Bir strateji kendini imha etti

19/06/2019 Çarşamba
Bir strateji kendini imha etti

Sağcılığın mantıksal sonucudur AKP. Ama Türkiye AKP’nin sağdan kopartılacak parçalar ve oylar sayesinde yenilgiye uğratılabileceğine inandırıldı. “Kızlı erkekli” bir Erdoğan fantezisiydi. Meğer CHP bunu benimsemiş. Kızlı erkekli havuza girilmesi bir iftira konusu. Milli içkimiz ayran mıydı? Alkolü ayıp günah saymak ülkenin “normali” oldu.

Sorsanız yanıt hazır: “Taktik yahu, anlasana… Sağın oyunu almadan sağı yenebilseydik keşke…”

Eskiden, hele denirdi Türkiye bir demokratikleşsin… Sosyalizmi ondan sonra gündeme almalıydık. İşçi sınıfının daha kaç fırın ekmek yemesi gerekiyordu? Neymiş o günler! Şimdi önce AKP’nin istediği gibi İslami bir toplum olalım… sonra inşallah…

Sağı sağcılık yaparak yenme teorisi saçmalıktır. Alevi olduğunu gizleyen bir liderle yola koyulan CHP, artık yeni lider adayı olarak bir modern İslamcı buldu. 2000’lerin başında Milli Görüş hareketi modern İslamcılar (!) üretmişti. Yirmi yıla yakın zaman sonra, sosyal-demokrasi aynı noktaya geldi. Sağa karşı sağla mücadele eden, o an değilse bile, bir süre sonra sağcılaşır.

Teori başka, siyaset başka. Sağı sağcılık yaparak yenmenin bir de siyasal stratejisi vardır ve Pazar akşamı o da duvara çarpmış bulunuyor.

AKP’ye karşı mücadele diye toplumu germeyelim. Zaten Erdoğan tarafından gerilen ve bunalan, yorulan bir toplum var. Bu toplum huzur, barış, sükûnet istiyor. Hesap sormayalım. Kötülükler tekrarlanmasın. Mücadele etmeyelim. Kimse kimseyi kırmasın. Ötekileştirmeyelim. Kucaklaşalım.

Resim çektirmeyi de ihmal etmeyin!

Teori haliyle, bunların yanlış olduğuna kalıbımı basarım. Ama “bunların tutması imkânsız” diyebilir miydik? Teorik bir zırva, maksat AKP’yi iktidardan indirmekse, politik stratejide başarılı olabilir. İnsanlığın ilanihaye sömürüye boyun eğmesinin imkansızlığı ile sömürücülerin yerini başka sömürücülerin alması arasında uzlaşmaz, ikisinin bir arada duramayacağı türden bir çelişki yoktur. Biri doğrudur, diğeri de gerçek. Örnek: Gelecek hafta bu sıralar, AKP’den hesap sormayacağına yeminler veren CHP, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmış olabilir.

Ancak gelecek hafta bu sonuç sadece bir olasılıktır. AKP’den hesap sormayı gündemde tutan, adaleti pankartlarına yazan, katillerle, tecavüzcülerle, yobazlarla, savaş suçlularıyla, işçi katliamcılarıyla kucaklaşmayı reddeden bir tarz olsaydı, gelecek haftayı beklemeye gerek kalmayacaktı!

Pazar münazarası başka türlü olamazdı; bunu biliyorum. Dolayısıyla “keşke” demiyorum. Sadece muhalefetin adayı programa aile resmi çektirmek için değil de, halkın adalet, eşitlik, özgürlük taleplerinin savunucusu olarak gelseydi, veya öyle bir aday olsaydı, Yıldırım insan içine çıkamaz hale gelmişti diyorum.

