Breadcrumb
Yargı paketi mezarlığı genişliyor
Ali Rıza Aydın
Yayın Tarihi: 25.10.2025 , 00:02 Güncelleme Tarihi: 25.10.2025 , 12:25
24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan, Sermayenin karşı saldırısı olarak tanımlayabileceğimiz yeni liberal dönem, “hak arama özgürlüğü” kapsamında herkesin sahip olduğu “yargı önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına” el atmayı hedefine koymuştu. Artık burjuva devletinin gelenekselleşmiş “adalet” anlayışı değil, egemen sermaye sınıfının, bu sınıfın siyasal iktidarının, yandaşlarının ve gericiliğin adalet anlayışı esas olmalıydı. Bunun ilk emareleri de yargı yönetimini ve denetimini yürütme organına teslimle ortaya çıktı. 1982 Anayasası Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun başına adalet bakanını, içine bakanlık müsteşarını doğal üye olarak yerleştirerek, yargıçları idari ve denetim yönlerinden bakanlığa bağlayarak yolu açmış oldu.
Sonrası yandaş kadrolaşmalarla, ödül ve ceza yöntemleriyle, baskı ve yönlendirmelerle, soruşturmalarla, dinseli yargı içine ve kararlarına sokmalarla, karar tanımamazlıklarla sürdü. Usul ve ceza yasaları yeniden yazıldı, yazılanlar değiştirildi. Tahkim ve arabuluculuk yollarıyla yargı ya devre dışı bırakıldı ya da ulaşımı zorlaştırıldı. Yetmedi, 2010 Anayasa değişiklikleriyle yargı organları altüst edildi, yetmedi bu değişiklikler de değişikliğe uğratıldı.
Fethullah Gülen kadrolarına teslim edilerek ele geçirilen yargıda, 2016 darbe girişimi sonrası ihraç edilen, cezalandırılan ya da yurt dışına kaçanların yanında biat edenlerin ödüllendirildiği ikinci bir altüst oluş yaşandı. Boşalan kadrolar yandaş adaylarla ve aralarında AKP’liliği açık olanların da bulunduğu avukatlarla dolduruldu. Deneysiz kadrolarla ve etnik veya dinsel parçalılıkla işler daha kolay yürüyecekti.
Anayasa Mahkemesi kararlarına karşın seçilmişlerin, seçme-seçilme hakkının ihlali, Tahsin Yücel’in “Gökdelen” romanındaki yargının özelleştirmesi derecesinde yaşandı.
Yargının adaletin değil, sömürücü ve gerici düzenin yeniden üretiminin bir aracı yapılmasında alınan yolun etkisi 2025’de düzen siyasetinin iç tasarımında da kendisini gösterdi. Halen devam eden soruşturma ve davalarda iktidar-muhalefet arası paylaşım savaşımının ya da -milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi transferlerinde görüldüğü gibi- pazarlıkların ve sermaye arası transfer ve paylaşımların nasıl sonuçlanacağı güncele oturdu.
Yargı ile Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) arasındaki kapışmalar sürüyor. AYM ve YSK gibi bu düzenin anayasal üst kurumlarını tanımayan bir yargı söz konusu.
Yargı ve adalet ilişkisinin eşitsiz sürmesi, tıpkı fiili eşitsizlikte olduğu gibi sömürücü ve gerici düzenin yararına çalışıyor. Tek tük “eh adalet yerini buldu” kararı bütünsel adalet amacının yanından bile geçmeye yetmedi.
Kaos ve çürüme o kadar büyük ve süresiz ki siyasal iktidar yargı reformu stratejisi kapsamında yargı paketlerini peş peşe sıralıyor. Gündemdeki 11. Paket de bunlardan biri.
Ne de parıltılı tümceyle başlamışlar 11. Paket gerekçesine: “Adalet, insanlık tarihinin en kadim kavramlarından biri olarak bireylerin haklarının korunmasını, toplumun düzenini ve devletin meşruiyetini sağlayan temel değerdir”. Bunun açılımı sömürü düzeninin adalet gereksinmesi ve halkın aldatılmasıdır.
Peş peşe gelen, serileşen paketler hem düzendeki ve yargıdaki çürümenin hem de bu çürümüş yapının çatlaklarını sıvamalarla veya yamalarla giderilemeyeceğinin kanıtı. Uygula-gör-düzelt bile değil, yap-boz. Sıklıkla çıkarılan ve değiştirilen yasalarda da aynı durum söz konusu. Yasaları adaletsiz olan, hâlâ OHAL hukukundan kurtulamayan toplumda yargıdan beklenen adalet havada kaybolan balon gibi.
Hak ihlalleri, düşman ceza hukuku ve yargısı, cezasızlık iklimi, uyulmayan yargı kararları, uzun ve hukuksuz tutukluluklar, susturulan savunma, Anayasa ve hukuk ihlalleri, yakınmalar, paketler… Hepsi yönetememenin parçası. Bir yandan da kapitalist/emperyalist tahakküm, cinayet ve katliamlar sınırsızca devam ediyor.
Hukukla sıklıkla oynamak da yargı ve paketleri de egemen sermayenin ve siyasetinin sürdürülme araçları olarak tasarlanıyor. Paket mezarlığının genişlemesi umutsuzluğun umudu olarak yinelenen “hak-hukuk-adalet” arayışlarının bu düzenin yasamasının ve yargısının içinde olduğu “halksız cumhuriyet’’te yaşama geçemeyeceğini gösteriyor. Bu gerçek bizi illaki örgütlü savaşıma götürüyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.