Breadcrumb
Yandaşlar hangi 'Suriye zaferi'ni kutluyor: Gerçekten ABD ve İsrail mi kaybetti?
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 20.01.2026 , 12:03 Güncelleme Tarihi: 20.01.2026 , 21:13
soL’da Suriye’deki son gelişmeleri tüm tarafların Amerikancılığı üzerinden okumuş, yaşananların başta Suriye olmak üzere bölge halklarının lehine olmadığına işaret etmiştik.
Ancak Suriye’deki son gelişmeler, Türkiye’deki Amerikancılar ve İsrailcileri son derece mutlu etmiş görünüyor. Hemen hepsi daha şimdiden zafer naraları atmaya başlandı.
Çıkarları ABD çıkarlarıyla doğrudan uyumlu olan işbirlikçilerin çok sevindiği bu tablonun ne anlama geldiğine gelin bir kez daha yakından bakalım.
IŞİD artıkları ve işbirlikçiler iktidarda
Suriye’nin başına IŞİD artığı HTŞ'nin geçirilmesi başlı başına tüm bölge için büyük bir tehdit.
Aylardır Alevi ve Dürzi katliamına imza atan bu çete, Suriye’den tüm bölgeye cihatçı ihracı için merkez üs haline getirilmek isteniyor.
Türkiye’deki son Yalova saldırısı ile bölgedeki cihatçı güçler arasındaki düşünsel bağlantı sır değil.
Şimdi Suriye’nin tüm sınırları bu çetenin kontrolüne geçiyor. Bu cihatçı grubun çıkarlarının Türkiye'nin mevcut iktidarının çıkarlarıyla doğrudan uyuşacağı iddiası dahi sadece aradan geçen bir yıllık süreçte defalarca yanlışlanmıştı.
Bunun yanı sıra HTŞ adlı grubun bölgede İsrail ile yaptığı anlaşmalar da bölge halkları için bir diğer büyük tehdit.
Yıllarca Filistinli direniş gruplarına ev sahipliği yapan Suriye, HTŞ iktidarıyla birlikte Filistinli direniş gruplarının kovulduğu bir yer haline geldi. Bunun yanı sıra bölgedeki İsrail işgali fiili olarak genişletildi. İsrail’in elini kolunu sallayarak işgali genişlettiği sırada HTŞ’nin hiçbir yanıt vermediği de ortada.
Tüm bu işgal ve fiili kontrol bölgelerinin genişletilmesinin yanı sıra son olarak cihatçı HTŞ, İsrail ile askeri ve istihbari işbirliği anlaşması da imzaladı.
Suriye’de bu anlamıyla İsrail’in büyük bir güç biriktirdiği açık.
Tüm bu tabloyu görmeyen ya da görmek istemeyen yandaşların kutlama çizgileri ise SDG-HTŞ çatışması olmuş oldu.
Oysa Suriye’deki mesele bu çatışmaların çok daha ötesinde.
Bu girişi not edip, yandaşların “tarihe geçmesi” gereken sevinç çığlıklarını aktaralım.
Ahmet Hakan: Erdoğan hedefi gösterdi Fidan, Kalın ve Güler uyguladı
Yandaş isimlerden Ahmet Hakan, Suriye’de Erdoğan’ın kazandığını belirterek bir kutlama yazısı yazdı.
“Sen istediğin kadar ‘Colani, HTŞ’ci, IŞİD artığı’ falan diye yırtın. Şara’nın elde ettiği uluslararası çok geniş meşruiyet, senin bu aşağılama çabalarını çöp kutusuna basket yapmış durumda” diyen Hakan, aylardır sistematik olarak Alevileri katleden, Suriye’yi cihatçı çetelerin ve İsrail’in yatağı haline getiren Şara’yı göklere çıkarıp, övdü.
Selvi: Terörsüz Türkiye sürecine olumlu katkı sağlayacak
Ahmet Hakan’ın Hürriyet’teki köşe arkadaşı AKP’li Abdulkadir Selvi de gelişmeleri Erdoğan’ın başarısı olarak okudu.
