CHP'nin Halleri

18/11/2009 Çarşamba
CHP'nin Halleri

Türkiye'de siyasette kim ne zaman “bu iş kesin bitmiştir” derse, -sadece teorik olmayan- bir rezervi saklı tutmalıdır. Bizde, başka etkenlerin yanı sıra, siyasal süreçlerin üstünde yükseldiği yapının zayıflıkları nedeniyle, bu iş o kadar kolay olmuyor. Altı zayıf siyasal alanda, özneler belirli bir özgürlüğe kavuşuyorlar. Bitti gitti, öldü sanılırken tekrar doğmanın olanaklarını yakalıyorlar. Zayıf temeller aşılmaz yasalar çıkartamıyor önlerine.

CHP için ise, “ne zaman bitecek bu tuhaflık” sorusu artık neredeyse ayda bir kendini dayatıyor. Parti olmak, sözcüğün etimolojisinin de söylediği gibi taraf olmakla başlar. CHP geçen haftayı bir elinde isyan bastırma kılavuzları, öteki elinde ise birkaç on yıl önce kaleme alınmış Kürt raporu ile gezerek geçirdi. Şaka gibiydiler... Yeni haftaya da istifa çağrıları ile başladılar.

Yazının ilk paragrafı yüzünden “bittiler” diyemiyorum. Ama bugün için “boşa çıktıkları” kesindir. CHP sırtındaki “rezerv” yükünü her gün, sanki sistematik biçimde arttıran bir parti: Şundan yanadır, ama yana olduğu şey de şöyle veya öyle anlaşılmamalıdır...

Bu tür rezervleri teori, program, strateji tartışmaları kaldırır. Gündelik siyaset ise kaldırmaz. CHP, AKP muhalifi değil, rezervcisidir.

CHP, emperyalizme karşı çıkmamakta, rezerv koymaktadır. CHP, yoksulluğun nedeni ve çaresi konusunda düzgün bir laf etmemekte, bu kadar da olmasın demekle yetinmektedir. Tabii, bu çeşitlilik hali zamana da yayılmakta, Baykal Kürt illerine gitmekle, gidene küfretmek arasında aydan aya salınmaktadır.

Bu haliyle CHP parti kimliği bir kez daha zedelenmiş ve misyonu büsbütün boşa çıkmış, hareket edemeyecek kadar yüklenmiş bir görünüm veriyor.

Hani, akla gelirse diye yazayım zaman zaman öyle başlıklar olabilir ki, bir parti inisiyatif alamayacağını görür, veya inisiyatif alma çabasından geçici olarak feragat eder. Yani siyasette bilinçli ricatlar olabilir pekala... CHP'nin verdiği fotoğraf bu da değildir. CHP daha birkaç ay önce seçimlere asılmış, hatta seçimlerin ardından ataklığını sürdüreceğini ima eden denemeleri sürdürmüştü. Açıkça saptamak gerekirse, artık bu cephede başarısızlık tescillenmiştir.

AKP'nin sayısız açık verdiği Kürt açılımının tepkileri dendiğinde, CHP rezervci ve kararsızdır. Bir gün Türk milliyetçiliğine denk düşen, diğer gün açılımın yüzeyselliğine ve kofluğuna denk düşen tepkilere bakakalır. Sonuç olarak ilk kategori MHP'yi, ikinci kategoriyi DTP'yi beslemekte, CHP nal toplamaktadır.

Bu konumuyla CHP, Türkiye'ye uygulanan her tür Amerikancı-gerici operasyonda AKP'nin mükemmel bir kolaylaştırıcısı haline gelmektedir. Bir düşünün, Türkiye'de iktidar olma meşruiyetine sahip kaç parti var şu anda? DTP bu kategoride olamaz. MHP önemli bir süre için bu alana girmeyeceğini ilan etmiştir. Geriye kalan tek seçenek de, kendi kendisini budamaktadır.

Denebilir ki, CHP Türkiye'de düzenin bir geleneğine yaslanıyor. CHP bütün seçimlerde düzenin belli başlı alternatiflerinden biri olarak sunulmaya alışmış, bu geleneğin değişmeyeceğine kanaat getirmiş olabilir. Öyle ki, paradoksal biçimde, CHP siyaseten boşa çıksa da, seçmen kitlesi başka bir alternatife yönelmemektedir. Öyle ki, zaten CHP böyle olunca, onun yerini kapmaya çalışanlar son derece niteliksiz akbabalara benzemektedirler. Boştaki CHP, iç içe geçtiği liberal damarları AKP'ye, milliyetçi damarları MHP'ye yollayabilir. Ama asıl CHP tabanı, yani kentli, laik, modern küçük burjuva ve emekçi kesimlerin adresi ne olacaktır? Açıkçası süreç bu kesimlerin siyasetten tasfiyesinden, küstürülmelerinden başka bir gelecek ima etmemektedir.

İşin bu kısmı solu kuvvetle ve doğrudan ilgilendirir. En genel adlandırmayla ilerici küçük burjuvazi ile ilerici işçi sınıfının sahneyi bir kez daha terk etmeleri, yani sol tarafından bir alternatifin hazır edilememesi, yeni ve büyük bir yıkım olacaktır.

İlk paragrafıma sırtlarını dayayıp, “o kadar olmaz, bir alternatif çıkar”, diyenler olabilir. Bu gidişle CHP'nin kendi içinden çıkacak ve otopark mafyası ya da akbabalığın ötesine geçecek bir seçeneğin AKP önderlikli süreçlere rezerv bile koyamayacağı ve olsa olsa tashih yapacağını görmek zor olmasa gerek. Böyle bir olasılık, yine solun acil görevlerinden başka bir kapıya çıkmıyor.

Evet, küçük solumuzun önünde dev bir boşluk duruyor.

ÖNCEKİ YAZILARI

Kriz ile anlamak 20/11/2019 Çarşamba
Geri dönüş mü? 13/11/2019 Çarşamba
Bir koridor hikayesi 06/11/2019 Çarşamba
Hutbe istemez 30/10/2019 Çarşamba
Saatin alarmı 23/10/2019 Çarşamba
Suriye notları 16/10/2019 Çarşamba
Yönetememek ve hazırlanmak 02/10/2019 Çarşamba
Bulunduğumuz yol 25/09/2019 Çarşamba
Hatırlamak ve örgütlenmek 18/09/2019 Çarşamba
Unutulma hakkı 11/09/2019 Çarşamba