Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tel Aviv ve Şam'dan 'Dürzi' itirafları: HTŞ İsrail'e nasıl zemin hazırladı?

Bugün bir yanda Netanyahu’nun "Şara’yı aradım, katliam durdu" sözleriyle seçim malzemesi yaptığı telefon diplomasisi, diğer yanda HTŞ yönetiminin "Dürziler ayrılmaz parçamızdır" diyerek ortaya attığı beylik laflar var. Sahanın çıplak gerçekliğinde ise HTŞ’nin katliamlarıyla adım adım Tel Aviv'e yakınlaşan bir toplum ve cihatçı iktidarın yarattığı bu tablo sayesinde Suriye topraklarındaki işgalini her geçen gün daha da genişleten bir İsrail bulunuyor.

Yalçın Cuğ

Yayın Tarihi: 17.10.2026 , 11:24 Güncelleme Tarihi: 17.10.2026 , 18:33

Şara’ya telefon açtım. Çok kısa ve çok sert bir görüşmeydi. Ve katliam durdu."

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz yılın temmuz ayında Suriye’nin güneyindeki Süveyda vilayetinde yaşanan kanlı çatışmalar sırasında Heyet Tahrir'uş Şam (HTŞ) lideri Ahmed Şara ile yaptığı telefon görüşmesini bu sözlerle itiraf etti.

Suriye’de, Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te HTŞ liderliğindeki cihatçı gruplar tarafından devrilmesi birçok şeyi değiştirdi. Değişen şeylerden biri de İsrail'le ilişkiler oldu.

Kurulduğu günden bu yana İsrail’i tanımayan ve Tel Aviv ile hiçbir diplomatik ilişki geliştirmeyen Suriye'nin, HTŞ'nin iktidara gelmesinden yalnızca yedi ay sonra İsrail ile temas kurduğu ortaya çıktı.

Bir yanda iktidarı ele geçirdikten sonra azınlıklara yönelik katliamlara girişen, aynı anda Tel Aviv ve Washington ile kapalı kapılar ardında telefon diplomasisi yürüten HTŞ yönetimi... Diğer yanda ise "Dürzileri koruma" bahanesiyle Suriye topraklarındaki işgalini genişleten, bombalarla sivilleri yok eden İsrail...

Peki iki ateş arasında sıkışan, on yıllar boyunca vatanları bildikleri Suriye'ye sadık kalan Dürziler, bugün nasıl oldu da cihatçı katliamları ile siyonist işgal kıskacında kaldı ve İsrail'e yakınlık göstermeye başladı?

Kaçırılan şoför, Bedeviler, sivil katliamlar...

Netanyahu ile Şara arasında gerçekleşen telefon görüşmesini ve ardından gelen açıklamaları anlamak için, geçtiğimiz yılın temmuz ayında Süveyda’da yaşanan kanlı kırılmayı hatırlamak gerekiyor.

Aralık 2024'te Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Golan Tepeleri’ndeki işgalini hızla genişleten İsrail, Suriye geneline yüzlerce hava saldırısı düzenleyerek ülkenin askeri altyapısını hedef aldı. Tam da bu süreçte, Temmuz 2025’te Suriye’nin güneyindeki Süveyda vilayetinde Dürzi gruplarla Bedevi aşiretler arasında çatışmalar patlak verdi.

Bir Dürzi kamyon şoförünün kaçırılmasının ardından başlayan intikam saldırıları, ülkenin dört bir yanından aşiret savaşçılarının bölgedeki Bedevi topluluğuna destek olmak için Süveyda'ya akın etmesiyle büyüdü. HTŞ yönetiminin Bedevi gruplara destek vererek kente kendi güçlerini sevk etmesiyle birlikte çatışmalar bambaşka bir boyuta evrildi ve çatışma, HTŞ yönetimi ile Dürzi güçlerinin savaşına dönüştü.

HTŞ yönetimine bağlı Savunma Bakanlığı'nın kente güvenlik güçleri yığmasıyla birlikte, Dürzi sivillerin katledildiğine dair görüntüler kamuoyuna yansımaya başladı.

