Ahmet Haşim Köse
AKP nereye koşuyor?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:02
Uzun süredir, iktidar ekonominin gidişiyle ilgili böbürlenemiyor. Türkiye’nin AKP ile sürdürdüğü sahte zenginleşme süreci sona eriyor. İktidar bloğu bunu elbette sıradan yurttaştan daha iyi biliyor. Her ölçekte sergilediği şiddetin arkasındaki önemli nedenlerden biri bu olmalı.
Cümle aleme meydan okuyan Başbakan’ın suratında, yakınlaşmakta olan tehditin izlerini okumak mümkün. The Economist dergisi, bu tehditin sıcaklığını geçtiğimiz haftalarda dünyaya duyurdu. Dergi, Capital-freeze (sermaye-durma) endeksi başlıklı bir yazı yayınlayarak, gelişen piyasa ekonomilerine ilişkin finansal krılganlık düzeylerini (sermaye girişlerindeki duraklamaya duyarlılıklarını) ortaya koydu. Cari işlemler dengesi, finansal açıklar, kısa vadeli dış borçlanma, dış borç ödemelerinin Merkez Bankası rezervlerine oranı gibi değişkenlere bağlı kalınarak türetilen endeks, sıfır (en düşük risk) ila yirmi (en yüksek risk) arasında değer alıyor. The Economist’in analizine dahil ettiği 25 ülke arasında Türkiye, açık ara birinciliğe koşuyor. Şekil 1’de sunulan 25 ülkenin ortalama risk değeri 9,3. Türkiye, 18 olan risk değerlendirmesiyle bu ortalamayı ikiye katlıyor. Bu durum, iktidar bloğunun 2008 krizinin ardından “bize bir şey olmaz” diye böbürlenmesinin zamanla nasıl boşa çıktığını sergiliyor. The Economist’in bu analizi, gerek uluslararası gerekse ulusal basında ciddi bir yer aldı. Ne var ki, The Economist’in sayfasında sergilenen sonuçlar, “revizyon” gerekçesiyle birden kayboluverdi.
Bölüşüm göstergeleri emekçilerin aleyhine bozuluyor
Kriz tahripkar bir süreçtir, en vahim sonuçları ve en derin etkileri halk sınıfları üzerinedir. Bu nedenle, iktidarın adım adım ülkeyi sürüklediği bu sürecin hem kendisi hem de sonuçları doğru izlenmelidir. 2008 krizinin küresel etkileri, farklı uluslararası kuruluşların raporlarında boy göstermeye başladı. Türkiye, özellikle ILO ve OECD’nin raporlarında özel bir yere sahip. Krizin hemen ardından Türkiye’deki mali yapının ve kriz yönetiminin gücünü vurguluyan bu kurumlar, süreci daha yakından analiz ettikçe ihtiyatlı yorumlarda bulunuyorlar.
ILO’nun bu yıl yayınladığı Küresel Ücret Raporu (Global Wage Report), genel olarak neoliberalizmin bölüşüm sonuçlarını analiz ediyor. Türkiye’nin de içinde yer aldığı yükselen piyasa ekonomileri olarak tanımlanan grup, bu açıdan özel bir yer tutuyor. Şekil 2’de bu rapordan derlenen uyarlanmış ücret payları (adjusted wage share) sunulmuştur. Çalışan başına yapılan ödemelerin çalışan kişi başına gayri safi yurtiçi hasılaya oranını temsil eden bu pay ücret ve kâr payı arasındaki bir bölüşüm göstergesini sergiliyor. Bu verilere göre, Türkiye bölüşüm göstergelerinin ücretliler aleyhine en hızlı bozulduğu ülkelerin arasında yer alıyor. AKP iktidarının başlangıcında yüzde 5’ler düzeyinde olan bu pay, 2011’de yüzde 29,7’ye geriliyor.
Krizin faturasını işçilere kestiler
ILO’nun Küresel Ücret Raporu, 2008 krizinin ücretliler üzerindeki yükünü de oldukça ayrıntılı sunuyor. Şekil 3’te çeşitli ülke gruplarına göre 2008 krizi ve sonrasında reel ücretlerde ortaya çıkan değişim oranları sunulmuştur. 2007 ve 2009 arasında tüm dünyada bir ücret baskılanmasının yaşandığı açık. Ancak bu baskılanma, bazı ülkelerde çok belirgin. Coğrafya olarak bakıldığında en şiddetli baskılanma Latin Amerika, Merkezi Asya ve Ortadoğu’da hissediliyor. Türkiye bu son blokta yer alıyor ve ücret baskılanmasının en sert hissedildiği ülkelerden biri. Aynı raporun verilerinden türettiğimiz Şekil 3 ve 4 bu eğilimi açıkça sergiliyor. Şekil 4’ten de izlenebileceği gibi, 2009 yılında ücret çöküşünün en belirgin hissedildiği ülkeler Sırbistan, Ukranya, İrlanda ve ardından Türkiye
oluyor.
Gelir dağılımı en bozuk üçüncü ülkeyiz
Son olarak OECD’nin gelir eşitsizlikleri üzerine yayınladığı karşılaştırmalı bulgulara yer vermek uygun olacaktır. OECD, Türkiye’yi gelir dağılımı en bozuk ülkeler arasında gösteriyor. Bu eğilim öyle yüksek ki, sanki bir sınıra karşılık geliyor. İktidarın “gelir bölüşümü bozulmuyor ya da çok az da olsa iyileşti” söyleminin ardında, aslında gelir dağılımındaki bu potansiyel bozulma eşiği yer alıyor. Bu eşiği aşmak, bir anlamda toplumsal “dengelerin” alt üst olması anlamına geliyor. Türkiye, OECD ülkeleri arasında gelir dağılımı bozuk ülkeler sıralamasında Şili ve Meksika’nın ardından üçüncü ülke konumunda yer alıyor. Gini katsayısı (gelirin nüfus içindeki dağılımını gösteren katsayı. 0 değeri tam eşitliğe, 1 değeri tüm gelirin bir kişinin elinde toplanmasına karşılık geliyor) 0,43 düzeyinde seyrediyor. Dahası en yüksek yüzde 10’luk gelir grubu, en düşük yüzde 10’luk gelir grubunun 15 katı gelir elde ederek bu eşitsizliği pekiştiriyor. Burada unutmamamız gereken bir nokta ise söz konusu gelirlerin içinde şirket gelirlerinin bulunmamasıdır. Bu gelirleri de hesaba katan çalışmaların bulgularında, Türkiye’deki eşitsizliklerin düzeyi katlanarak artmaktadır.
AKP nereye koşuyor? Bu koşu, AKP’nin tek başına yalnız bir kulvarda yaptığı koşu olsa, insanın “bize ne” diyesi geliyor. Lakin iktidar, sahip olduğu güce kilitlenerek, giderek şiddetlenen ters rüzgarın estiği yere Türkiye’yi sürüklüyor. AKP’nin “demokrasi” söylevinin çoktan sönümlendiğine tanıklık ettik. Gezi olayları bunun son durağı oldu. Artık iktisadi alanda yaşadığı sanal zenginleşme ve bunun mekanizmaları da tükenmektedir. AKP’nin siyasal şiddeti, iktisadi şiddetinden daha fazla beslenme eşiğine girmektedir. Elbette bize düşen bu şiddeti tüm ayrıntılarıyla izlemek ve halkımızı uyarmaktır.