Breadcrumb
11. Yargı Paketi: Adaletin değil, itaatin yasası
Özge Fındık
Yayın Tarihi: 27.10.2025 , 01:11 Güncelleme Tarihi: 27.10.2025 , 01:45
İktidarın yeni bir yargı reformu olarak sunduğu 11. Yargı Paketi, adaletin işleyişini iyileştirmeyi değil, devletin denetim gücünü derinleştirmeyi amaçlayan bir düzenleme olarak karşımızda duruyor. Yargı, bağımsız bir erk olması gerekirken, yürütmenin emir zincirinin bir halkası haline getiriliyor. Hedef, adaleti sağlamak değil, sessizliği korumak.
Daha vahimi, çocuk adaletinde getirilen değişiklikler. Yeni düzenlemeyle, çocukların kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmesine karar verilebilmesi kolaylaştırılıyor. Oysa bugüne dek, her ne kadar koşulları yetersiz olsa da çocuk eğitimevlerinde geçirilen süre, çocuğun topluma kazandırılmasını ve eğitilmesini hedefleyen ve öncelik tanınan bir koruma tedbiri niteliğindeydi. Yasa değişikliğiyle, doğrudan kapalı infaz kurumuna gönderilen hükümlü çocuklar iyi hal gösterirlerse eğitimevlerine alınacaklar. “İyi hâl”in neye göre ölçüldüğü ise belirsiz. Bu karar; işleyişinin daha sonra yönetmelikle düzenleneceği söylenerek ve somut bir ölçüt belirtilmeksizin, idare ve gözlem kurullarının değerlendirmesine bırakılıyor. Yasayla düzenlenmesi gereken bu kadar önemli bir konunun yönetmelikle ele alınması, hukuk tekniği bakımından ayrı bir sorun. Bu tür esaslı düzenlemelerin yönetmelik çıkarmak yoluyla yürütmeye bırakılması, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini ortadan kaldırır; yurttaşın hangi kuralla bağlı olduğunu idarenin keyfine tabi kılar. Öte yandan yönetmelikle “iyi hal” belirsizliğinin açık hale getirilip getirilmeyeceği de meçhul.
Üstelik kapalı ceza infaz kurumları, çocukları şiddet ve istismar tehlikesine açık hale getiriyor; bu ortam, onları yeni bir suç çevresiyle tanıştırma riski taşıyor. Bu çocukların cezalarının infazından sonraki dönemde, onları topluma kazandıracak ya da suça iten koşullardan kurtaracak herhangi bir mekanizma öngörülmediği için, yeniden suça karışma ihtimalleri kaçınılmaz olarak artacaktır.
Oysa çocuk suçluluğu, cezaların azlığından değil, çocuğu suça iten toplumsal koşullardan doğar. Bu çocukların neredeyse tamamı, sermaye düzeninin sömürdüğü, yoksulluğa ve güvencesizliğe ittiği, gereği gibi eğitim imkânı sağlamadığı, sokaklarda kendi başına bıraktığı çocuklardır. Atölyelerde, tarım işçiliğinde, evlerde ya da sokaklarda çalıştırılan; çoğu zaman yetişkinlerin çıkarı için suç işletilmek üzere kullanılan bu çocuklar, sistemin doğrudan ürünüdür. Çeteleşme, uyuşturucu, istismar, şiddet ve yasa dışı gelir döngüsü; hepsi bu sömürü düzeninin çocukları suça iten dinamikleridir. Çocuklara daha uzun süreli cezalar verilmesi, bir illüzyondur, suçu önlemesi mümkün değildir. Bu düzenlemeler, bu suç düzeninden yararlananların sorgulanmaması, esas sorumlulardan hesap sorulmasının akla bile gelmemesi için, toplumu oyalamak ve teskin etmek üzere gerçeğin üstüne serilmiş bir örtüdür. Yapılması gereken, cezaları ağırlaştırmak değil; çocukların sömürülmesini, eğitimsizliğini, korunmasızlığını ortadan kaldırmaktır.
Yasa paketinin eleştirilecek çok yönü var. Yeni düzenlemeler, yalnızca yargıyı değil, dijital kamusal alanı da denetim altına alıyor; internet erişimlerinin engellenmesi ve içerik kaldırma emri verilmesi kolaylaştırılıyor. Bu, fiilen yargısal denetimin kaldırılması ve yürütmenin internet üzerindeki sansür gücünün sınırsızlaşması anlamına geliyor. Dolandırıcılıkla mücadele bahanesiyle ya da genel ahlak adı altında gericilikle özgürlükler daraltılırken, LGBTİ+ bireyler ve muhalif kesimler doğrudan hedef haline getiriliyor.
Kısacası bu paket, adaletin değil, itaatin yasası; yargıyı, toplumu denetlemenin aracına dönüştüren yeni bir otoriterleşme adımı. Yargı, emeğiyle yaşayanların değil, sermayesiyle hükmedenlerin çıkarına çalıştırılmak isteniyor. Ancak tarih tanıktır; hiçbir yasa, sömürüye sonsuza dek kalkan olamaz.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.