Şara’yı “yeni bir lider doğuyor” diye övme yarışında geri durmayan Selvi, SGD’ye yönelik ise “Mazlum Abdi ilk başta oynaması gereken rolü en sonunda oynadı. Kandil’in itirazlarına rağmen anlaşmayı imzaladı. O nedenle de kendisine bir jest olarak Haseke valiliği düşünülüyor. Mazlum Abdi’nin Haseke valisi olması Türkiye’yi rahatsız eder mi? Askeri bir görev olarak görülmüyor, sivil bir unvan olarak değerlendiriliyor. Anlaşmayı imzaladığı için ona yapılmış bir jest olarak düşünülüyor. SDG içinde diyaloğa açık olanlara yönelik bir mesaj olarak görülüyor. Mazlum Abdi kendisine teklif edilen görevi kabul etmezse Haseke valiliğine onun önerdiği bir isim atanabilir” dedi.
Selvi, ilginç biçimde Amerikancılığını açıktan ilan edip “ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilci Tom Barack, hem Beyaz Saray’ı doğru bilgilendirdi hem de Başkan Trump’ın kararlı tavrını sahaya yansıtmayı başardı. Tom Barrack bize lazım” derken, “En önemli kazanımlardan biri ise Suriye’deki anlaşma Terörsüz Türkiye sürecine olumlu katkı sağlayacak. Yeni bir ivme kazandıracak” ifadesini kullandı.
İbrahim Karagül: Türkiye de Gazze’ye, Lübnan’a, Golan’a yerleşmeli ve bu olacak
Yandaş isimlerin en coşkulu olanlarından biri hiç kuşkusuz Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül.
Karagül, “Sırtını ABD’ye, İsrail’e, Avrupa’ya dayayanlar için tarih bitti, yol bitti. Onların daha büyük sorunları varken, bizler bu coğrafyada olağanüstü güç ve akıl inşa ederken bu örgütlerin hepsi sahipsiz kalacak” dedi.
Karagül, burada kalmayıp iyice coşarken, “İsrail Türkiye sınırına geliyorsa Türkiye de Gazze’ye, Lübnan’a, Golan’a yerleşmeli ve bu olacak. Oluyor da. Suriye bütünleştiği anda Türkiye-İsrail sınırı Golan’da olacaktır. Çünkü Türkiye ve Suriye ortak savunma kalkanı altında olacaktır. PKK’nın, YPG’nin üslendiği rolü Kürt meselesi sananların bu olaya bir daha bakmaları gerekiyor” ifadesini kullandı.
İhsan Aktaş: Einde sonunda duvara toslamak zorunda
Suriye’deki gelişmelerin İsrail’i zor durumda bıraktığını iddia eden isimlerden biri de Yeni Şafak’tan İhsan Aktaş oldu.
“SDG’nin İsrail’den medet uman stratejik hayalleri, sahadaki gerçeklerle birlikte çöktü. Çünkü bu coğrafyada sosyoloji ile jeopolitiği birbirinden koparan her okuma, eninde sonunda duvara toslamak zorundadır” diyen Aktaş, “Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan gibi devletler bu süreçte daha da güçlenecektir. Sadece SDG değil; İsrail’e özenerek küresel aktör gibi davranmaya çalışan BAE de son haftada sınırlarının hatırlatıldığı bir tabloyla karşılaşmıştır” iddiasında bulundu.
Gerçekten ABD ve İsrail mi kaybetti?
Yukarıda kısaca hatırlatmıştık.
Yandaşların ısrarlı İsrail vurguları sonrası bir kez daha altını çizelim.
7 Ocak'ta, yani bundan yaklaşık 10 gün önce, ABD Dışişleri Bakanlığı, Fransa'nın başkenti Paris'te HTŞ ve İsrail heyetleri arasında yürütülen müzakerelerin ardından varılan mutabakatı duyuruyordu.
İsrail ve HTŞ'nin "Amerika Birleşik Devletleri’nin gözetimi altında, istihbarat paylaşımı, askerî gerilimin azaltılması, diplomatik angajman ve ticari fırsatlara ilişkin derhal ve sürekli koordinasyonu kolaylaştırmak amacıyla ortak bir entegrasyon mekanizması -özel bir iletişim birimi- kurmaya karar verdikleri" ilan edilirken, akıllara HTŞ yönetiminin lideri Ahmed Şara'nın Şam ile Tel Aviv arasında “ortak çıkarlar” bulunduğu sözleri geliyordu.
Şara, “Bugün iki ülkenin ortak düşmanları var" diyordu.
Bu ortak düşmanların bölgede ABD emperyalizminin hedefinde de olan Hizbullah ve İran olduğu sır değil.
Ancak bir diğer ortak düşman belli ki Filistinli direniş grupları
Yıllardır İsrail'i devlet olarak tanımayan, Filistinli direnişçilere ev sahipliği yapan Suriye'de iktidara gelir gelmez İsrail ile normalleşme adımları atan Şara, Filistinli direniş örgütlerinin ülkede askeri faaliyet göstermesini ise jet hızıyla yasaklayan isim olmuştu.
Üstelik Şara bu adımları atarken İsrail, Esad döneminden kalan ve İsrail'e karşı mücadelede önemli olan üsleri büyük bir keyifle bombalayıp imha ediyor, Suriye'nin çeşitli bölgelerini işgal ederek kontrol ettiği alanları genişletiyordu.
İsrail'in tüm bu işgal adımlarını sessizce kabul eden, tek bir kurşunla dahi yanıt vermeyen Şara yönetimi, İsrail'in talebiyle hiçbir kurum ve kuruluşunun ülkenin güneyindeki Süveyda’ya girmemesini, Dera ve Kuneytra illerinin de silahsızlandırılmasını kabul etmişti.
Yani AKP'lilerin günlerdir İsrail darbe yedi diye anlattıkları masal, Suriye'deki gerçek tabloyu hiçbir şekilde yansıtmıyor.
Ortada İsrail'in gerilediği, ABD çıkarlarının arka plana düştüğü iddiasını destekleyen hiçbir veri bulunmuyor.
Peki, neler oluyor?
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, dün soL TV'deki Komünist Bakış programında buna dair oldukça kapsamlı değerlendirmeler yaptı.
Yandaşların sürekli olarak gözden kaçırdığı ya bilinçli olarak gözden kaçırmak istediği gerçekleri hatırlattı:
"SDG, ABD ve İsrail'e güvendi, doğru. Peki Türkiye'de bunu söyleyenler, Türkiye kime güvenerek Suriye'de? Şu unutuluyor: Türkiye Esad iktidarına karşı, Suriye'de iktidarı değiştirmek için verilen uluslararası koalisyona ABD onayıyla, işbirliğiyle katıldı, birlikte hareket ettiler. O koalisyonun öbür ortağı da İsrail'di. Dolayısıyla Türkiye'ye İsrail'i açan, ABD ve İngiliz emperyalizminin Suriye'deki iktidar değişikliği isteğidir. Türkiye burada etkisiz eleman değildi, rol üstlendi. Peki ama bütün bunlarda ABD ile işbirliği yapılmıyor mu? Türkiye sırtını ABD ve NATO'ya dayamıyor mu? Dolayısıyla Türkiye de sırtını birilerine yaslıyor. ABD'yle işbirliği yapmaya kalkan tek güç SDG değil. Bu unutulmasın.
HTŞ iktidara geldiğinde birlik sağlayamayacağını söylemiştik, hala öyle diyoruz. Ortada bir devlet yapısı yok. Şara ve ekibinde karar kılma sebebinin ülkeyi istediği gibi yönetme arzuları olduğunu söylemiştik, şimdi bu kanıtlanıyor."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.