Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ahmet Haşim Köse

2013’ü nasıl bilirdiniz: AKP iktidarı çökerken...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07

İktidar bloku, Haziran İsyanı’yla dış çeperinden, yolsuzluk ve rüşvetlerle içeriden parçalanmaktadır. AKP’nin iktisat programındaki tükeniş, iktidar gücünün de giderek tükenmesi anlamına gelmektedir. 2014 her anlamda, Türkiye’de siyasal mücadelenin yoğunlaştığı bir yıl olacaktır.

Türkiye, 3 Kasım 2002 seçimlerini izleyen 11 yıl boyunca AKP iktidarının değişik evrelerine tanıklık etti. Tarihsel olarak her iktidarın bir yükseliş dönemi olduğu gibi bir de çöküş dönemi vardır. 2013 yılı AKP’nin çöküş döneminin yoğunlaştığı bir yıl oldu.

İktidar bloku, Haziran İsyanı’yla dış çeperinden, yolsuzluk ve rüşvetlerle içeriden parçalanmaktadır. Adeta AKP’nin mukozası yarılmakta ve gerçekliği gün yüzüne çıkmaktadır. Ortaya çıkan gerçeklik, anti demokratik, otoriter, baskıcı bir iktidar oluşumunun, tükenen iktisadi ve siyasal hegemonyasını şiddetle sürdürebilme çabasıdır. 2014 yılının Türkiye’nin toplumsal tarihinde her açıdan “uzun” bir yıl olacağı açıktır.

“AKP hegemonyası”nın en önemli ayaklarından birini, uluslararası finans hareketlerine doğrudan bağlı olan sermaye birikim ritmi oluşturmaktadır. Bu öylesine bir ritimdir ki, neredeyse iktisadi “performansın” tümü, küresel finans ağlarının beklenti ve yönelimine bağlıdır. Küresel düzeydeki aşırı sermayenin ulusal ekonomilere çekilebilmesi, neoliberal iktidarların iktisat programlarının ana eksenlerinden biridir. Bu nedenle neoliberal iktidarlar küresel sermayeye ve onun yarattığı sözde canlanmaya deyim yerindeyse göbekten bağlıdırlar. Finansal sermayeye sunulan tavizler, bu sürecin olmazsa olmazıdır.

2013 yılı AKP’nin iktisat programının çöküşünün yoğunlaştığı, belirginlik kazandığı bir yıl olmuştur. Yıl sonunda dolar 2,180 TL’ye, avro ise 2,972 TL’ye ulaşarak, tüm tarihsel zirveleri (Merkez Bankası’nın 1,92 sınırı gibi) aşmıştır. AKP iktidarının emekçilere vaat ettiği sahte cennet ise net 804 TL olan asgari ücretin 846 TL’ye çıkarılmasıyla tescil edilmiştir. Yılın ilk yarısı için net 42 TL’lik bir artışı emekçilere “lütfeden” AKP iktidarı, emekçilerin taban ücretine günlük sadece bir “simit parası” kadar artış yapmayı uygun bulmuştur.

AKP’nin iktisat programı sürdürülemez bir eşiktedir. İşsizlik, emekçi kitlelerin gelir bölüşümünden aldıkları paylardaki ve büyüme oranlarındaki gerileme, kur riski, cari işlemler açığı ve her şeyden önemlisi artan borç yükleri AKP’nin iktisat programının tükenişinin işaretleridir. Bu sürecin en belirgin sonucu artan işsizleşme eğiliminde kendini göstermiştir. Türkiye, AKP iktidarı döneminde düzenli olarak işsizler ordusunun artışına tanıklık etmiştir. İşsizlik verilerindeki tüm revizyonlara rağmen, 2013 yılına ilişkin devletin resmi verileri dahi işsizlik oranlarının çift haneli rakamları aştığını, genç (15-24 yaş arası) işsizlerin oranının yüzde 20’ler düzeyine yakınlaştığını ve işsizler ordusunun 3 milyona ulaştığını ortaya koymaktadır. Bu tür bir gelişme siyasal açıdan artan sefaletin yönetilebilme güçlüklerini de beraberinde getirmektedir. 2014 yılının AKP’nin sürdürdüğü yoksulluk programlarının devamlılığı açısından zor bir yıl olacağı açıktır...

İşsizlik oranındaki artışlar emekçilerin milli gelirden aldığı paydaki gerilemeyle birlikte değerlendirildiğinde, AKP’nin birikim rejiminin aslında emekçi sınıflar için bir yoksullaşma süreci olduğu da açıklık kazanmaktadır. Nitekim, ücretlerin harcanabilir sabit (reel) gelir içindeki payı 2003 yılındaki yüzde 33’lük düzeyinden, 2013’e gelindiğinde yüzde 25’lere gerilemiştir. Başka bir deyişle, AKP’nin sözde büyüme “performansı”nın ardındaki “finans-borçlanma-tüketim” üçlemesi emekçi sınıflar için artık sürdürülemez bir eşiğe gelmiştir (Şekil 1). Bu eşik aynı zamanda AKP’nin büyüme miti ve sahte refah programının da çöküş eşiğidir. Reel gelirin ortalama büyüme oranının 2013 yılına gelindiğinde yüzde 2’ler düzeyine gerilemesi bunun bir göstergesidir. AKP, sürdürdüğü bölüşüm ve birikim rejiminin sınırlarına ulaşmıştır...