Suriye Sağlık Bakanlığı'na göre çatışmalarda en az 260 kişi öldü, 1700 kişi yaralandı. Çatışmaya dahil olan silahlı gruplar ise ölü sayısının 900'ün üzerinde olduğunu belirtti. Bu süreçte 87 binden fazla kişi de yerinden edildi.

HTŞ güçlerinin Süveyda'da giriştiği katliamlara dair birçok görüntü ortaya çıktı. Bu görüntülerden biri de Süveyda Ulusal Hastanesi’ne düzenlenen baskın oldu.

Ve sahneye İsrail çıktı...

Tam da bu esnada devreye İsrail girdi.

HTŞ güçlerinin sivil katliamlarını kendi yayılmacı politikası için fırsata çeviren Tel Aviv yönetimi, "Dürzi topluluğunu koruma" iddiasıyla Süveyda’ya ve başkent Şam’a yoğun hava saldırıları başlattı. İsrail uçakları aynı ay Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı ve Savunma Bakanlığı binasını vurdu.

Bombardımanın ardından HTŞ yönetimi, güvenlik güçlerini Süveyda'ya konuşlandırdıktan saatler sonra Dürzilerle çatışan Bedevi savaşçıların vilayetten çıkarılmasını emretti ve çatışmalara son verildiğini duyurdu. Süveyda’da bu kanlı gelişmeler yaşanırken HTŞ yönetimi ile Tel Aviv, ABD arabuluculuğunda masaya oturdu. Görüşmelerde İsrail saldırılarının durdurulması ve bir güvenlik anlaşması imzalanması yönündeki müzakereler ele alındı.

Ancak Süveyda’daki belirsizlik son bulmadı, aksine vilayet fiilen ikiye bölündü.

İsrail'in HTŞ'ye bağlı Savunma Bakanlığı binasına düzenlediği saldırı.

Netanyahu’dan 'Şara’yı aradım' itirafı

Süveyda’yı ikiye bölen ve yüzlerce sivilin kanının döküldüğü Temmuz 2025'te, Şam ile Tel Aviv hattında doğrudan bir telefon trafiği yürütüldüğü ise yeni ortaya çıktı.

Önceki gün partisi Likud tarafından İsrail’in kuzeyindeki Dürzi beldesi Yarka’da düzenlenen toplantıda konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Savunma Bakanlığı’na düzenlenen saldırılardan kısa süre sonra HTŞ lideri Ahmed Şara ile telefonda görüştüğünü açıkladı.

Times of Israel'in aktardığına göre, Suriye’de Dürzilere yönelik katliamı Şara ile yaptığı görüşme sayesinde durdurduğunu öne süren Netanyahu, o görüşmeyi şu sözlerle anlattı:

Şara’ya telefon açtım. Çok kısa ve çok sert bir görüşmeydi. Ve katliam durdu. Kardeşlerimizi ve kardeşlerinizi korumak için elimden gelen her şeyi yapacağım."

HTŞ devlet medyasından açıklama servis etti: 'Dürzi toplumu Suriye’nin ayrılmaz bir parçasıdır'

Netanyahu’nun en üst düzey teması açıkça ilan eden bu sözlerinden kısa bir süre sonra, HTŞ yönetimi de Suriye devlet haber ajansı SANA üzerinden aceleyle bir açıklama servis etti.

"Suriye hükümetinden yetkili bir kaynağa" atıfla yayımlanan "Dürzi Toplumu Suriye’nin Ayrılmaz Bir Parçasıdır" başlıklı açıklamada, Netanyahu’nun telefon görüşmesi ifşasına doğrudan yanıt verilmekten kaçınılırken top İsrail’e atıldı.

Süveyda ilindeki Dürzi toplumunun Suriye’nin ulusal dokusunun ayrılmaz ve köklü bir parçası olduğu kaydedilen açıklamada, bu toplumun siyasallaştırılması veya İsrail’in propaganda ve seçim kampanyalarına dahil edilmesi reddedildi.

Geçtiğimiz yılın temmuz ayında İsrail’in "yasadışı bir milis grubunu silahlandırarak" kaos yaratmayı ve ülkeyi büyük bir savaşın içine çekmeyi hedefleyen planlı bir müdahalede bulunduğu öne sürülen açıklamada, İsrail bombardımanının ABD’nin arabuluculuğuyla durdurulduğu ve söz konusu saldırıların HTŞ yönetiminin olaylara son verme müdahalesini engellediği iddia edildi.

