Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

TKP Ankara, İstanbul ve İzmir'de yürüdü: 'Çalınan Cumhuriyeti geri alacağız'

TKP'nin çağrısıyla Ankara, İstanbul ve İzmir'de bir araya gelen yurttaşlar 29 Ekim'de sokağa çıktı. "Çalınan Cumhuriyeti Geri Alacağız" sloganıyla düzenlenen kitlesel yürüyüşlerde, sermaye sınıfının sömürü düzenine karşı eşitlik ve emekçi iktidarı vurgusu yapıldı.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 29.10.2026 , 21:04 Güncelleme Tarihi: 29.10.2026 , 23:12

Yoksullaşma ve sömürü düzenine işaret eden Türkiye Komünist Partisi (TKP), ülkeyi felakete sürükleyen sermaye sınıfının ve siyasi temsilcilerinin Cumhuriyet'i halktan kopardığını vurgulayarak yurttaşlara 29 Ekim için çağrıda bulunmuştu.

Yurttaşları eşitlik ve emekçi iktidarı için omuz omuza vermeye davet eden TKP, "Çalınan Cumhuriyeti Geri Alacağız" sloganıyla Ankara, İstanbul ve İzmir’de kitlesel yürüyüşler düzenledi.

Emekçinin alın terinin karşılığını alabildiği, çocukların ve yaşlıların güvenle yüzünün güldüğü, herkesin insanca yaşayabildiği bir Cumhuriyet mücadelesi çağrısıyla üç büyük şehirde düzenlenen eylemlerde, yurttaşlar bir araya gelerek sokağa çıktı.

Ankara: 'Bugün eşitlik, laiklik ve bağımsızlık için mücadele günüdür'

Başkentteki yürüyüş saat 17.30’da Kolej’den başladı. 

Ziya Gökalp Caddesi boyunca devam eden yürüyüşte kitle sık sık “Sermaye defol, bu memleket bizim!”, “Boyun eğme, memlekete sahip çık!” ve “Emperyalizmin askeri olmayacağız!” sloganları attı.

Yürüyüşün sona erdiği Sakarya Caddesi’nde TKP Ankara İl Başkanı Banu Ünver bir konuşma yaptı. Konuşmasına Cumhuriyet'in temel kazanımlarının ortadan kaldırıldığına işaret ederek başlayan Ünver, yaşanan yıkımın asıl sorumlusunun sermaye sınıfı olduğunu belirtti:

"Bugün Cumhuriyeti çaldılar. Bütün değerlerini; bağımsızlığı, egemenliği, halkçılığı, kamuculuğu ve laikliği ortadan kaldırdılar. Geriye yalnızca büyük bir yıkım ve karanlığa doğru sürüklenen bir ülke kaldı. Peki, bunun sorumlusu kim? Bu ülkede Cumhuriyeti kim çaldı? Sorumlu; ülkesine tümüyle yabancılaşmış, kendi çıkarlarını emekçilerin insanlık dışı koşullarda yaşaması üzerine kurmuş, ülkenin bütün zenginliklerinin ve kaynaklarının üzerine çöken sömürücü sermaye sınıfıdır. Tüm bunların sorumlusu onlardır."

Ünver, sermaye sınıfının bağımsızlık ve egemenlik yerine emperyalist merkezlerle işbirlikçiliği tercih ettiğini, sınır ötesi müdahalelerle kasalarını doldurmayı hedeflerken toplumu açlığa razı etmek için gericiliği ve Yeni Osmanlıcılığı savunduğunu belirtti. Cumhuriyet'in tasfiye sürecinin yalnızca bugünkü iktidar dönemiyle sınırlı olmadığını, sermaye egemenliğinin kök saldığı yıllara ve uluslararası tekellerin çıkarlarının belirleyici olduğu 12 Eylül darbesine dayandığını hatırlatan Ünver, darbe sonrası karşı devrimci süreci şu sözlerle değerlendirdi:

"12 Eylül ile başlayan karşı devrimci sürecin temel özellikleri; Amerikancılık, gericilik, işçi düşmanlığı ve özelleştirmecilik olarak öne çıkmıştır. Cumhuriyet düşmanlığı bu zemin üzerinde yükselmiş; nihayetinde sermaye sınıfının çıkarlarıyla mevcut siyasi anlayışın işbirlikçi ve piyasacı karakteri örtüşerek ülkeyi bugünkü karanlığa sürüklemiştir."

Emperyalist merkezlerden icazet alan, gerici çerçeve yasalara onay veren, NATO'cu ve Amerikancı anlayışla hareket eden düzen partilerine ülkenin geleceğini teslim etmeyeceklerini belirten Ünver, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Bu ülkenin emekçileri bu mücadeleye omuz verecek ve emekçilerin cumhuriyeti yine alın teriyle inşa edilecektir. Yeni cumhuriyet, ülkedeki bütün değerleri ortaya çıkaran gerçek sahiplerinin elleriyle kurulacaktır. Bu iradeyle; Kurtuluş Savaşı'nda ve Cumhuriyet'in kuruluşunda emek veren tüm kahramanları ve bu mücadelenin önderi olan Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıyla selamlıyoruz. Bugün 29 Ekim ve ortada salt bir kutlamadan ziyade büyütülmesi gereken bir mücadele gerçeği var. Bugün eşitlik, laiklik ve bağımsızlık için mücadele günüdür. İnsanca bir yaşam, bağımsız ve egemen bir ülke, aydınlık bir gelecek ve çocukların yüzünün gülebilmesi için tek yol bu mücadeleyi yükseltmektir. Yaşasın Cumhuriyet!"

İzmir: 'Cumhuriyet’i patrona ve yobaza bırakmayız'

TKP'nin Cumhuriyet’in ilanının 103. yıl dönümü dolayısıyla İzmir'de düzenlediği halk yürüyüşü de 19.00'da Karşıyaka ilçesinde başladı.

Karşıyaka İZBAN İstasyonu önünde toplanan yurttaşlar, sloganlar ve pankartlar eşliğinde Karşıyaka Çarşısı boyunca yürüyerek çarşı girişine kadar ilerledi. 

Yürüyüşün ardından gerçekleştirilen basın açıklamasında konuşan TKP Merkez Komite Üyesi Berkay Kemal Önoğlu, Cumhuriyet’in ancak emekçilerin mücadelesiyle yeniden ayağa kaldırılabileceğini vurguladı:

“Cumhuriyet devrimi bize 100 yıl önce büyük insanlığın neler başarabileceğini, bizim gibi emeğiyle, alın teriyle yaşamını idame ettiren, milyonlarca para kazanmayan, çocukları için toprağını süren ve yarınlarını düşünmek zorunda olan emekçilerin bir amaç uğrunda birleştiğinde neler kazanabileceğini gösterdi. 1923’ün 28 Ekim’inde, ‘Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz’ sözü söylenirken Anadolu köylüsü egemenliği eline aldı. Eski düzenin kalıntılarıyla, emperyalizmle ve iş birlikçileriyle hesaplaşıldı. Yüz sene önce bütün asalakları sırtımızdan attık ama devrimin kalbinde bir ur gibi burjuvazinin büyümesine müsaade etmiş olduk. Bugün ise sermayedarlar, burjuvazi cumhuriyetimizin varlığına kastetmiş durumdadır.”

Büyük holdinglerin ve sermaye gruplarının 29 Ekim mesajlarını sert sözlerle eleştiren Önoğlu, Cumhuriyet'in patronların insafına bırakılamayacağını ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Şimdi her 29 Ekim’de olduğu gibi büyük övgülerle, süslü cümlelerle o büyük sermaye sahipleri reklam filmleri yayınlıyorlar. Milyonlarca emeklimiz, okullarda sabun aranırken yüzde 400-500 kâr oranlarıyla her yıl Cumhuriyet’in tasfiyesini karşılayanlar neyi kutluyorlar? Kıdem tazminatına bile göz dikenler, kıyılarımızı, madenlerimizi, ormanlarımızı yağmalayan Cengiz’i, Limak’ı, Koç’u, Sabancı’sı... Bunların bugün Cumhuriyet’le ne ilişkisi var? Cumhuriyet bizim için eşitlik, egemenlik ve özgürlük demektir. Cumhuriyet bizim, patrona, yobaza bırakmayız! Mücadelemiz verildikten sonra sırtımızdan bu sömürücüleri attıktan sonra geriye adını koymak kalacak: Yeniden Cumhuriyet, emekçilerin cumhuriyeti olacak, ille de sosyalizm olacak!”

İstanbul: '29 Ekim bizim için artık bir mücadele günüdür'

İstanbul'daki yürüyüş ise saat 19.30'da Kadıköy Söğütlüçeşme Metrobüs Durağı'ndan başladı. Binlerce emekçi, halkın emeğini sömüren ve cumhuriyeti halktan çalan vurgun düzenine karşı sokağa çıktı.

Hakları için mücadele eden ve "alın terimizi patronlara gasp ettirmeyiz" diyerek Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı ile birlikte mücadalelerini sürdüren Şua İnşaat ve Panista işçileri de yürüyüşte yerlerini aldı.

TKP Merkez Komite Üyesi Alpaslan Savaş, yürüyüşün ardından Rıhtım Meydanı’nı dolduran yurttaşlara seslendi. Savaş, konuşmasına Cumhuriyet’in Anadolu'nun yoksul halkı ve Mustafa Kemal önderliğindeki kadrolar tarafından başarılan bir devrim olduğunu belirterek başladı.

Cumhuriyetin bir karşı devrimle geriletildiğini belirten Savaş, mevcut siyasal, ekonomik ve toplumsal koşullarda 29 Ekim'in artık bir kutlama değil, mücadele günü haline geldiğini ifade ederek şunları söyledi:

"Bir ülkede bağımsızlık fikrinin yerini işbirlikçilik almışsa, yurttaşlık fikrinin yerine ümmetçilik yükselmişse, laiklik gidip yerine dinsellik gelmişse; aklı hür, vicdanı hür yurttaşlara bağımlılık ve geri fikirler dayatılmışsa, kamuculuk yerine piyasacılık yükselmişse, biz o ülkede cumhuriyetin varlığının tehlikeye düştüğünü, hatta gerilediğini söyleriz. Böyle bir ülkede cumhuriyetten bahsedemeyiz. Hal böyleyse ve cumhuriyet bu noktaya getirilmişse, esas olan bugünü bir bayram değil, bir mücadele günü haline getirmektir. Bizim için 29 Ekim artık bir mücadele günüdür.

Türkiye'de bu halkın cumhuriyetini çaldılar. Onu geri alacağız, orası ayrı. Ancak madem bugün bir mücadele günü diyoruz, o halde cumhuriyeti kimin çaldığını çok iyi anlamamız ve tespit etmemiz gerekiyor. Kime ve neye karşı ayağa kalkacağımızı iyi bilmeliyiz. Memleketin haline bakarsanız, cumhuriyeti kimin çaldığını açıkça görürsünüz. İşte fon soygunu ortada; cumhuriyeti çalanlar bu fon soyguncularıdır. İçlerinde siyasetçiler, milletvekilleri, eski bakanlar ve bürokratlar var. Halkın köşeye koyduğu üç kuruşu, bozdurduğu bileziğini ya da fazla mesaisiyle artırdığı parayı borsada, fonda hortumlayıp zenginleşenler işte bunlardır. Hani cumhuriyet kimsesizlerin kimsesiydi? Bunlar kimsesizleri sokak ortasında bırakıp kendi kasalarına koştular; hırsızlık yapıp cumhuriyeti çaldılar."

Emeklilerin asgari ücretin bile altındaki maaşlarla ucuz otellerin paylaşımlı odalarına mahkum edildiğine ve MESEM adı altında çocuk işçiliğine yasal kılıf uydurulduğuna dikkat çeken Savaş, Meclis’te görüşülmeyi bekleyen ve Türkiye'yi Suudi Arabistan ile Pakistan’ın yanında çatışmalı bir bölgede taraf haline getirecek olan "Mekke Anlaşması"na da tepki gösterdi. 

Etnik, dini veya Yeni Osmanlıcı söylemlerin gerçek bir kardeşlik getiremeyeceğini vurgulayan Savaş, Türk ve Kürt işçilerin aynı patronlarca sömürüldüğünü dile getirerek, gerçek bir kardeşliğin ancak ortak sınıf mücadelesiyle kurulabileceğini ifade etti:

"Türkiye'nin dört bir yanında inşaat sektöründe çalışan bu kardeşlerimizin Türk, Kürt, Çerkez veya Laz olmasının bir önemi yok; hepsi aynı şekilde sömürülüyor. Kürt patron tarafından, Türk patron tarafından ya da Avrupalı patronlar tarafından sömürülüyorlar. Şimdi kalkıp 'Daha güçlü bir cumhuriyet, daha büyük bir Türkiye kuracağız' diyorlar. Bunu nasıl yapacaklar? Yeni Osmanlı hevesleriyle ülkenin rotasını, topunu ve tüfeğini Ortadoğu'ya çevirerek, etnik kökenler üzerinden bir kardeşlik sağlayacaklarını ve Kürt sorununu çözeceklerini iddia ediyorlar. Ancak bu şekilde çözemezsiniz. Etnik kimliklerle, Osmanlıcı heveslerle, mezhepçilikle veya salt din kardeşliğiyle gerçek bir kardeşlik sağlanamaz.

Kardeşlik ancak sınıf içinde, Kürt işçisiyle Türk işçisi arasında sağlanır. Çünkü onlar kimlik, din veya inanç fark etmeksizin birlikte sömürülüyor ve birlikte eziliyorlar. İşte onlar birleşip ayağa kalktığında, biz de çalınan cumhuriyetin çok daha ilerisini ve iyisini kurarız."

Cumhuriyet’in tasfiyesinden sadece AKP iktidarının sorumlu tutulamayacağını; 12 Eylül darbesinin, iktidara güç veren siyasal odakların, sosyal demokratların, NATO destekçilerinin ve tüm bunların arkasındaki sermaye sınıfı ile holdinglerin karşı devrimin ilerleyişinde rolü olduğunu kaydeden Savaş, konuşmasını eşitlikçi ve sosyalist bir cumhuriyetin ancak işçi sınıfının ortak mücadelesiyle kurulabileceğini vurgulayarak şöyle sonlandırdı:

"İşçilerin haklarını güvence altına alan; barınma, eğitim ve sağlık gibi temel yaşam ihtiyaçlarının dert edilmediği; sermayenin el koyduğu zenginlikleri geri alıp eşitçe paylaştığımız yeni bir düzen kurmak zorundayız. Bunun adı sosyalizmdir ve bizim asıl ihtiyacımız olan sosyalist bir cumhuriyettir. 'Bunu kim, nasıl yapacak?' diye sorarsanız; onlar burayı nasıl kararttılarsa, sizler nasıl aydınlattıysanız, işte aynen öyle yapacağız. Bu meydanı nasıl aydınlattıysak ülkeyi de öyle aydınlatacağız.

Bu ülkenin yurtseverlerini, cumhuriyetçilerini, komünistlerini ve Kemalistlerini hep beraber ayağa kaldıracağız. Emekçi halkın istikrar ve geleceğine güvenle bakma arayışına ancak bu şekilde yanıt verebiliriz. Bu iddiayı taşıyan ve örgütleyenler cumhuriyeti kazanacak, olanı geri alacak ve çok daha iyisini kuracaktır. Hiç kimse umudunu kesmesin, enseyi karartmasın. Biz biliyoruz ki; gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir cumhuriyet mümkündür ve onu mutlaka kuracağız."


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.