Denizde kan ya karada?

02/06/2010 Çarşamba
Denizde kan ya karada?

İsrail Türkiye'nin milli sorunu haline gelirse, AKP de milli temsilci haline gelir tabii ki. Dış düşman çoğunlukla, düzenin merkezinin lehine bir düzenleme anlamına gelir. AKP için de öyle olmuş, muhalefetin çoğunluğu, saldırıdan önce alınabilecek önlemleri sorgulamaya kalkan azınlığı ayıplamıştır: Ne yani hangi hata İsrail'in suçunu hafifletebilirdi ki?

CHP'de “gerekenlerin yapılmadığı” tezini dillendirmek bu tür ayıplamalara alışık ve üstelik eski diplomat kimlikli, yani uzman Öymen'e kaldı... AKP'nin saldırı öncesindeki tehdit ortamına ilişkin yaptığı biricik işin milletvekillerini yolculuğa göndermemek olduğu anlaşılıyor. Başka bir şey olsaydı, herhalde ballandıra ballandıra anlatırlardı. O sıra İsrail on gemiden dördünün yola çıkışını bir biçimde engellediğini açıkladı bile...
Gerçi Türk medyasında kimi sesler, bizdeki hararetin İsrail'de hissedilmediğini, orada ne dünyayı ne Türkiye'yi takanın olmadığını dile getirdiler ama siyonist hükümetin uzun zamandır Amerikan terbiyesine ihtiyaç duyan, iç örgüsü zayıf niteliğini hatırlamak bile, “takmama” tutumunun altının boş olduğunu anlamaya yeter. İsrail argümanları zayıf kalmıştır. İçerde işlev görmüş olmaları başka şeydir, uluslararası ilişkilerde boşa düşmeleri başka.

Oradaki resmin simetriği bizde kendini gösterdi ve AKP ilk iki günün sonunda tablodaki boşluklardan yuvarlanmamayı becerdi. İsrail'in daha dengeli bir müdahaleyle daha sağlam bir savunuya sahip olabilmesi durumunda, yardım gemileri derdest edilip iade edilen, yine aşağılanan bir Ankara işin içinden daha güç çıkardı. İsrail'in pervasızlığı ve ayarsızlığı, Türkiye'ye, karşı tarafa yüklenme ve Amerikan terbiyesine aracılık yapma olanağını hediye etmiştir.

Ancak bu defterin böylece kapanacağını düşünmek doğru olmaz. Öyle olsa, AKP'nin yeni CHP balonunu bir çırpıda söndürdüğünü de eklemek gerekebilir. Bana kalırsa durum öyle değil.

Bir: Düzenin “haklıyken haksız duruma düşmeme” ve “Musevi vatandaşlarımız” uyarılarının muhatabı İslamcı hareket. Peki, gösterilerde taşkınlık yapılmaması, uyarının konusu açısından sorunu çözse de, riski ortadan kaldırır mı?

Bir kanalda profesör bir uzman (!) modern görünümlü protestocuların daha fazla olmasını diliyordu. Bu dilek nafiledir. Daha doğrusu, politik tutumu itibariyle sol kendini ortaya koymakla birlikte, sürecin kaçınılmaz özellikleri İslamcı hareketleri öne çıkartmaktadır. Türkiye'nin gün boyu önemli meydanlarında tekbir getirilen bir ülke olması, telafi edilemez ve riskli bir fotoğraf verir.

İki: İslamcı eylemliliğin kendine özgü görünümler üretmemesi mümkün olmadığı gibi, AKP'nin ve Erdoğan'ın çıtayı, daha yükseğe koymamaları da düşünülemezdi. AKP, ister istemez dozu arttırmakta, bunun sonucunda İslamcılık yükselişini sürdürmektedir. Ölümler bu mekanizmayı çok güçlendirmiştir. Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanının “ama içinde Yahudi yok ki” diye İsrail Heronlarını savunmaları kolay olmayacaktır.

Üç: Sonuçlardan biri de kamuoyunun bölünmesidir. CHP'nin Dersimli genel başkan edinmesi, nasıl Sünni kimliğini önemseyen kesimlerle arasına mesafe koyduysa, tekbir çeken taban da, kentli liberal demokrat orta sınıfları kendinden uzaklaştırır. Bu eğilim, ancak daha fazla tekbir sesiyle önlenebilir. Ya sonra?

Dört: Herkesin dile getirdiği gibi denklemin bir diğer tarafında İran var. Nükleer anlaşmasına batıda gösterilen tepkinin ne kadarının hülle olduğu tartışılabilir kuşkusuz. Ancak bu faktör de devreye sokulduğunda Ortadoğu'da ciddi bir değişimin gerçekleştiği kabul edilmelidir. ABD'nin bölgeyi siyonist, kürtçü ve yeni-osmanlıcı üç koldan ve belli bir işbölümü çerçevesinde yönetme stratejisi, zora girmiştir. Türkiye ile İsrail, ne kadarının gerçek ne kadarının senaryo gereği olduğu bir yana, yan yana gelişte çok zorlanan ülkelerdir artık. Bence bu gerilimin ateşi, İsrail'de hükümetin değişmesiyle de düşmez. Zira İsrail'in içinden çıkacak en barışçı, en uyumlu, en çözümcü hükümetin bile yapısal kısıtları vardır.

Beş: Türkiye'nin Ortadoğu İslamı üstünde artan ağırlığı, İran karşısında batıdan yana bir denge anlamına gelir. Ama bu dengeleme operasyonu, Türkiye'nin İran ve Hamas'a da belirli bir güç aktarmasını da içermektedir. Uzun vadede olabilirliği olan böyle bir değişim, yakın vadede mayınlara çarpar.

Altı: AKP'nin batıya verdiği güvende de bir değişim yaşanması kaçınılmazdır. Bu partinin damarları dolar yeşili aksa da, ok yaydan çıktı. Türkiye'nin alttan alta sürüp giden doğucu popüler kanalları daha serbesttir. Bu, emperyalist strateji içindeki pozisyonlara tam olarak oturamamak demektir.

Yedi: Belki hepsinden önemlisi ve biraz daha uzağı dünya 2008 krizinin ardından zorunlu ve şiddetli bir hesaplaşmaya gebedir. AKP hesaplaşma gününe elinde daha fazla seçenek bulunduran bir Türkiye ile hazırlanmayı, yine ister istemez gözetecektir. Eski müttefiklere güvenilmiyorsa özerklik arayışı güçlenir. O güçlendikçe iç kamuoyu yeniden ve derinlemesine bölünür. Bölündükçe... Bu gidişten maraz doğar.

Sekiz: AKP arttırdığı popülaritesinin sorgulanmaması için her yöne baskıyı arttırmak, artık düzen cephesinde alternatif bir parti var olduğu için baskıyı daha da arttırmak, emperyalizme seçeneksiz olduğunu göstermek için daha da arttırmak durumundadır. Bu kapıdan siyasi krize girilir.

Dokuz: Yargı ve Alevi sahillerine çarpan son Ergenekon dalgası bu kapsamda düşünülmelidir. Bu operasyondan Anayasa Mahkemesi üyelerinin de kendilerine çıkartacak payları var. Anayasa değişikliği mahkemenin masasında duruyor...

Sonuncusu da on olsun AKP iç politikada güç biriktiren, güç biriktirdikçe rakiplerini sıkıştıran, zorlayan, üzerlerinde hakimiyet kuran, bu sayede biriktirdiği gücü çoğaltan tarzını uluslararası ilişkilere taşıyor. Lakin o sularda kazın ayağı öyle değildir. Bunun Davutoğlu-Erdoğan ikilisine öğretildiği gün, AKP iktidarının temel direği olan emperyalist destek dinamiği yer değiştiriyor demektir. Emperyalistler, burjuva siyasetçisini vezir ettikleri gibi rezil de ederler.

Bugün -yolcuların serbest bırakılmalarından sonra güçlenmesi beklenen- kimi aceleci yorumcular İsrail hükümeti için neredeyse cenaze namazına çağıracak. Neden olmasın... Ama AKP için düğün dernek konusunda da kimse acele etmesin.

ÖNCEKİ YAZILARI

Saatin alarmı 23/10/2019 Çarşamba
Suriye notları 16/10/2019 Çarşamba
Yönetememek ve hazırlanmak 02/10/2019 Çarşamba
Bulunduğumuz yol 25/09/2019 Çarşamba
Hatırlamak ve örgütlenmek 18/09/2019 Çarşamba
Unutulma hakkı 11/09/2019 Çarşamba
Suriye’de işin özeti 04/09/2019 Çarşamba
Hangi siyaset, nasıl siyaset? 28/08/2019 Çarşamba
Bayram değil seyran değil 21/08/2019 Çarşamba
Güvenli bölge, bataklık bölge 14/08/2019 Çarşamba