Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Türk Dışişleri’nin Hazar sessizliği, Karadeniz’in kaderi açısından uğursuz bir işaret

Hazar Denizi'ndeki İran gemisine yapılan Ukrayna saldırısı, NATO'nun Karadeniz'de kışkırttığı saldırıların bir devamı. Hazar'la Karadeniz, birçok bakımdan kaderleri birbirine bağlı denizler. AKP'nin Hazar sessizliği, Karadeniz'i savaş alanına çevirmek isteyen NATO çizgisini benimsemenin bir işareti.

İran ve Azerbaycan donanma gemilerinin iki yıl önce Hazar Denizi'nde yaptığı ortak tatbikattan bir fotoğraf.

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 27.07.2026 , 12:40 Güncelleme Tarihi: 27.07.2026 , 14:34

Ukrayna, hafta sonu Hazar Denizi’nde İran’a ait bir ticaret gemisine İHA saldırısı düzenledi. İran, şiddetle kınadığı saldırıda bir denizcinin öldüğünü açıkladı.

Hem İran hem Rusya-Ukrayna savaşlarının giderek sıradanlaştığı ve ilgi görmediği bir dönemde Hazar Denizi’ndeki saldırılar, Türkiye dahil bölge ülkelerini yakından ilgilendiriyor.

Ukrayna’nın saldırıları, bölgenin ticaret yolları açısından büyük önem taşıyan ve ikisi de kendisine has hukuki çerçevelere sahip olan Hazar Denizi ve Karadeniz’i savaş bölgeleri haline getirmeye yönelik, NATO’nun da paylaştığı bir yaklaşımın yansımaları.

Hazar Denizi’ndeki saldırılar karşısında hükümetin sessizliği, Karadeniz’de yürütülen kirli NATO savaşına dair AKP’nin çift taraflı oynamaya çalıştığı tüccar zihniyetli politikasının uzantısı.

Konuya yakından bakalım.

Hazar Denizi'nin 'Montrösü': Aktau Sözleşmesi

Hazar, “deniz” olarak adlandırılsa da açık denizlerle bağlantıya sahip değil.

Sovyetler Birliği’nin kurulmasının ardından denizin iki kıyıdaş ülkesi, Sovyetler ve İran, 1921’de imzaladıkları anlaşmayla denize dair bir hukuki çerçeve çizmişti.

Sovyetler’in çözülüşünün ve Rusya, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan’ın bağımsız birer devlet olmalarının ardından yeniden müzakereler başladı. Yıllar süren müzakereler, 2018’de Aktau’da imzalanan sözleşmeyle sonuçlandı.

Hazar Denizi'ne beş ülkenin kıyısı var: Azerbaycan, İran, Kazakistan, Rusya ve Türkmenistan. Beş ülkenin 2018'de imzaladığı Aktau Sözleşmesi, Hazar'ın barışçıl bir deniz olması için sert tedbirlere sahip.

Sözleşme, Hazar’ın barışçıl bir deniz olarak kalması açısından, Montrö’den çok daha katı bir çerçeveye sahip.

Kıyıdaş beş ülkenin birbirlerine karşı askeri güç kullanması veya güç kullanma tehdidinde bulunması kesin olarak yasaklanıyor.

Hiçbir kıyıdaş devlet, kendi topraklarını (veya sularını) bir başka devlete, diğer bir kıyıdaş devlete karşı saldırı veya askeri eylem düzenlemesi için kullandıramıyor.

Kıyıdaş olmayan devletlerin Hazar Denizi’nde herhangi bir askeri unsur bulundurması da net biçimde yasaklanıyor.

Hazar’ın uluslararası denizlerle bağlantısı olmamasının da etkisiyle, Aktau Sözleşmesi, Montrö’den de net biçimde Hazar’ı tamamen kıyıdaş ülkelerin meselesi kılıyor.

Ukrayna’nın İHA saldırıları, Hazar’daki bu barış çerçevesinin etkisizleştirilmesi anlamına geliyor.

Saldırılar Rusya'dan, İran'dan ve hatta Hazar'dan ibaret değil

Ukrayna’nın İHA saldırıları diyoruz, çünkü İran gemisine yönelik son saldırı, ilk saldırı değildi.

19 Temmuz’da Asia ve Nissos Ios isimli iki petrol tankeri de Ukrayna’ya ait olduğu düşünülen İHA’ların saldırısına uğradı. Ertesi gün, 20 Temmuz’da bu kez Nelsa isimli tanker hedef alındı.

Ukrayna, saldırıları, “Rusya’ya silah tedarikini engellemek ve Rus ticaretini sekteye uğratmak” amacı güttükleri gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalışan bir pozisyona sahip.

Oysa Hazar’daki saldırılar, doğrudan denizdeki fiili barışı sabote etmeye yönelik ve başta kıyıdaş ülkeler olmak üzere, uluslararası ticareti doğrudan etkiliyor.

Nitekim 19 ve 20 Temmuz’daki saldırıların ardından denizdeki petrol faaliyetlerini durdurmak zorunda kalan Kazakistan, saldırıları sert bir şekilde kınadı, bu eylemlerin uluslararası meşru ticareti, küresel enerji piyasalarını ve küresel ulaştırma ile lojistik tedarik zincirlerinin güvenliğini istikrarsızlaştırmayı amaçladığını söyledi.

Hazar Denizi, dünyanın önemli petrol yataklarından biri. Buradaki çatışma hali, petrol piyasasını etkiliyor.

Üstelik doğrudan etkilenenler, basitçe beş kıyıdaş ülke değil. Batılı petrol tekelleri de saldırıların kaçınılmaz hedefi.

Çünkü Kazak petrolünün yüzde 80’i, Hazar Boru Hattı yoluyla Rusya üzerinden Karadeniz’e taşınıp buradan dünyaya satılıyor.

Hazar Boru Hattı, CPC isimli konsorsiyuma ait. Bu boru hattı, 1992 yılında Rusya, Kazakistan ve Umman devletlerinin girişimiyle ortaya çıktı. Sovyetler yeni dağılmış, ortaya çıkan parçaların başına geçen hükümetler Batı’ya yaranma yarışına kapılmış, elde ne varsa satıp savmaya başlamıştı. Projeye hemen Chevron davet edildi. Maliyetin büyüklüğü ortaya çıkınca Mobil’den LUKoil’e, Shell’den BP’ye büyük petrol tekelleri de projeye dahil edildi.

Hazar Boru Hattı'nın sahibi olan CPC Konsorsiyumu'na Kazakistan ve Rusya'yla birlikte çok sayıda Batılı petrol tekeli de ortak.

Kısacası Ukrayna’nın Hazar Denizi’ndeki İHA saldırıları, yalnızca Rusya ve İran’ın değil, diğer kıyıdaş ülkelerin de değil, Batılı petrol tekellerinin dahi ekonomik çıkarlarını sekteye uğratıyor.

Putin’in de parçası olduğu Yeltsin'ci çizginin NATO’ya üye olma arzusu taşıdığı, Batı emperyalizmininse bölgeyi yağmalayıp kendisine entegre etmek için yarıştığı 1990’lı yılların bir ürünü olan bu boru hattı, Batı’nın Rusya’yı düşman olarak hedef tahtasına oturttuğu bugünlerde kapitalizmin karşılıklı bağımlılık “sorunu”nun can yakıcı göstergelerinden biri.

Hazar'daki saldırılar Karadeniz'deki saldırıların parçası

Peki Hazar Denizi’nde yaşananların Karadeniz’le ilgisi ne?

Bir boyutta, doğrudan bir bağ var. 19 ve 20 Temmuz’daki saldırılardan hemen önce, 17 Temmuz’da Karadeniz’de Nordic Zenith isimli bir tanker İHA saldırısına uğradı.

Saldırı, Hazar Boru Hattı’nın bitiş noktası olan Rusya’ya ait Novorossiysk Limanı’nda düzenlendi.

Üstelik tanker, ExxonMobil tarafından işletiliyordu.

Ukrayna, İran gemisine yönelik son saldırının aksine, 17, 19 ve 20 Temmuz’daki saldırıları resmi olarak üstlenmekten kaçındı. Kazakistan da yukarıda aktardığımız kınama açıklamasında Ukrayna’nın adını vermedi. Fakat kınama, 17 Temmuz’da Karadeniz’de yapılan saldırıyı da kapsıyordu. Dolayısıyla Kazakistan, Karadeniz ve Hazar Denizi’ndeki saldırıları bir bütün olarak algılıyordu.

