Şehir hastaneleri vatandaşların ve çalışanlarının sağlığıyla oynuyor

AKP’nin kamu-özel ortaklığı modeliyle başlattığı şehir hastaneleri projeleri hem çalışanlarını hem de hastaları mağdur ediyor. Büyük bütçelerine rağmen malzeme ve iş gücü eksiği olan, vaktinden önce, aceleyle, alt yapısı yetersizken açılan şehir hastaneleri, tedavi etmek yerine tehlike saçıyor.
soL - Haber Merkezi
Çarşamba, 18 Eylül 2019 13:32

Hastanelerin şirket gibi yönetilmesi ve taşeronun taşerona iş vermesiyle birlikte, zamanla yarışılan hastanelerde, çok basit düzenlemeler bile ya yapılamıyor ya da yapılması uzun zaman alıyor. Bunun sonucu da ihmallere ve hatta ölüme kadar gidebiliyor. Üstelik bazı kentlerdeki devlet hastanelerinin kapatılması nedeniyle vatandaşların, bu durumdaki şehir hastanelerine gitmek dışında bir seçeneği kalmıyor.

VATANDAŞLAR MAĞDUR

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kendi cebimizden para vererek yaptırmıyoruz" diyerek övündüğü şehir hastaneleri projeleri büyük bütçelerine rağmen, iş gücü yetersizliği nedeniyle sağlık çalışanlarının iş yükünü arttırmakla kalmıyor, malzeme ve alt yapı sorunları yüzünden de vatandaşları mağdur ediyor.

Hakkında derli toplu veri elde edilemeyen şehir hastanelerindeki eksiklikler ve ihmaller, çalışanların ve hastaların dikkatine kalmış durumda. Basına yansıyan bazı ihmaller, sonuçların ne kadar ileri gidebileceğini de ortaya koydu. 

HASTANELERDE GEREKLİ EKİPMANLAR BULUNMUYOR

Geçtiğimiz günlerde Ankara'da bir özel hastanede enfeksiyon kapan hastanın, kaldırıldığı şehir hastanesinde tansiyon cihazında pil olmadığı ve kandaki oksijen miktarını ölçen cihaz bulunmadığı için yaşamını yitirdiği iddia edilmişti. Annesi Ulviye Toktar’ı yitiren gazeteci Ebru Toktar, "Hastane kampusunda sayısız kafeterya var, odalar yeni ve lüks görünüyor, son model TV’ler var, ancak tedaviyi yapacak hemşire ve hekim yok. Herkes birbirinden habersiz. Annemin solunum güçlüğü çekmeye başladığı anda, kandaki oksijen miktarını ölçen pulse oksimetre bulunamadı. Tansiyon ölçen aletin de pili bitmiş. Özel şirket pil almıyormuş" diye konuşmuştu.

"Büyük doğum" adıyla anılan ve Ankara nüfusunun önemli bir kısmının doğumuna ev sahipliği yapan Zekai Tahir Burak Eğitim ve Araştırma Hastanesi de, apar topar Bilkent Şehir Hastanesi’ne taşınmıştı. Tam anlamıyla açılmayan hastanede çalışan sağlık çalışanları, soL'a konuşarak, hastanede tıbbi ekipman yetersizliği olduğunu, taşınmanın ertesi günü bazı odaları su bastığını ve pek çok odanın tavanı olmadığını anlatmıştı.

Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker ise bugünkü köşe yazısında, kamu hastanelerinin birikmiş borçlarından dolayı sarf malzemesi satın alamadığına yani ihale düzenleyemediğine yer verdi. Yazıya göre, sarf malzemesi eksiği nedeniyle her gün kamu hastanelerinde ameliyatlar erteleniyor ve hastalar mağdur oluyor. Toker, bir tıbbi cihaz şirketi sahibinin, “İhalenin sonuçlanıp sözleşmenin imzalanması 3 ay. Teslim takvimi de verilmiyor. Bu, 20 ay sonra da sipariş verebiliriz, 6 ay sonra da” dediğini de yazdı. Toker'in verdiği bilgiye göre, İstanbul Kamu Hastaneleri Birliği Başkanlığı'nın bugün yeni doğan, yoğun bakımlar sarf malzemesi ihalesi yapılacak ve evrakta ihalenin 18 aylık olduğu yazıyor. 

