Kapitalizmin hali pürmelali

01/03/2017 Çarşamba
Kapitalizmin hali pürmelali

Eskiden projeler, modeller vardı. Örneğin Batı emperyalizmi Sovyetler Birliği’ne özgürlükler adına, devlet küçülecek diye, piyasa bayraklarıyla saldırırken ortada devasa bir külliyat vardı. Bir stratejinin ötesinde teori, hatta felsefe vardı.

Emperyalizm, Sovyet sonrası dönemde hegemonya mücadelesini “medeniyetler çatışması” teorisi üstüne bina etti ve sosyalist dünyanın dizginlediği saldırganlığını doğrudan ve açık hale getireceğini ilan etmiş oldu. Doğrudan saldırı, açık işgal. ABD durduk yerde kendi mamulü Taleban/El Kaide canavarına neden saldırıyordu ki? Sonra Saddam Hüseyin’i arkadan itip niye hedef tahtasına oturtuyordu? Açık ki bu aynı zamanda emperyalizmin mantığı açısından zorunlu olan rekabet ve hegemonya mücadelesinin parçasıydı. ABD rakiplerini açık ara geride bırakacağı bir yarışa çekti. Üstelik reel sosyalist ülkelere açılan karşı-devrim tezgahının kitle hareketi ve özgürlükler demagojisi -namı diğer kadife veya renkli devrimler- ile Ortaçağ artıklarını ezme fikri arasında tamamlayıcılık ilişkisi de kurabilirdi, dileyen. Teori var, strateji var, proje var, model var. Etkileyici bir şekilde, 11 Eylül’le açıldı sahne.

Lakin kısa sürdü. Savaşın da bir maliyeti vardı. Hele hegemonya yarışında bir zamanların yükselen AB ve Japonya’sı çoktan yaya bırakıldığına göre maliyetlerin aşağı çekilmesi gerçekçi görünüyordu. Ortadoğu’da iş taşeronlara bırakılıp, muhkem kalelere çekilmek mümkün olabilir miydi? Amerikan ciplerinin peşinde alkış tutan bu uşak ruhluları parmağında oynatmak zor bir şey değildi ki…

Bundan, boş verin teoriyi, model bile çıkmadı. ABD’nin eski yapıları darmaduman ettiği coğrafyalarda toparlanma Rus-İran eksenine kayıyordu. Kimsenin görünür vadede Amerikan hegemonyasını tehdit edecek hali yoktu belki; ama belirsizlik yükseliyordu.

Kaba saba Bushların yerine siyah başkan… Doğrusu çok işe yaradı. Ama anlaşılan sadece günü kurtarmaya ve kaçınılmaz sonu ertelemeye! Hakkını teslim edelim, emperyalizm en ağırı olduğu söylenen ekonomik krizini fırsata çevirdi. Bir kere krizde evini bankaya kaptıran siyahların bir başkanları vardı. Latinler ve diğer ezilenler de empati kurabilirlerdi pekâlâ. Dışarda ise emperyalist zincirin zayıf halklarında biriken enerji “Arap Baharı”na kanalize olurken anti-Sovyet yeşil kuşağın çocukları “ılımlı İslamcılar” olarak göreve geri çağırılacaktı. Zaten emperyalist repertuardan atılmış değillerdi. Hatta bir sürü ülkede iktidardaydılar ve emperyalizmin saatinin kendileri için çalmasını bekliyorlardı. Bu anlamda, ortada yine bir teorinin, stratejinin, projenin, modelin olduğu düşünülebilirdi. Bahar Batı içindi aslında.

Ama bu daha da kısa sürdü. Emperyalist ideoloji, aptal sömürgeci kibri, sahibini bile kör ediyormuş! Ortadoğu’nun laik birikimini hafife almışlardı. Her yerde tıkandılar. Mısır’da darbeli yumuşak geçiş sağlanırken, Suriye’de duvara çarptılar. Bölgenin laiklik şampiyonu diye bilinen Türkiye’de ise tersi oldu; İslamcı faşizm bin bir dengeye tutunarak yaşamını sürdürüyordu. Artık bu tablonun ne teorisi ne modeli kalmıştı.

Arada sahneye çok amaçlı bir enstrüman, bir nevi maymuncuk olarak IŞİD sürüldü. Bu katiller sürüsünü iyi bir şey diye yutturmayı sadece her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran AKP’liler deneyecekti. ABD için IŞİD her niyete kullanılacak bir maymuncuktu gerçekten. İyi de, üç gün sonra anti-IŞİD koalisyon ilan edip bütün “uygar” dünyayı hizaya sokmak için miydi bütün bunlar?

Bir ihtimal budur. Ama bu durum ABD’deki aklın artık çok kısa erimli, neredeyse gündelikçi bir akla dönüştüğünü gösterir.

Bir ihtimal daha vardı. Eğer hiyerarşinin tepesindeki yeri sağlam bir emperyalist süper güçten söz ediyorsak, bu güç yeni hedeflerini büyük teorilere, köşeleri dümdüz çizilmiş projelere, kaskatı modellere sabitlemek yerine, ortalığı dağıtıp krizi yönetmeyi de bir strateji haline getiremez miydi? Bırak dağınık kalsın modeli… Veya bir tür kaos teorisi. Teorisyenimiz ve baş emperyalistimiz o kadar güçlü olacak ki, dağılan coğrafyanın bütününü domine edecek, birbirini yiyen küçük oyuncuları ayrı ayrı araçlarla yönlendirecek, herkesi satın alacak, herkesi esir edecek.

Hayır, bu da değil. ABD hiç de o kadar güçlü görünmüyor. Zaten dünyayı proje mezarlığına çevirdikten sonra gücünü koruması da mümkün olamıyor.

Sonuç bir büyük bilinmezliktir. Emperyalist sistem insanlığa herhangi bir şey sunamaz olmuştur. Bundan on yıl önce, kapitalizmin ve onun neo-liberal yapısının mümkün olan en verimli, en özgür, en dayanıklı yol olduğu iddiası krizle çökmüştü. Arada geçen süre ekonomik çöküşün telafi edilmesi için bin bir denemeyle geçti. Gelinen noktada sistem kafayı sadece bağımlı coğrafyalarda duvara çarpmıyor. Trump’la birlikte Beyaz Saray’ın da duvarına çarptı!

Bunun adı çöküştür.

Krizden çıkılıp yeniden düzen kurulduğu görülmüş, hatta o düzenlere Pax gibi iddialı adlar takılabilmiştir. Battığı düşünülürken Büyük Birader’in kaosu yönettiği örnekler de vardır… Çöküş bunlardan farklı. Çöküş kontrolsüzlük. Çöküş büyük çatışma...

Gözünün önüne getirmekte zorlanan varsa yüz küsur yıl öncesini düşünebilir. Hani insanlığın 1917 Ekim Devrimiyle içinden çıktığı ve yeni, yepyeni bir uygarlıkla tanıştığı çöküş dönemi vardı ya, onu…

ÖNCEKİ YAZILARI

Sehven 04/04/2020 Cumartesi
En büyük distopya 28/03/2020 Cumartesi
Virüs de sınıfsal 21/03/2020 Cumartesi
Yönetilemeyen ülke 14/03/2020 Cumartesi
Ateşkese evet, ama yetmez 07/03/2020 Cumartesi
AKP savaşta 29/02/2020 Cumartesi
Gezi gerçekten de yargılanamadı 22/02/2020 Cumartesi
TİP, tarih, bugün 15/02/2020 Cumartesi
Afet yaratmak 08/02/2020 Cumartesi
Devrim güncellemesi 01/02/2020 Cumartesi