Aydemir Güler
Bir fetiş olarak “mantıksal sonuç”
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:40 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 04:49
Aceleci miyiz yoksa tembel mi? Biz derken insan aklını kastediyorum… İnsan adeta doğal, kendiliğinden bir eğilimle gözlemleri tutup sonuçlarına götürerek kestirimde bulunmaya bakıyor.
Bir dışardan bir içerden örnek.
ABD’nin Suriye politikasında vites değiştirdiği açık. Arap “Baharı”nda ılımlı İslam adı altında faşizme oynayan, iç savaşlar örgütleyen, IŞİD’i yaratıp sonra karşısında koalisyon kuran, Kürt Baharı ilan edip AKP’nin katliamlarına onay veren ABD’den söz ediyoruz…
“Emperyalisttir, yapar.” Ama bu kadarına bu açıklama yetmiyor. ABD’nin son birkaç yıla sıkışan strateji arayışlarını ve akşamdan sabaha değişen taktiklerini emperyalist kibrine, vurdumduymazlığına bağlamanın da bir sınırı var.
Yüz yıl öncenin Çanakkale Savaşında Britanya’nın İstanbul’a pikniğe gider gibi varacağını sanması sömürgeci kibrinin yarattığı körlüktü. ABD, hiç kuşku duymaya gerek yok, 11 Eylül’den sonra “Doğu”yu bir çırpıda ezip geçeceğini düşünmüştü. Suriye halkının ve “alt tarafı” Baas’ın direniş mireniş çıkartabileceğini aklının ucundan geçirmemiş veya geçirenleri ciddiye almamış olması pek muhtemeldir.
Öyledir, ama dünyanın bir numaralı gücünün oyuncağından sıkılan şımarık çocuk gibi strateji çelişkilerine düşmesi ne yukarıdaki yaklaşımla ne de bunun tersiyle açıklanabilir.
“Tersi” derken, bir numaralı emperyalistin çekmecesinde her nevi derde deva reçeteleri hazır tuttuğu varsayımıdır. Onu da öngörmüştü, hatta o direniş değil, Amerikan komplosunun parçasıydı…
Hayır, açıklamaya yetmiyor.
Doğru yaklaşım ABD’nin uzun süredir içinde bulunduğu hegemonya krizinin bir strateji krizi halini aldığıdır. Emperyalizm ne bir kadiri mutlaktır, ne de hesapsız kitapsız yönetilebilir. Ortada bir kriz var.
Bu kadarı da yetmiyor… Buraya kadarında anlaşabileceğimiz bir dizi yorumcu ABD’nin Suriye-İran-Rusya üçgenindeki politika değişikliğinden hareketle krizi mantıksal sonuçlara taşımaya çalışıyor. ABD hegemonyasının çöküşünü özleyen çok kişi olması şaşırtıcı değil; ama…
Bizden örnek bununla bağlantılı. Erdoğan’ın Esed’den Esat’a doğru sancılı bir yolculuğa çıktığı açık. Bunun AKP’nin bölge stratejisi için ölümcül olduğu da.
Tabii ki yeni değil. Erdoğan takımı o acemice uydurulmuş, siyaset bilimi diliyle gerçekçilikten çok uzak ve fazla ideoloji yüklü Yeni-Osmanlı açılımının elinde patlamasıyla zaten duvara çarpmıştı. Ama mesele şu ki, Türkiye’de gerici rejim, stratejisi çöktü diye çöpe atılmıyor emperyalizm tarafından. Tersine, aczi açığa çıkan bir siyasi iktidar, eskiden olduğundan defalarca daha muhtaç ve kullanışlı hale geliyor. Rejimin çöküşü, aynı rejimin ömrünü uzatma imkânını da beraberinde getiriyor.
Mantık mı mantık. Doğru mu doğru: ABD Ortadoğu oyununda vites değiştirmek zorundaydı. Sovyet sonrası dünyada onca emekle ve kanla açtığı yol bitti! Değişiyor, değişmek zorunda.
AKP bölgede rotasızdır; içerde olduğu gibi. Bu iktidar dünya kapitalist-emperyalist sisteminin gereklerini üretemez. Yol çoktan bitti! Bu rejim değişmek zorunda.
Lakin bilim bu doğrultuları bir kez saptadığında görevini tamamlamış olmuyor. Marx kâr oranlarının düşme eğiliminin kapitalizmin nesnel yasası olduğunu saptadıktan sonra, gerçek hayatta kârların düşüşünün sınıf mücadelelerinin belirleyeceği bir eğilim olduğuyla devam ediyorsa, sadece bilimsel titizlikten yapmıyor bunu. Mücadele belirleyeceği olduğu için böyle akıl yürütüyor. Yalnızca “mantıksal sonucu” sorguladığınızda mücadeleye alan açılıyor.
Lenin tekelleşmenin tek bir dünya tekeline kadar gidebileceği eğilimini reddetmiyor. Ama dünyanın kaderinin bu eğilim tarafından değil, aynı sürece eşlik eden sınıf mücadelelerince belirleneceğini biliyor. Birinciden savaşacak düşmanı kalmayan tek tekel, tek “ultra emperyalist” çıkar. İkinciden savaşın alternatifi olarak sosyalist devrim.
Mantığın gösterdiği doğrultuyu saptayamazsanız, ya ABD’ye sığınacaksınız, ya Rusya’ya. Türkiye’de kimilerinin AKP’yle mi CHP’yle mi ikilemi arasında gidip gelmesi gibi…
Ama devrimciler için asıl iş doğrultuyu saptadıktan sonra başlar. Orada mücadele vardır. Bağımsız mücadele yoksa sığınacak kapı aramaya devam edersiniz.
Mücadeleye dahil olmak için de özne olmak, parti olmak gerekir. Özne olmayı, parti olmayı unutanlar için çok kitabi gelebilir; ama emperyalizm ancak halkların mücadelesi karşısında çaresiz kalacaktır. “Dünyanın bütün işçileri” niye emperyalist hegemonya krizinin sonuçlarını bekleyecekmiş?
Gericiliği olsa olsa işçi sınıfı dağıtabilecektir. Mantıksal sonuçlar kendiliğindenliği beklemeye götürür. Kendiliğindenliği, yani emperyalistlerin veya dünya dengelerinin AKP’nin kuyusunu kazmasını, başkasının önünü açmasını! O niye? Bu mücadelenin başka “tarafı” yok mu?
Mantıksal sonuç fetişine karşı, emekçi insanlığın mantıklı mücadelesi… Umudun yeşereceği, insanın var olacağı tek zemin bu.