Şekil 1: Yıllık Ortalama Sabit ve Nominal Harcamalar Cinsinden GSYİH’nın % Değişimi ve Ücretlerin Harcanabilir Gelir İçindeki Payı, 2003-2013.

Kaynak: TCMB veri setleri.

İktidarın kur politikasının sonu
Süreç boyunca sermaye girişlerindeki artışlar bir yandan TL’nin değerlenmesine, diğer yandan ise cari işlemler açığının artmasına neden olmuştur. Bu nedenle de, sistemin kriz sinyallerinin başında kur ve cari işlemler dengesindeki gelişmeler yer almaktadır. Türkiye özellikle 2010 ve sonrasında TL’nin giderek değersizleşmesine tanıklık etmiştir (Şekil 2). Bu eğilimin doğrudan sonucu ise tüketimin ve buna bağlı olarak büyüme oranlarının baskılanması şeklinde ortaya çıkmıştır. Mevcut programın sürdürülmesi durumunda 2014 yılında söz konusu daralma eğilimlerinin çok daha sert olacağı açıktır. Diğer taraftan Merkez Bankası’nın (125 ve üstü değerler için) bir tür müdahale göstergesi olarak yorumladığı reel efektif kurlara (REK) dayalı bir para politikasının daralan bir ekonomi ve yükselen kur riskleriyle sürdürülemeyeceği de açıktır. Bu gelişmeler eşliğinde AKP’nin sürdürdüğü kur ve para politikasının sınırlarına gelindiği ortadadır...

Bu tıkanıklığın elbette en büyük göstergesi cari açıklar ve artan borç yükümlülükleridir. Şekil 3’te Türkiye’nin cari işlemler dengesi açıkları sunulmuştur. 2013 yılının tümü dikkate alındığında cari işlemler açığının 60 milyar doları aşacağı tahmin edilmektedir. Milli gelirin yüzde 7’si düzeyinde salınım gösteren bu açık, mevcut birikim rejiminin doğal sonucu olup, Türkiye’nin giderek artan dış borç stokunun da temel nedenidir. Şekil 4’te Türkiye’nin brüt borç stoku sunulmuştur. 2013 yılının ilk üç çeyreğinde dış borç stoku 372,3 milyar dolara (Eylül 2013 verilerine göre net dış borç stoku 214,4 milyar dolara) yükselmiştir. Bu borç stokunun yüzde 70’e ulaşan kısmı özel sektöre aittir. 2014 özel sektöre dayalı borçlanma ve bunun yarattığı büyüme eğiliminin ciddi ölçüde daraldığı bir yıl olacaktır...

Dönem boyunca büyüme borçlanmaya, borçlanma “performansı” ise AKP’nin sürdürdüğü reel faiz programına bağlı olmuştur. Şekil 5’te Türkiye’nin, AKP iktidarı boyunca dolar, avro ve TL cinsinden sürdürdüğü faiz oranları sunulmuştur. Faiz politikasının temel eğilimi dolar ve avro cinsinden faiz oranlarındaki artış, TL cinsinden faiz oranlarında ise azalış şeklinde gerçekleşmiştir. Borçlanma maliyetlerindeki bu asimetrik ilişki kurlardaki gelişmeyle ilişkili olmuştur. Aşırı değerli kur, TL üzerinden borçlanma maliyetlerini aşağıya çekebilmiştir. 2014’e TL’nin değersizleşme baskısıyla giren AKP’nin düşük faiz oranına dayalı genişleme programını sürdürme olanağı büyük ölçüde tükenmiştir.

Şekil 2: Dolar ve Euro Nominal Kurları ve Reel Efektif Kur, 2002-2013

AKP’nin iktisat programının tükenişi
Tüm bu tabloya bakıldığında, AKP’nin son 11 yılda sürdürdüğü iktisat programının sonuna gelindiğini söylemek abartılı olmaz. İktisat programının tükenişi, AKP’nin bir yandan iktidar blokundaki mevcut çelişkilerini artırırken, diğer yandan da emekçi sınıflar üzerindeki denetim gücünü daraltacaktır.

2014 yılı seçimler yılıdır.

AKP’nin önünde fazlaca seçenek yoktur: Ya mevcut programı sürdürecek ve “istikrarın” bedelini siyasal olarak ödeyecek ya mevcut programını revize ederek telafi edici mali programları hayata geçirecek ve halkı sınıfları nezdinde yitirdiği hegemonyasını tazelemeye çalışacaktır.

Seçim ne yönde olursa olsun, AKP’nin iktisat programındaki tükeniş, iktidar gücünün de giderek tükenmesi anlamına gelmektedir. Bu tükenişin, AKP’nin iktidar projesini daha da otoriter hale getirmesi mümkündür. Dolayısıyla, 2014 her anlamda, Türkiye’de siyasal mücadelenin yoğunlaştığı bir yıl olacaktır.

Bu mücadele dolu süreçte emekten yana olanların 2014 yılını kutlarım.

Ahmet Haşim Köse 'ın Son Yazıları