DİĞER HASTANELERDE DE DURUM AYNI

Öte yandan devlet hastaneleri ve üniversite hastanelerinde de durum pek farklı değil. 94 milyon TL'lik Düzce Atatürk Devlet Hastanesi’nde kardiyolog ve stent bulunmaması nedeniyle son bir ayda 3 kişinin kalp krizi yüzünden yaşamını yitirdiği iddia edilmiş, soL'a konuşan Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Hamid Özmen de hastanede anjiyo ünitesi olmadığını doğrulamıştı.

Sivas Numune Hastanesi’nde de Onkoloji Servisi kapatılmış, hastanede tedavi gören bir hastaya, "Borcumuz olduğundan tedarikçi bize malzeme temin etmiyor. Bu nedenle ameliyatınızı şehir dışındaki bir hastanede yaptırmanız gerekiyor" denilmişti. CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Sivas'ta geçtiğimiz dönemde çocuk kardiyoloğu ve nöroloğu eksikliği nedeniyle bir çocuğun hayatını kaybettiğini dile getirmişti.

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin de ödenemeyen borçları nedeniyle icra takiplerinin başladığı, icralık olunan medikal firmaların hastaneye satış ve teslimatı durdurduğu iddia edilmişti.

Cizre İcra Dairesi Müdürlüğü’nden de, "Tıbbi cihaz ve medikal ürünler icradan satılıktır (toplu satış)" başlığıyla bir ilan yayımlanmış ve ilanda bir özel hastanenin hekim kadrosu icradan "satışa çıkarılmıştı".

'SAĞLIK HİZMETİ KAMU BİNALARINDA GERÇEKLEŞTİRİLMELİDİR'

Ankara Tabip Odası yayını Hekim Postası'nda şehir hastaneleriyle ilgili değerlendirme yapan Doç. Dr. Yiğit Karahanoğulları ise hastanelere ilişkin ilk gözlemlerini yazdı. 2018 yılı itibariyle toplam 8.358 yatak kapasitesine sahip olmak üzere 8 adet şehir hastanesi faaliyete geçtiğini, şimdiye kadar sözleşmesi imzalanmış olan toplam Şehir Hastanesi sayısı 20 olduğunu söyleyen Karahanoğulları, hastanelerinin ekonomik/mali yapısının, iki temel gerilim ile sakatlandığını yazdı. Karahanoğulları, kamu kesiminin yüksek kira yükümlülükleri altına sokulacağını ve firmaların kira gelirlerinin, ilgili finansman maliyetini karşılayamaması durumunda, tesis yatırımlarından zarar edeceğini belirtti.

"Hekimler ve hastalar özel şirketin mülkiyetindeki binalarda 25 yıl boyunca kiracı olarak kalmaya karşı çıkmalıdır. Sağlık hizmetleri, toplumun ortak mülkiyetinde olan dolayısıyla hekimlerin ve hastaların ortak malı olan kamu binalarında gerçekleştirilmedir" diyen Karahanoğulları değerlendirmesinde şunları söyledi:

"Kamu-Özel Ortaklığı’nın diğer tarafı için ise ne modeli tercih etmeme olasılığı ne de modelden 25 yıllık süre zarfında çıkış imkanı mevcuttur. Hekimler ve hastalar modele mahkum bırakılmıştır. Bu koşullar altında, bir avuç şirketin kârlılığı yerine tüm kamunun ortak çıkarını önceleyen alternatiflerin var olduğunu dillendirmek ve bunları talep etmek tarihsel bir zorunluluğa dönüşmekte; tıp bilimine ve gelecek nesillere bir borç olmaktadır."