Öte yandan açıklamada HTŞ yönetiminin ABD ve Ürdün ile yürüttüğü işbirliğine dikkat çekildi. Süveyda’nın yeniden bütünleşmesi için hazırlanan "üçlü yol haritasının" uygulanması adına ABD ve Ürdün Krallığı’ndaki ortaklarla kararlı biçimde çalışıldığı öne sürülürken, uluslararası topluma ve ABD’ye, 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın uygulanması için İsrail’e baskı yapma çağrısında bulunuldu.

Ancak mesele ne Netanyahu’nun seçim meydanlarında savurduğu "koruyucu" pozlarından ne de HTŞ yönetiminin SANA üzerinden servis ettiği "bütünlük" açıklamalarından ibaret.

Asıl tablo, cihatçı iktidar ile siyonist işgal arasına sıkışan Dürzilerin nasıl adım adım İsrail’e doğru itildiğinde ve Tel Aviv’in bu durumu Suriye’deki işgalini genişletmek için nasıl kullandığında gizli.

Süveyda'dan Şam kırsalına Suriye Dürzileri: Laik güvenceden cihatçı kıskacına

Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturan Dürziler, yalnızca İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nde değil, başta güneydeki Süveyda vilayeti ve Şam kırsalındaki Ceramana ile Sahnaya bölgeleri olmak üzere ülkenin stratejik noktalarında yaşıyor.

Baas yönetiminde Suriye'deki Dürziler, laikliğin sağladığı alanla inanç özgürlüklerini ve toplumsal yapılarını korudu. Devlet kademelerinde ve Baas Partisi bünyesinde yer bulan Dürzi toplumu, cihatçı gruplara karşı Şam’daki yönetimi kendileri için bir güvence olarak gördü.

2011 yılında başlayan iç savaş sürecinde ise Dürziler, kendi bölgeleri dışındaki cephelerde savaşmak istememeleri nedeniyle zaman zaman Esad yönetimiyle zorunlu askerlik üzerinden gerilimler yaşasa da cihatçı muhalefetin safına geçmedi. Süveyda ve Şam çevresinde kendi bölgelerini savunmak için yerel milis güçleri ve Halk Komiteleri kuran Dürziler, El-Nusra Cephesi ve IŞİD gibi çetelerin hedefi haline geldikçe Şam ile bağlarını daha da sıkılaştırdı. Özellikle 2018 yılında IŞİD’in Süveyda’ya saldırarak 200’den fazla Dürzi’yi katletmesi, Suriye hükümetinin Dürziler açısından önemini yeniden artırdı.

Ancak Aralık 2024’te Esad yönetiminin devrilmesi ve El-Kaide kökenli Ahmed Şara liderliğindeki HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesi, Suriye’deki Dürziler için varoluşsal bir tehdidin kapısını araladı.

HTŞ yönetiminin "azınlık haklarını koruyacağız" söylemlerine karşın cihatçı geçmişini bilen Dürziler, silah bırakmayı reddetti. Çok geçmeden Şam kırsalındaki Ceramana ve Sahnaya’dan Süveyda’ya uzanan hatta mezhepsel saldırılar başladı. HTŞ yönetiminin "haydutlara karşı operasyon" diyerek meşrulaştırmaya çalıştığı, gerçekte ise evlerin yakıldığı, sivillerin infaz edildiği ve Dürzilerin sembol mekanlarının hedef alındığı Temmuz 2025 saldırıları, Süveyda'yı hem fiilen hem de siyasi olarak böldü.

Daha da tehlikeli olan ise HTŞ'nin yarattığı bu katliam ve korku ikliminin, Suriye içindeki bazı Dürzi yapıları doğrudan İsrail ile işbirliğine açık hale getirmesi oldu. Şubat 2025'te kurulan Süveyda Askeri Konseyi, özerk bir yönetim hedeflediğini açıklarken "gerekirse İsrail'le işbirliğine açık olduklarını" ilan etti. Lübnanlı Dürzi lider Velid Canbolat’ın, İsrail’in Dürzileri kendi çıkarları için araçsallaştırdığı ve bölgede "cehennemî planlar" peşinde olduğu yönündeki uyarılarına rağmen, HTŞ yönetiminin mezhepçi saldırganlığı Tel Aviv’in yıllardır aradığı zemini altın tepside sundu.

Dürzilerin yerleşim yerleri.

Golan’da kırılan direniş ve ilk 'Dürzi şehit'

HTŞ yönetiminin Süveyda ve Şam kırsalındaki Dürzileri "özerklik" ve "dış koruma" arayışına sürükleyen politikası, işgal altındaki Golan Tepeleri'nde yaşayan Dürzilerde ise çok daha çarpıcı bir kırılma yarattı.

Bu kırılmanın en somut örneği, geçtiğimiz mart ayında Lübnan sınırında yaşandı. Lübnan'da öldürülen 38 yaşındaki Başçavuş Maher Khatar, "Golan Dürzilerinden şehit düşen ilk İsrail askeri" oldu.

Khatar'ın ölümü, onlarca yıl İsrail vatandaşlığına bile başvurmayan Dürzilerin nasıl İsrail için savaşacak noktaya geldiğini anlamak açısından önemli. Ya da Suriye'deki HTŞ yönetiminin Dürzileri siyonizmin kucağına nasıl attığını bir kez daha hatırlamak için...

Suriye toprağı olan Golan Tepeleri 1967'de işgal edilip 1981 yılında ilhak edildiğinde, bölgede yaşayan yaklaşık 20 bin Dürzinin ezici çoğunluğu İsrail'in vatandaşlık teklifini reddetti; teklifi kabul eden 2 binden az kişinin önemli bir kısmı da bölgeyi terk etti. Onlarca yıl işgal altında yaşamalarına rağmen Golan Dürzileri, Hafız Esad ve ardından Beşar Esad yönetimindeki Suriye’ye sadık kaldı.

Ancak 2011'de başlayan iç savaşta cihatçıların hedefi olma korkusu bu bağı aşındırmaya başladı. 2010'da yalnızca iki olan vatandaşlık başvurusu, o dönem El-Nusra Cephesi'nin başında bulunan bugünkü HTŞ lideri Ahmed Şara'nın 2015'te Dürzilere yönelik başlattığı toplu saldırılarla birlikte artmaya başladı. Yine de Esad yönetimi devrilene kadar bu geçiş sınırlı kaldı.

Asıl kırılma, Aralık 2024'te "Esad gitti, demokrasi geliyor" propagandasıyla HTŞ'nin yönetimi ele geçirmesiyle yaşandı. İsrail Nüfus ve Göçmenlik İdaresi verilerine göre, 2025 yılının sadece ilk yarısında vatandaşlık başvuruları bir önceki yılın tamamına kıyasla yüzde 100 arttı ve altı ayda 1050 Golan Dürzisi İsrail vatandaşlığına başvurdu. Böylece Haziran 2025 itibarıyla Golan'daki yaklaşık 29 bin Dürzi'nin neredeyse yüzde 20'sini oluşturan 6006 kişi İsrail vatandaşı oldu.

Temmuz 2025'teki Süveyda katliamları ve İsrail'in "Dürzileri koruma" iddiasıyla devreye girmesi ise bu süreci doğrudan askerileştirdi. Israel Hayom’un haberine göre, tüm bu gelişmelerden önce İsrail ordusuna katılan Golanlı Dürzi sayısı yalnızca dörtken, Ekim 2025'te bu sayı 150’ye fırladı.

Cihatçı iktidarın Tel Aviv'e hediyesi: Genişleyen işgal

Kısacası bugün bir yanda Netanyahu’nun "Şara’yı aradım, katliam durdu" sözleriyle seçim malzemesi yaptığı telefon diplomasisi, diğer yanda HTŞ yönetiminin "Dürziler ayrılmaz parçamızdır" diyerek ortaya attığı beylik laflar var.

Sahanın çıplak gerçekliğinde ise HTŞ’nin katliamlarıyla adım adım Tel Aviv'e yakınlaşan bir toplum ve cihatçı iktidarın yarattığı bu tablo sayesinde Suriye topraklarındaki işgalini her geçen gün daha da genişleten bir İsrail bulunuyor.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.