Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Bu raporun dediği olacak

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:09 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:09

Barış Derneği ve Adalet için Hukukçular’ın savaş suçları raporu Aralık’ta yayınlandı. Konumuz Suriye.

Yabancı dillere çevrildi, çeşitli barış örgütleri tarafından değerlendirildi ve bu örgütler raporun ana doğrultusunu ve taleplerini benimsediklerini ifade eden imzalarını koymaya başladılar.

Bir barış hareketi kendi ülkesinin iktidarına karşı çıkacak politik cesarete sahip olmalıdır. Bunu beceremeyen hiç yola çıkmasın. Söz konusu rapor hazırlanırken, değerlendirmesi ve katkısı istenen kimileri riske işaret etmişlerdi: “Durum çok ciddi” idi.

Kendi iktidarını karşıya almak, dolayısıyla milliyetçilik galebe çalarsa aforoz edilmeye göze almak. Bu etik bir duruştur. Ama BD ve AiH’nin pozisyonu kahramanlık değildi. Biz AKP’nin savaş politikasının sürdürülemeyeceğini görüyorduk. Deniz bitmişti.

Üstelik deniz başka bir ufukta değil, bizim buralarda bitti. Tersi olsaydı yani AKP dış dünyada yalnızlaşırken içerde milliyetçi hezeyanlarla kendini korumaya alsaydı, bir yerlerden illaki “uluslararası mahkeme” gündemi açılırdı. Uluslararası mahkemeler dünyada en güçlü kimse ona tabidir.

Bizde durum başka. “Sanıkların” zaafları önce ülkenin içinde deşifre oldu. İki yıl Antakya merkezli süren barış direnişi bütün topluma sesini ulaştırdı. Hükümet, bir sürü provokasyonu ve son olarak Reyhanlı katliamını savaş kışkırtmak için kullanmayı başaramadı. Ve, Hatay’da en önemli motoru barış talebi olan Haziran direnişi...

Kuşkusuz iç dinamik ile uluslararası konjonktür çakıştı ve Davutoğlu kaybedenler klübüne bir daha dışarı çıkamamacasına girmiş oldu. Ama barış mücadelesinde değerli ve kalıcı olan, devletler arası dengeler değil, toplumsal mücadelelerdir. Öyle de oldu. Haziran Direnişi patlak verdiğinde Suriye’deki çetelerin nasıl apışıp kaldıklarını ve askeri üstünlüğün, hızla Suriye halkına ve resmi orduya geçtiğini unutmayalım.

Cesaretimiz sadece ahlaki değildi ve AKP’den ürkmek için neden yoktu.

Dolayısıyla rapor doğru talepleri kuvvetle dile getirdi.

Bir: Savaş suçu işleyen Türk yetkililer Yüce Divan’a!

İki: Türkiye vatandaşı olmayan ve Suriye’ye karşı suç işlemiş olanların cezasını verme ehliyeti ise egemen Suriye devletindedir. Dış müdahale ve komplolar durdurulduğunda, kendi geleceğini özgürce belirleyecek olan kardeş Suriye halkı, suçluları yargılama mekanizmalarını da kolaylıkla çalıştırır.

Bizim rapor kendi türünde tek örnek. Bugün uluslararası nitelik kazanıyor, vuruculuğu artıyor. Bu bir iddianame, bir temel metin. Suriye savaşıyla ilgili üretilmiş en önemli politik metinlerden biri...

Cenevre “birinci raunt”tu ve bizim rapor/iddianame bu evreye denk düştü. Görüşme masasında Suriye hükümetinin konumu güçlendiyse, baş rol Suriye halkının emperyalizme ve gericiliğe direnişindedir.

Ancak bu, çözüm anlamına gelmez. Batı öldüremediği Suriye’nin sıtmayı da atlatmasına izin vermez. Dolayısıyla Cenevre’nin sonunda emperyalizm elini yeniliyor. Baas’ı devirme seçeneğinin en önemli aleti azgın El Kaide terörüydü. Bu olmayınca, sıra El Kaide’nin “insani müdahalelere” mazeret olarak kullanılmasına geliyor!

AKP bu değişime nafile adapte olmaya çalışıyor. Başarmasının üç koşulu var. Bir: politik beceri. Oysa Erdoğan-Davutoğlu stratejisi deli saçması.

İki: Diplomatik meşruiyet. Teröre bu ölçüde angaje olduktan sonra farklı rolleri de üstlenebilmek Türkiye ölçeğinde bir ülke için ihtimal dışı. Üstelik meşruiyet dediğimiz bir “duygu” değil örneğin, artık medyaya düşen mühimmat depoları!

Ve Üç: Toplumsal meşruiyet. AKP meşruiyete değil, delice bir ayak diremeye yaslanıyor. Onu da yapmasa, hepsi hapse girecek! Ama tutturamazlar.

Bu raporun dediği olacak. AKP’liler savaş suçlusu olarak yargılanacak. 30 Mart bunun da kapısını açacak.

Evet, yargılanacaklar. Başka yerde değil, Türkiye’de!

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları