Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Bahtiyarlık

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:14 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:14

Nâzım kullandığı için midir, kestiremedim şimdi ama mutluluk, memnuniyet beni ulaştırmıyor “bahtiyarım” demenin derinliğine. Dün yazıyı bitirirken hatırlattığım bizim “güzel” Türkiye başka bir şey değil, bahtiyarlık veriyor insana.

Nereden mi icap etti? soL Portal’da okumadınız mı? Bir üniversite hocası yazmış soruyu:

“İktisadi adam (homo ecenomicus) ölümcül kaza atlattıktan sonra sedyeyi kirletmemek için ‘çizmemi çıkarayım mı?’ der mi? Ya da bunu diyebilen insanları çoğaltmak için nasıl bir ekonomik sistem önerirsiniz?”

Sonra da bir rehberlik notu eklemiş:

“Lütfen not kaygısı gütmeksizin cevabınızı yazınız. Masumiyet sınavını geçememiş biri olarak, kimseyi bırakmaya niyetim yok zira.”

Ben bu tür bir hocaların hocasının sınavına girsem -biraz sulugözlü olabilirim yani ille böyle yapılması gerektiğini söylemiyorum- herhalde yanıt yazmak yerine boynuna sarılır ağlardım. Sonsuz bir bahtiyarlıkla…

Türkiye çizmeli adamdır. Ve Türkiye o kadardır, daha fazlası değildir. Bir sınırı vardır yani bizim Türkiye’nin.

Sınır Erdoğan’ın İsrail dölü diye “daldığı” kişinin “aslında vurmadı” demesindedir. Tehdit edildiğini söyledi sonra. Belki de tehdidin kaçınılmazlığına karşı baştan önlem almıştı. Bir tür refleks.

İnsanları gaza boğan, kafasına sıkıp öldüren, sakat bırakan polise kitap okumak bahtiyarlık salgılamıyor mu? Ama Türkiye aynı polise “amirim buyurun bir çayımı için” diye yaltaklananların da barınağıdır. Aynı kişinin “alçaklar soyup soğana çevirmişler memleketi” demesine kimse şaşırmayacaktır. Böyledir bizim memleket…

Çizmeli insanlık geçen seçimlerde sosyalizme oy vermedi. En iyi ihtimalle “gitsin bu adamlar” diye bir yol çizmiştir kendine. Hafife alınmayacak bir oranı “elim kırılaydı” der, her seçimden sonra ve hatta son seçimden sonra...

Hadi oy dediğin birkaç yılda bir veriliyor. Ya günlük yaşananlara ne demeli? İstikrar istikrar diye konuşmaya, borsada milyon doları olanın hakkı vardır. Peki, işsiz, üç kuruşa yaşlı veya çocuk dolu bir aileyi beslemeye çalışanlara ne demeli?

O kadar çoklar ki!

Ve büyük çoğunlukla çizmelerini çıkarmaya hazırdırlar, Soma’da olduğu gibi.

Bu büyük çoğunluk bizim Türkiye’nin sınav sorularına konu olmalıdır.

Sınav sorusuna konu edindiğimiz bu insanlar, yine şaire sorsanız hem “büyük insanlık” hem “akrep gibi”dirler. Bizi sonsuz bir bahtiyarlığa götürürken bir yandan da acımasız biçimde sınırları gösterirler. Türkiye ilericiliğinin kitle dinamikleriyle ilişkisi, belki çoğu başka toprağın ilerici çocuklarınınki gibi, böyledir.

Mutlaklaştırmaya asla gelmez. Yaşaran gözler iyi görmemeye başlarsa iş sakatlaşır. Büyük insanlık akrebe dönüşür, ihbar bile eder. Yok canım, çift kişilikli falan değillerdir. Sadece iyilikle kötülüğün bir bileşimini içlerinde taşımaktadırlar.

İlerici önce bu çelişkiyi hissetmeli, anlamalıdır.

Çelişkiye seyirci kalınmaz. Kötülüğün de içerildiği bir kişilik estetize edilemez. Bu çelişki bir mücadelenin konusudur. Bizim işimiz politik girdilerle bu mücadelede taraf olmaktır. Sosyalizm gökten düşmeyecek ve tam buradan çıkacaktır. Ama çelişkinin üstüne üstüne gitmeden, çirkinliği sineye çekerek hiçbir yere gidilemez.

Bahtiyarlık mı…

Bu mücadele ancak bunu hissedenlerce doğru dürüst yürütülür. Bunu hissetmeyen, paylaşamayan, siyaseti bir yüksek kata ait kuru soğuk bir kurumsallık, mücadeleyi talimatlar ve memurluklar olarak algılayanların şansı olmaz.

Nâzım Türkiye’de iyi insanların muazzam bir geleneği olduğuna işaret eder, o koca eseriyle. Bahtiyarım lafı, belki tam da bu nedenle insanı derinliklere taşıyor.

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları