Virüsün liberal hâli: Bu da mı gol değil?

Bilim Kurulu’nun açıklamalarından anlaşılıyor ki, Kovid-19 iyileşenlerde dahi bir akciğer hasarı bırakarak geri çekiliyor. Madem öyle ve bu veriyi yapılan toplantılarda duyma, kritik etme şansı var iken, niçin ligler devam ettirildi? Olanca riske rağmen, basketbol müsabakaları hangi zihniyete yaslanarak sürdürüldü? İsmail Sarp Aykurt spordaki son durumu yazdı.
soL - İsmail Sarp Aykurt
Pazartesi, 23 Mart 2020 10:09

Mısırlı Marksist İktisatçı Samir Amin, bir kitabına yazdığı girişte 20. yüzyılın sonuna doğru dünyaya bir illetin musallat olduğunu not eder. Herkesin ölmediğini fakat hastalığın herkese bulaştığını da ekleyen Amin, antikorların yokluğunda hastalığın iyice azdığını ve arz-ı endam ettiği ilk yerlerin 16. yüzyılda Avrupa semaları olduğunu söyler. Ancak salgın büyüktür, bulaşıcıdır, virüsün adı ise "liberal virüs" olarak kayda geçer. Her ne kadar Kovid-19 böyle bir virüs gibi gözükmese de toplumsal etkileri açısından çok benzer sonuçlara çubuk büküyor. Bu biyolojik virüs, kapitalizmin ve liberal sistemin ne kadar kırılgan ve akıldışı bir sistem olduğunu afişe ediyor. Yaygınlığı arttıkça kırılganlığı ve öldürücülüğü de artıyor…

Anlayacağımız şu; artık tek değil, iki virüsle, korona ve liberal virüs ile karşı karşıyayız. Birinciyi yenmek için, diğerini yok etmeye muhtacız.

Spordaki viral durum ve semptomlar da farklı değil. Tüm ülkeler sportif faaliyetlerini durduruyor, yeni tartışmalar doğuyor, akla sporcuların da insan olduğu gelirken; bizdekiler sportif bir resesyona giriyor. Sistemin en karakteristik iki hali, kayıtsızlık ve bencillik ipi göğüslüyor. Sistem virüsü kaptığından, spor da kapmamış gibi yapamıyor, haliyle.

Ve kimilerinde keşfediyoruz yeniden, Kovid-19 gerçekten yüksek ateş yapıyor…

Çok da yeni sayılmaz ama, bir yöntem geliştirdiler. Yalnız bu yöntem, "mış gibi" yapmanın dahi pabucunun dama atıldığı bir pandemik konjonktüre denk geliyor. Adını ne koyarsanız koyun, sonucu aynı çıkan bir tanı kiti bu. Nazi Propaganda Bakanı Goebbels’ten hareketle, yaratıcı hilekârlık diyebiliyoruz adına. Çok geçmedi üzerinden ve hâlâ içindeyiz, Kovid-19, sporda da eşitsiz gelişimi göstermiş, sporun sınıfsal bir fenomen olduğunu teyit etmişti. Salgının dini, ideolojisi, toplumsal sınıf farklılığı yok diyorlar ya böbürlenerek; salgın nasıl yaşamsal risklerde eşit dağılmıyorsa, sporda da dağılmayacağında ısrar ediyor.

HAFTADAN HAFTAYA: KORONA GÜNLÜKLERİ

Henüz geçen hafta ligler tatil edilmemişken ve "bilim kurulu ve devletimizle birlikte karar alıyoruz" naraları havada uçuşurken, "Ligler tatil olmalı" çağrıları yapılıyor ve fakat karşılık olarak kendi içlerinde tutarlı diyebileceğimiz bir reddiye geliyordu. Bu reddiyenin deşifresi, sermaye gruplarının ikna edilme sürecine tekabül ediyordu. İkna edildiler mi ya da ne vaatlerle ikna edildiler bilemiyoruz. Ancak şu açık, bakanlık nezdinde bir toplantı sonucunda tatil edildi ligler, şimdilik. İçlerinde mi kaldı bilinmez ama şimdi tersi yönde açıklama yapılma vakitleri geldi çattı. Kulüpler birlik oldu, Nihat Özdemir gözden kayboldu!

Salgın nedeniyle birçok ulusal ve uluslararası lig, turnuva tehir edilirken, ortak irade kimsenin dışarı çıkmaması ve spor karşılaşmalarının durdurulması yönünde gelişmişti hâlbuki. Durdurulmasından önce "niye dursun" diyenler, durdurulduktan sonra "durmalıydı" demeye başladı. Hani tepki yok ya, konuşmaya ve mülakat vermeye devam ediyorlar. Öte yandan her konuda fikri danışılan Bilim Kurulu ise futbol merkezli bir açıklama yapma gereği duydu. Futbolcu Obi Mikel’de o sırada tahmin edilebilir bir reaksiyon ile Trabzonspor’dan koptu. Sorusu netti. “UEFA tüm ligleri erteledi, Türkiye’de neden oynanmaya devam ediyor?” dedi… Türkiye’nin virüs karşısında ayrıcalığı neydi ve nedir, bilemiyoruz. Ancak bir imtiyaz olmadığı vaka ve kayıplarımızı saymaya başlayınca anlaşılır oldu. Anlaşıldı, ateşimiz çıktı ve mertlik bozuldu…

Bilim Kurulu sözcülerinden Dr. Ateş Kara kısa bir zaman önce "Hastalığa yakalanan bir futbolcunun hayatının kalan kısmında futbol oynayamama ihtimali çok yüksek" diye demeç verdi. Yani, ciddi geçirilen bir korona enfeksiyonu sonucunda futbolcu ya da genel olarak sporcuların kariyerinin bitme tehlikesine dikkat çekiliyordu. Riziko, büyüktü. Eş zamanlı olarak Belözoğlu durdurulan ligler hakkında buyuruyordu: "Devletimiz en doğru kararı verdi" diye… Ağaoğlu ise zaten fantezi derdindeydi. Önce seyircisiz oynama kararını destekliyor, "Devletimizin yanındayız" mesajı veriyor fakat röportaja maske ile çıkıyor ve çıkışıyordu. Sonra Rıdvan ve diğer benzeyenleri… Daha sonra, ligler durduruldu; semptomlar uyuşuyordu.

Bilim Kurulu’nun açıklamalarından anlaşılıyor ki, Kovid-19 iyileşenlerde dahi bir akciğer hasarı bırakarak geri çekiliyor. Madem öyle ve bu veriyi yapılan toplantılarda duyma, kritik etme şansı var iken, niçin ligler devam ettirildi? Olanca riske rağmen, basketbol müsabakaları hangi zihniyete yaslanarak sürdürüldü? Branşlar farklıdır, ancak zihniyet örgütlüdür.

Bugün, açıktan sormak gerekiyor; Fenerbahçe basketbol takımı içerisinde Kovid-19 enfeksiyonuna maruz kalan, kalacak olan kim varsa bunun sorumluluğunu üstlenmeye hazır bir Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) var mıdır, örneğin? Son maçını Fenerbahçe ile yapan Tofaş Kulübü’nün oyuncuları, antrenörleri ve diğer çalışanları için ne tür önlemler alınmıştır? Daha geriye gidersek, buna Fenerbahçe’nin korona hikâyesi diyelim, 6 Mart’ta yapılan Khimki Moskova, sonra testleri negatif çıktığı ifade edilen Beşiktaş Sompo Sigorta maçlarının öyküsü de bunlara dâhil midir? Toplum sağlığını hiçe sayan uygulamalar cezasız kalmakta; federasyon "mış" gibi yapmaktadır.

Bu soruların cevaplandırılması lazımdır ancak cevaplanmayacağı ve yinelediğimiz gibi "mış gibi" yapılacağı kesindir. Evde kalmayı tavsiye eden bu kurumların tamamı, sınıfta kalmıştır.

VİRÜSLERİN DRAMI: HANGİMİZ DAHA KÖTÜYÜZ?

Sınırların dışında da değişen bir şey yok. Liberal virüs ile koronavirüsün karşılaştığı her coğrafyada endüstriyel spor sarsılıyor. İsviçre’nin Sion kulübü ekonomik kaybı engellemek için maaş indirimini kabul ettiremeyince 9 futbolcusunun sözleşmesini feshederken, Fransız Lyon kulübü oyuncularına ücretsiz izin verme kararı aldı. Fransız Amiens maaşlarda yüzde 16’lık bir kesinti talep ederken, Premier Lig, La Liga, Serie A, Bundesliga ve Ligue 1 futbol liglerinin zararı 4 milyar euroyu bulacağa benziyor. Kapitalizmin en popüler yüzü olan futbolun dışında diğer branşlar da pandeminin altında ezilenler arasında yer alıyor. Kapitalizm, enfekte oluyor!

2020 Tokyo Olimpiyatları’nın akıbeti hâlâ soru işaretiyken, Avrupa Şampiyonası, Şampiyonlar ligi, yayın gelirleri, sponsorluklar ve diğer tüm ticari anlaşmalar tartışılıyor, çöpe gidiyor ya da rafa kaldırılıyorken endüstriyel spor fikriyatı üstesinden gelip gelmeyeceği bir "belirsizlikler çağı"na giriş yapıyor. Gerçi bir belirsizlik de yok, belirsiz gelecekte ısrar etmek bizimkisi.

Buna bir "sürüklenme" demek de yanlışa varmıyor.

Ülkemizde ise "eşlik etme" hali sürüyor. 

Kapitalizmin tüm kırılganlığı spor alanında da ortaya çıkarken aklımıza son bir soru geliyor.

Şimdi hangi virüs bizi gerçekten hasta ediyor?