Oy hakkının gasp edilmesi konusunda toplum gerilmedi. Hakkı yenen ile hırsız uygarca tartışıyorlardı. Fethullah övücüsü gözünü kırpmadan videolu, belgeli ilişkilerini reddetti. Bu ret kabul edildi ve onaylandı o stüdyoda! Müteahhitler para kazansın diye iklimini değiştirdikleri bir kente yeşil koridorlar açacağını anlatan adaya, “seçimden önce verilen sözler tutulmaz” lafının kendisine ait olduğu hatırlatılmadı. “Yaptık” denen yollar, köprüler memleketin kaça kime satılması anlamına geliyordu? İstanbul depreme 1999’a göre daha hazırlıksız duruma kaç para uğruna düşürülmüştü? Bunca yıl o inşaatlarda, denetlenmeyen o fabrikalarda, iskân verilen o binalarda kaç kişi yandı, boğuldu, enkaz altında öldü? Belediye neden bir anonim şirketler toplamıdır? Bu şirketler israf mı yapmıştır, yoksa kapitalizmde çok rastlanan bir kaynak aktarma mekanizması mı işlemiştir? Bu şirketler kâra geçseydi, her şey yolunda mı olacaktı? O kârların kaynağı neydi? Belediye insanların ortak ihtiyaçlarını kolaylaştırmak için örgütlenmemiş miydi?

İyi ki İmamoğlu “bilgisayar kayıtlarını, yolsuzluk belgelerini yok edemeyin diye kopyalamak istedik” diye yanıtlamadı o soruyu. Maazallah çok gerilirdi Türkiye! Yazık; zaten Erdoğan o kadar yormuş. Bir de muhalefet öyle yaparsa, ne olurdu halimiz…

Binali Yıldırım Pazartesi sabahı hayatına bir siyasetçi ve aday olarak devam ettiyse bunu rakibine borçludur. Ekrem İmamoğlu’nun farkı gericilikte, piyasacılıkta değildir. Germek veya germemektedir bütün mesele!

Sonuç olarak araştırmalar ve tahminler Ekrem Beyin birkaç puan farkla oylamayı önde bitireceğini söylüyor. Tabii seçim iptali opsiyonu saklı. Nasılsa AKP bir kere genel oy hakkına el koydu ve komünistler dışında kimsenin gıkı çıkmadı. Neden bir daha olmasın? Yeter ki toplum gerilmesin… CHP ne yapar bilmeyiz, ama bildiğimiz ve 31 Mart’ta gördüğümüz şu ki, AKP halkın değerlerini teslim alamadı.

Pazar gecesi ekranın semtine uğramayan bizim tezimiz ise uygulandığı takdirde kazanma garantilidir. Adalet için, vicdan için, özgürlük için, eşitlik için, barış için, laiklik için, işlenen bütün suçların hesabını sormaya kararlı bir çizgi karşısında AKP çoktan çöplüğe gömülmüş olurdu. Bizim tezimiz tersinden kanıtlanmıştır.

23 Haziran gecesi Yıldırım daha fazla oy alırsa, kaybeden AKP’den hesap sormayacağını ilan edenler olur. 31 Mart’ta kazandığına sahip çıkamayanlar kaybetmiş olur. Kaybetme nedenini kimse uzakta aramasın!

23 Haziran gecesi İmamoğlu kazanırsa, AKP’nin biçtiği giysilere sığmayan halkımızın inadı karşısında AKP çözülmüş olacaktır. Kimse halkımızın inadının yerine görülmemiş bir hukuksuzluğu normalleştirmeyi içeren bir stratejiyi geçirmeye kalkmasın!

ÖNCEKİ YAZILARI

Yönetememek ve hazırlanmak 02/10/2019 Çarşamba
Bulunduğumuz yol 25/09/2019 Çarşamba
Hatırlamak ve örgütlenmek 18/09/2019 Çarşamba
Unutulma hakkı 11/09/2019 Çarşamba
Suriye’de işin özeti 04/09/2019 Çarşamba
Hangi siyaset, nasıl siyaset? 28/08/2019 Çarşamba
Bayram değil seyran değil 21/08/2019 Çarşamba
Güvenli bölge, bataklık bölge 14/08/2019 Çarşamba
Bizim Cüneyt 07/08/2019 Çarşamba
Organize suç olarak ırkçılık 31/07/2019 Çarşamba