İki denizin hukuki çerçeveleri arasında farklar olduğu açık. Karadeniz, uluslararası suların doğrudan parçası. Ayrıca Montrö, uluslararası deniz hukuku anlaşmalarında da istisnai bir düzenleme olarak tanınıyor.

Fakat NATO’nun geliştirdiği ve Ukrayna’yla Romanya’nın koçbaşı görevini üstlendiği yeni stratejik yaklaşım, zaten Montrö ve Aktau gibi sözleşmeleri ortadan kaldırmayı değil, savaş teknolojisindeki gelişmelerin de yardımıyla kağıt üstündeki yaptırımlarını koruyup, “barışçıl deniz” amaçlarını fiilen kadük hale getirmeyi hedefliyor.

Ayrı bir yazıda detaylı olarak ele alacağız: Türkiye’de muhalefet, Batı emperyalizminin Montrö’yü tamamen ortadan kaldırma niyetinde olduğuna dair tezi hâlâ tekrarlıyor olsa da, Batı’da bu yaklaşım değişmiş durumda.

Batı emperyalizmi on yıllarca Karadeniz’i kıyıdaş ülkelerin egemenliğine bırakan ve savaştan arındırmayı amaçlayan Montrö’nün kalkmasını arzuladı. Türkiye dahil kıyıdaş ülkelerin gönülsüzlüğü bu niyete hep ket vurmuş olsa da, sayısız raporda bu arzu dile getirildi.

Ancak 2022’de başlayan Ukrayna Savaşı’nda Karadeniz’deki Rus filosunun ağır darbe alması ve Türkiye’nin Montrö’yü devreye sokarak ve Rus tarafını ikna ederek Boğazlar’ı tüm savaş gemilerine kapatması, böylece Rusya’nın buraya deniz gücü takviyesi yapamaması, Karadeniz’deki güç dengesinde yeni bir durum ortaya çıkardı.

Mevcut tabloda Rusya, Karadeniz’deki deniz gücü üstünlüğünü yitirmiş durumda. Türkiye öne çıkan güç. NATO üyesi Bulgaristan ve Romanya’yla Batı provokatörü Ukrayna ve iki cami arasında beynamaz Gürcistan da eklenince, terazinin Rusya karşısındaki kefesi iyice ağır basıyor.

Bu tablo sonrasında NATO yaklaşımı, Montrö’nün kısıtlayıcı çerçevesinin korunması, Batı çizgisine yanaşan bir Türkiye eliyle bu kısıtlamaların lehte kullanılması, fakat Karadeniz’in fiilen bir savaş alanına dönüşmesi için kıyıdaş ülkelerin topraklarına kurulacak füze sistemleri ve Montrö’nün 1930’lardan kalma tonaj kurallarının karşılarında çaresiz kaldığı insansız deniz araçları, İHA’lar ve diğer silahlardan faydalanılması üzerine kurulu.

İktidarın son dönemde NATO ve Batı’ya yanaşma hamlelerinin parçası olarak Karadeniz’de attığı adımlar da bu yaklaşımla örtüşüyor. AKP hükümeti Montrö Sözleşmesi’nin kağıt üstündeki maddelerini korumayı ancak ruhunu ortadan kaldırmayı göze almış durumda.

TSK'nın İngiliz ve Fransız amirallerin ziyaretinde çekilen bu fotoğrafla duyurduğu Beykoz'a kurulacak deniz üssünün öyküsü, AKP NATO'yla uyumlu Karadeniz politikasının en açık örneklerinden biri.

ABD yönetimi zaten bir küresel savaşa hazırlandığı şu dönemde bundan sonra uluslararası hukuku tanımayacağını ilan etmiş durumda. NATO, Karadeniz’de sivil ticaret gemileri dahil Rus gemilerine askeri saldırıları bir stratejik yaklaşımın parçası olarak benimsedi ve bu pozisyonunu kamuoyuyla paylaştı.

Hazar Denizi de Karadeniz de birer savaş alanına dönüştürülmek isteniyor.

Öte yandan, bu iki denizdeki gelişmeler, Türkiye’yi yalnızca bölgenin militarizasyonu açısından etkilemiyor.

İşin bir de ticari boyutu var.

Tüccar kurnazlığıyla savaş gerçekliği arasında dış politika

Karadeniz meselesine dair NATO ve AB belgelerinde ve Batılı düşünce kuruluşlarının raporlarında en fazla üzerinde durulan başlıklardan biri, Karadeniz’in küresel ticaret yolları açısından önemi.

Hazar Denizi, bu bakımdan, Karadeniz havzasının doğal bir uzantısı.

Türkiye’den bir örnek, bu durumu somut olarak kanıtlıyor.

2024 Aralık ayında Çin’in Çongking şehrinde 2. Çin-Avrupa Demiryolu Ekspresi Çengdu-Çongking Küresel Ortaklar Konferansı düzenlendi.

Konferansta çok sayıdaki Türk devlet yetkilisinin yanında, bir de dev holding bulunuyordu: Pasifik Holding.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen Pasifik Holding, burada ilgili Çinli şirketlerle Çin-Kazakistan-Hazar Denizi-Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye hattındaki tüm operasyon ve organizasyon süreçlerini üstlendiği bir işbirliği anlaşması imzaladı.

Bu güzergahta Çin’den trenlere yüklenecek konteynerler Hazar Denizi’nde gemilere aktarılıyor, Azerbaycan üzerinden Türkiye’ye taşınıyor ve buradan Batı’ya ulaştırılıyor.

Bu güzergaha “Orta Koridor” deniliyor. Kuzey Koridoru, doğrudan Çin’den Rusya’ya ve oradan Avrupa’ya uzanıyor. Güney Koridoruysa, okyanuslardan deniz taşımacılığı üzerine kurulu.

Pasifik Holding, 2025 Haziran ayında Çin’le bir de stratejik mutabakat anlaşması imzaladı. O imzanın atılmasının ardından, AKP milletvekili Asuman Erdoğan’la evli olan Pasifik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Erdoğan önemli değerlendirmeler yapmıştı. AA’dan aktaralım:

"Kuzey Koridor'unun, Çin'den başlayarak Kazakistan, Rusya ve Belarus üzerinden Avrupa’ya uzanan hattı kapsadığını dile getiren Fatih Erdoğan, kara koridorları arasında 2015-2021 arasında en işlevsel rota olarak öne çıksa da Rusya-Ukrayna savaşının, bu güzergahın jeopolitik kırılganlığını açığa çıkardığını, muhtemel ekonomik ve lojistik ambargoların, Kuzey Koridor'u üzerindeki taşımacılık faaliyetlerini riskli hale getirdiğini ifade etti.

Erdoğan, denizlerde jeopolitik kuşatma ve güvensizliğin siyasal ve askeri çatışmalar nedeni ile ivmelenmekte olduğunu, Güney Koridor'un, Çin’den başlayarak Avrupa’ya ulaşan, ağırlıklı olarak deniz tabanlı bir güzergâh olduğunu anlattı.

Teorik potansiyeline rağmen güzergahtaki ülke ve bölgelerden kaynaklı yüksek jeopolitik tehditler nedeniyle Güney Koridor'un kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Erdoğan, Orta Koridor'un dengeli, dirençli ve stratejik derinliğe sahip bir rota olduğunu vurguladı."

Özetle AKP hükümeti Batı emperyalizminin Rusya ve İran’a yönelik yürüttüğü savaşları tüccar gözüyle değerlendiriyor, Çin’in Batı'yla ticaretinden aslan payı kapma hülyası görüyor, bu iş de Pasifik Holding’e veriliyordu.

Oysa Hazar Denizi ve Karadeniz’in birer savaş alanına çevrilmesi yönündeki NATO yaklaşımı, AKP’nin bu tüccar hesabıyla Batı’ya yanaşma ve NATO stratejisinin parçası olma çabasının açıkça çelişmesi sonucunu yaratıyor.

Hem iki deniz hem de Orta Koridor açısından kritik oyuncu Azerbaycan’ın İsrail’le olan stratejik ortaklığı ve İran’ın da işaret ettiği üzere Hazar Denizi’ndeki saldırıların arkasında İsrail’in de olması, AKP’nin ilkeleri bir kenara bırakıp sürekli fırsat kovalamaya çalışan dış politika yaklaşımını daha da zora sokan bir diğer olgu.

Bu tabloya bakıldığında, Karadeniz’deki saldırılara kimi zaman yarım ağızla açıklama yapan kimi zaman kulaklarını kapayan AKP hükümetinin Hazar Denizi’ndeki saldırılar karşısında çıt çıkarmaması, NATO’cu çizginin ülkemizin etrafını savaş alanına çevirme gayretlerine güç vermek anlamı taşıyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.