemeyeceği bir etik dokunulmazlığı vardır solun. "Solcudur ama doğru söylemektedir. Komünisttir ama akıllı çocuktur. Bir takım işlere karışmıştır ama dürüst arkadaştır. Solcudur hep okur. Öyle taraklarda bezi yoktur, solcudur. Yazık edilmiştir, hakkı yenmiştir, solcudur..."

Bilen, gören, yani komünisti Rus ajanı veya kuyruklu zannetmeyen halkımız, solcuyu taltif ederek tarif etme eğilimindedir.

Türkiye solunun kasılma hali iltifatlardan havaya girmesinden ileri gelmiyor. Düzen bir başka şeyi başarmış ve siyasi mücadelesinde toplumu değiştirmeyi başaramayan, -öyle külliyen ve derinlemesine değiştirmekten söz etmiyorum- toplumda kayda değer ölçeklerde değişimler sağlayamayan solu, geriye, kabuğunun içine çekilmeye zorlamıştır.

Bu politikasızlık, mücadelesizlik değildir. Sol çıktığında önemli, ciddi bir kitle gücü olabilmektedir. İşçinin yanındadır. Haksızlığa karşı sesini yükseltir...

Ama sol adına eylem yaptığı, slogan attığı halkıyla kesintili bir ilişki kurmuştur. Bazı toplumsallıklara ara sıra tutkuyla bağlandığımız, örgütlendiğimiz, temsil ve önderlik ettiğimiz doğrudur. Ancak 21. yüzyıl başında solcu, Türkiye'de, genel olarak, toplumu değiştirmek için solcu olmamaktadır!

Böyle tuhaflık olur mu, diye itiraz edilmesi gerekir bu saptama veya iddiaya. Kitle kuyrukçuluğu anlamına popülist değil, ama bıkmadan usanmadan değiştirme kavgası anlamında halkçı olmak zorundaki solcu, başka hangi saiklerle hareket edebilir ki?

Kim gücenirse gücensin. Uzunca bir süredir Türkiye toplumunda solculuk, değişmemekte direnen, bir türlü nüfuz edilemeyen, yüzünüze gülen, arkanızdan da övücü sözler söyleyen ama arkanızdan gelmeyen ve çürüme derecesi artık kokuşmaya varan toplumdan kaçışa dönüşmektedir.

Birey, büyük bir dönüştürme mücadelesinin parçası olmak için kolektife dâhil olmamakta, beladan kaçıp tartışılmaz biçimde temiz ve dürüst, akıllı ve ilkeli örgütüne, partisine sığınmaktadır. Gerisinde yaygın ilişki bırakmadan, sıra ve tezgâh arkadaşına, komşusuna ve akrabasına sırtını dönerek! Övülmekten kasılarak...

Kasılma hali budur. Bu kasılmanın kaynağı gerçekten de "adamı kaçıracak" hale gelmiş toplum diye mi tarif edilmelidir, yoksa solu yenip püskürten egemen güçler olarak mı?

Bunlar ve başka tanımlamalar yanlış olmayabilir. Ancak Türkiye'de sol sığınma motifi üstünden toplumu etkileyemeyeceği ve sığınma evine dönen hareketler sınıf mücadelesinde muharebe falan kazanamayacağı için, bunlar yarım doğrulardır.

Daha güçlü bir yarım doğru, çuvaldızı acımasızca kendimize batırmaktan geçer. Ben bu kasılma halini bir hastalık olarak görmeyi öneriyorum. Kolektif yaşam önce bunu tedavi etmelidir. Çok yaygın olan ve değişik birçok evresi bulunan bu hastalığın en önemli belirtilerinden biri sürekli toplumdan şikâyet etmek ve herhangi bir çare olasılığına sıkı sıkı sarılamamaktır. Bir tutunamama durumu yani...

Sol bu hastalıkla dostça, yoldaşça kavga etmelidir. Sol inandığını en yakınındakinden başlayarak dışa aktarmayan, öğrendiğini paylaşmayan, hissettiğini ortaklaştırmak için çaba göstermeyen, bunların yerine kendisiyle aynı inanç, bilgi ve duygulara sahip olanlarla tatmin olan kasılma hastalığından kurtulmalıdır. Tedavinin bu aşamasında sol, kendi kendisine harcadığı, içinde tükettiği enerjiyi minimize etmeli, varını yoğunu dışarı sevk etmelidir.

ÖNCEKİ YAZILARI

Bir koridor hikayesi 06/11/2019 Çarşamba
Hutbe istemez 30/10/2019 Çarşamba
Saatin alarmı 23/10/2019 Çarşamba
Suriye notları 16/10/2019 Çarşamba
Yönetememek ve hazırlanmak 02/10/2019 Çarşamba
Bulunduğumuz yol 25/09/2019 Çarşamba
Hatırlamak ve örgütlenmek 18/09/2019 Çarşamba
Unutulma hakkı 11/09/2019 Çarşamba
Suriye’de işin özeti 04/09/2019 Çarşamba
Hangi siyaset, nasıl siyaset? 28/08/2019 Çarşamba