Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Çaresizlik

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:17 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:17

İhsanoğlu'nun seçim gecesi ilk açıklamada rakibini tebrik etmesine kimse şaşırmamıştır. Majestelerinin muhalefetenin AKP ile “mücadele” stratejisi çerçevesinde tutarlı davranış. Bir benzerini Sarıgül ile Kılıçdaroğlu 30 Mart akşamı yapmışlardı.

Zira bunların mücadele dedikleri, İkinci Cumhuriyetin kurumsallaşmasını temel alıyor. Kurumsallaşsın ki, sırtlarındaki halk basıncı ortadan kalksın. Öyle Aydınlanma mirası, özgürlük, hatta emekçilerin hakları falan gibi fuzuli talepler, üstlerine birer beklenti olarak gelmesin. Yeni rejim iyice otursun ki, CHP de, baştan kurulan ülkede yerini alsın, gerilim azalsın.

Buraya kadarı tutarlıdır. Gerçekleşip gerçekleşemeyeceği ayrı bahis...

Ancak böyle muhalefetin bir de kendisine dönük muhalefet var. Kimileri CHP'nin bu haline içerliyor ve içerden muhalefet yollarını kurcalıyorlar.

Rivayet muhtelif. Partinin çözülmesine izin verilmeyecekmiş ve CHP ancak sol bir kimlikle ayağa kalkabilirmiş. Sol kimlik arzusu hoş olmakla birlikte, ne yapacaklarını bilemiyoruz tabii. Daha önce 10 Kasım'da camiye girip Atatürk'ün ruhuna fatiha okutanlar, şimdi de fal mı açacaklar acaba?

Bir başkası bu gidişatı kabullenmeyerek ayrı bir girişim başlatmış. Cumhurbaşkanı seçiminde 20 milletvekilinin imzasıyla aday gösterilebilmesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu ve seçilme hakkının gaspı anlamına geldiğinden hareketle seçimin iptal edilmesi sağlanabilirmiş. Hatta bu yönde uluslararası hukuki içtihatlar bile varmış.

Televizyonlarda tartışıyorlar. İkinci Cumhuriyetin “sosyal-demokrasisi”ni kurmaya adaylıklarını ilan edenleri bir kenara bırakabiliriz. Bunlar AKP'yi eleştirmek üstüne kurulu politik hattın terkedilerek pozitif önermelerle yeni bir konumlanışın gerekli olduğunu işliyorlar. Herhalde kast edilen dinselleşme konusunda şöyle bir şey oluyor: “AKP dini siyasete alet ediyor. Alternatif ve pozitif olan din özgürlüğünü savunmak.” Kulağa ilk an hoş gelen bu yaklaşımın neyi örttüğünü görmek gerek. Toplumun dinselleşmesine itiraz edilmeyecek. Sünni İslamın kendinden olmayanları ezmesi yerine herkese bir yaşam alanı... Oysa din, bireyin dünyasından taştığı ve siyasete ve toplumsal yaşama normlar hediye etmeye başladığı an, geçmiş olsun. Doğası gereği ezecek. Ne kadar, nasıl ne çapta bir yaşam alanı... Bu dengeler dinler, mezhepler, alt kimlikler arasındaki mücadelenin sonucu olarak belirlenir. Mücadele bu zemine kaydıktan sonra, gerçekten de geçmiş olsun. Hem bu mücadeleden halkın yararına, insanlık değerleri namına bir şey çıkmaz hem de Türkiye tipi bir toplumda mücadeleyi kimin kazanacağı bellidir. Yani özetle, bir fair play yaşanacak ve gericilik tepeden inmecilikle, kayırmacılıkla değil, bileğinin hakkıyla (!) kazanacak. Bu sonucun İkinci Cumhuriyeti AKP eliyle olabileceğinden daha da meşru kılacağı açıktır. Aynı anlama gelmek üzere, İkinci Cumhuriyetin sosyal-demokrasisi olmaz. Ya da Türkiye'den bahsettiğimize göre, İkinci Cumhuriyetin cumhuriyetçiliği de olmaz...

Karşıtları böyle bir çerçeveye alenen sahipken iç muhalefetin ne dediğini çözmek, sözcülerin beceriksizliğinden değil, tutarlı bir şey söylemek olanaksız olduğu için tıkanıyor.

O zaman, çareyi AKP'nin iç süreçlerinde aramak kaçınılmaz olacaktır. Yıllardır söyleniyor zaten Erdoğan Çankaya'ya çıktığında, aynı daha önceki bütün “partizan cumhurbaşkanları”nın başına geldiği gibi, geride kalan parti çözülmeye uğrayacak... Ülke tarihinin yeniden yazıldığı bir dönem yaşandıktan, bütün ezberler bozulduktan sonra, hâlâ tarihin tekerrür etmesinden medet ummak nasıl bir perspektiftir!

Erdoğan'ın seçim gecesi balkonda söylediklerinin anlamlı bir kısmının Abdullah Gül'ün üstünü çizdiğini görmemek olanaksızdı. Değil mi ki, 10 Ağustos'ta Çankaya vesayeti sona ermiş, demek ki Gül de eski sistemin temsilcisiymiş...

Demek ki AKP içinde kavga var. Savaş da Erdoğan tarafından ilan edildi. Haklarında bin bir güvensizlik emaresi birikmiş olan eski kurucu ortakların belirli bir mesafeden kontrol edilmesi elbette tercih edilmeyecektir. Eskiler, öznellik bazında değerlendirildiğinde kurucu ortaktır ve aralarında “belirli” bir eşitlik ilişkisi varsayılır. Erdoğan'a uymaz...

Ama konunun nesnel bir yanı da var. Erdoğan rejimiyle içerde ve dışarda bir dizi güç odağı arasındaki gerilim hatları sürecek. Zaman zaman çok kızışan bu hatlar arasında slalom yaparken bir inisiyatif parçalanması kabul edilemez. Dolayısıyla İkinci Cumhuriyet'in çıkarları geride kalan partinin ve hükümetin, “başkan”ın tam kontrolünde olmasını gerektirir. Gül ve benzerleri, bu yaştan sonra “sapma” konumuna düşmüşlerdir. Sürece üstün girenin kim olduğu belli.

İsteyen hal böyleyken Erdoğan'a ve AKP'ye süre biçmek üstünden siyaset yapabilir. Majestelerinin muhalefetinin alternatif arayışçılarına böyle bir çaresizlik yakışır.

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları