Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

SÖYLEŞİ | Kadıköy’ü kendine getiren olay: Kilise duvarında eğlenmek

İstanbul’un Kadıköy ilçesinde, kilise kapısının üstüne çıkıp dans ederek 'eğlenen' üç gencin bu eylemi, merkez mahallelerdeki muhtarları ve esnafı alarma geçirdi. Yaşananları muhtarlara sorduk.

Gamze Erbil

Yayın Tarihi: 18.07.2021 , 16:06 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Kadıköylü’nün toleransı nerede başlar, nerede biter; ne kadar anlayışlı olabilir? Kadıköylü içki içilmesine karşı konum almaya mı itiliyor? Eğlenme özgürlüğünün; evinde dinlenme, hatta uyuma özgürlüğünü engellediği noktada kısıtlanmasını istemek politik olarak yanlış mı olur? Ya da bu 12’den sonra müzik yasağını alkışlamak anlamına gelir mi? Bir mekanın cazibe merkezi haline gelmesini coşkuyla karşılayan yerel yöneticilerin o mekanın dokusunun cazibenin temel kaynağı olduğunu ve bu dokunun taşıyıcıları zarar görürse cazibe falan kalmayacağını kavraması; bu konuda önlem alması için ne gerekir?… Bunları ve daha bir dizi “hassas” konuyu masaya yatırmayı gerektiren gelişmelere geçen hafta sonu biraz daha farklı bir olay eklendi.

İstanbul’un Kadıköy ilçesinde, tarihi çarşıda normalde yaya yolu olan ve araçla girilmeyen yere araç sokan ve Surp Takavor Ermeni Kilisesi’nin kapısının üstüne çıkıp dans ederek “eğlenen” üç gencin bu eylemi, merkez mahalleleri muhtarları ve esnafı alarma geçirdi. Caferağa ve Osmanağa mahalleleri muhtarları Zeynep Ayman ve Serap Tuncer ile mahalle esnafının kurduğu üç ayrı dernek olan Kadıköy Tarihi Çarşısı Kültür ve Dayanışma Derneği, Kadıköy Esnaf Derneği (KADIDER) ve Moda Eğlence Yerleri Kültür ve Dayanışma Derneği (MODA-DER) başkanları Ali Geçgel, Tuncay Savaşlı ve Günay Önalan Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı’yla bir görüşme yapıp konuyu değerlendirdi. Daha sonra Belediye Başkanı Odabaşı’nın da katılımıyla Kadıköy Kaymakamıyla bir görüşme organize edildi. Burada sorunlar ortaya kondu; gelişmeler değerlendirildi; muhtarlar ve esnaf taleplerini dile getirdi. Anlaşıldığı kadarıyla sorunun ortaya çıkışına ilişkin değerlendirme ve görüşler farklı olsa da, katılımcıların üzerinde fikirbirliğinde olduğu konu; kurum ve tarafların rolünü hakkını vererek üstlendiği durumda sorunların çözülmesinin mümkün olduğu yönündeydi. 

“Kadıköy merkezde neler oluyor” konusunda, mahalle sakinleri ve mahallede iş yapan esnafın temsilcilerinin görüşlerini soL Haber için biraz daha derinleştirmek istedik ve bu çerçevede iki mahalle muhtarıyla konuştuk.

Osmanağa mahallesinde Serap Tuncer ve Caferağa mahallesinde de Zeynep Ayman uzun yıllardır muhtarlık yapıyor. Kadıköy’deki tüm muhtarlar gibi birbiriyle yakın temasta olan Tuncer ve Ayman, bu iki merkez mahallenin iç içe geçmiş konumu nedeniyle daha fazla birlikte çalışıyor. Son olay da bunun bir örneği; iki muhtar olayın hemen ertesinde koordine oluyor ve Kadıköy’ün tüm bileşenlerinin temsili olarak bir araya gelmesini sağlayan süreç bu şekilde başlıyor. Son olarak 16 Temmuz Cuma günü Esnaf Dernekleri Başkanlarıyla birlikte Surp Takavor Kilisesi önünde bir açıklama yaparak Kadıköylüler adına son olayı kınayan ve Kilise yönetimine üzüntülerini bildiren muhtarlarla “Kilise duvarında eğlenmek” ve “Kadıköy nereye gidiyor” konularını konuşuyoruz. İki muhtar da gelinen son olayın ardından atılan adımları olumlu görüyor ve bir an önce bu meselenin çözüme bağlanması için ellerinden geleni yapmaya kararlı olduklarını hissettiriyor.

Kadıköy’de neler oluyor diye bir giriş yapsak... 

Serap Tuncer (Osmanağa Mahallesi Muhtarı): Ben bu semtin çocuğuyum. Bu mahallede doğdum, burada büyüdüm. Kadıköy’ün, Osmanağa ve Caferağa’nın ikamet edenleri arasında Rum, Ermeni, Yahudiler vardı ve bu kişiler bizim komşularımızdı. Biz hep bir saygı ve sevgi çerçevesi içinde dostluk, komşuluk yaptık yıllarca. Hiç kimse gelip ne caminin duvarına çıktı, ne kiliseye tırmandı, ne camisine işedi, ne içki içerek bir hakarette bulundu. Herkes seviyeli bir şekilde yaşadı her iki mahallede. 

Caferağa ile Osmanağa’yı birbirinden ayıramazsın, her ikisi merkez mahalle. Birçok sokakta çift numalar Caferağa, tek numaralar Osmanağa vs. şeklindedir. Eğlencenin kalbi burada atıyor. Bir çok ilçede eğlence mekanlarının kapanması ve Kadıköy’e ulaşımın kolaylaşması sonucu herkes buraya geliyor. Kadıköy’de iki mahallenin nüfusu 40 bin kişi kadar ama geceleri 1 milyon kişi oluyor. 

Tabi her şeyin bir adabı var. Eğlenmenin, yemenin, içmenin… Misafiri herkes sever, kültürümüzde misafirperverlik zaten var. Ama biz misafiri nasıl seviyoruz biliyor musunuz? Masamızda, sandalyemizde. Onları ağırlayabileceğimiz kadar. Yani kapasitemiz kadar seviyoruz.

Kadıköy son zamanlarda çok talep görüyor. Dışarıdan gelenler sokaklara taşıyor. Değişik eğlenceler yapıyorlar, ellerinde biralar sokak partileri düzenliyorlar. Şahit olduğumuz manzara günden güne kötüye giden bir tablo. 25-30 bin liralık arabalara 50-60 bin liralık müzik sistemi yükleyerek her iki mahallenin içine dalmaya başladılar. Burada eğlence yerleri de var ama ikamet edenler de var. Zaten insanlar normal şartlar altında da şikayetçiydi, mekanlar konusunda rahatsızlıklar oluyordu. Bu son tabloyla birlikte çok büyük bir sıkıntı oldu artık. Kadıköy’ün öz kültürü bozulmaya başladı, insanlar çok rahatsız olmaya başladı.

Korkarım ki, biz bunların önüne geçmezsek kendi eylem planlarını yaparak neredeyse sokak içi şiddet ve kavgaya dönüşecek bu iş. 

Son olayda biz bir an evvel Belediye Başkanımıza ulaştık, onunla beraber bir toplantı yaptık. Daha sonra kendisi kaymakamdan randevu aldı ve kendisinin, zabıta müdürü ve emniyet müdürünün de dahil olduğu bir toplantı yapıldı. O toplantının sonucunda daha dikkatli, itinalı, bire bir görevlerin yerine getirilmesi gerektiğine karar verildi. Bundan sonraki süreçte kontrol artacaktır. 

Zeynep Ayman (Caferağa Mahallesi Muhtarı): Pandemi çıkışında yoğun bir haftasonu yaşayacağımızı tahmin etmiştik. Aylarca kapalı kalındı, Kadıköy zaten revaçta bir yer. Ben belediye başkanı ve emniyet müdürüyle de görüştüm ve bu endişemi dile getirdim ama gerçekten hayal ettiğimizin çok çok ötesinde bir yoğunlukla karşılaştık.

Bu aşamada gelen, basitçe eğlenen bir kitle değil; yani çok aşırılıklarla dolu bir kitle geldi. Sabahın beşine kadar her birinden ayrı müzik çalan arabaların, gürültüsünün sokaklara dolduğu geceler geçirdik. Böyle enteresan bir şeydi; sonra bir yandan da sokak partileri başladı. 

Tabi bu son olaylarda mesele bir bölgeyle kısıtlı kalmadı. Yani iddialı olur belki ama semtin hemen hemen her metrekaresinde oldu; her sokağında oldu. Ciddi anlamda bir rahatsızlık durumu söz konusu olduğu için mahalleli de isyan etmeye başladı. Eskiden bazı sokaklar bu gürültü patırtıdan bihaberdi. Tabii ki basının işin içine girmesi, habersiz olanların da haberi olmasına vesile oldu. Ve bu benim aslında ilk günden, ilk aydan beri söylediğim şeydi: Belli bir bölgede kısıtlı kalmayacak; seneler içinde Kadıköy’ün bütününü etkileyecek. İşte artık biz şimdi, o bütünü etkileyecek noktanın başını biraz geçtik.

Bu bir süredir devam eden bir şey. Açılmayla birlikte yeniden rahatsızlıklar konuşulur oldu ama... Bu 11 Temmuz gecesi olan olaylarda daha öncekilerden biraz daha farklı bir durum gözleniyor sanki, onu nasıl yorumluyorsunuz?

Serap T.: Dediğim gibi burada müzik sistemleriyle donatılmış araçlar devreye girdi. Dikkat ederseniz araçların plakaları farklı: İzmit, Adapazarı gibi farklı iller olduğu, İstanbul dışı olduğu görüldü. Ancak bunu emniyet araştırabilir. Kilisenin kapısının üstüne çıkan kişilerin Beykoz’da oturduğu tespit edilmiş. Onlar da ev hapsi ve idari para cezalarına çarptırılarak serbest bırakılmış. 

Bu konuyla ilgili çok büyük meraklarımız var; bunu da zaman gösterecek. Bakalım ilerleyen günlerde neler olacak. Ama tabi her iki muhtar ve bütün esnaf dernekleri, emniyet müdürü, kaymakam, belediye başkanı şu anda birlik olmuş vaziyette. Buna bir son vermeyi hepimiz amaç edindik. Herkesin net olarak anladığı şu: Yoksa Kadıköy’ü tamamen kaybederiz, dokusu bozulur. Yani bir müddet sonra da artık Kadıköy’de hiçbir sokağa giremez hale geliriz.

Zeynep A.: Bize tuhaf gelen şeyler var gerçekten. Ama tam bilemiyoruz işte, elimizde data olması lazım daha fazla. Mesela bu kişiler “rahatsız oluyorum” dediğinde, “çekil oradan” dediğinde cevap vermiyor. Siz içkilisiniz; gecenin 3’ünde geldiniz; müzik açtınız. Birisi müdahale edince, “Peki” diyor; gidiyor. Doğal olan buna itiraz etmesidir. Kafan biraz dumanlı, içkilisin, o saatte müziği sonuna kadar açmışsın, birileri mahalleden sana bağırıyor, çağırıyor ve sen de “eyvallah abi” deyip gidiyorsun. Burada dengesiz bir davranış var. Doğal ve tutarlı değil. Dönüyorsun, bir sokak aşağıda aynı şeyi yapıyorsun. Ama tabii ispatlanan bir şey yok. İspatlayacaksa Emniyet ispatlar bunu; biz ispatlayamayız.

Bize, “Nereden biliyorsunuz bunların Kadıköylü olmadığını” diyorlar. Kadıköylü değil. Kadıköylü gerçekten farklı bir tarzda eğlenir, farklı bir tarzda vaktini geçirir, kültürü farklıdır. 

Nedir o kültür? Dışarıdan ziyaret edenler için “dışlayıcı” görünüyor.

Serap T.: Tam tersine. Kadıköy’ün tarihi dokusunu iyi anlamak gerek. Biz bir çok kültürü burada yaşayarak bunu oluşturduk; daha kapsayıcı, daha anlayışlı bir sosyal ortam oluşturduk. Kadıköy’ün oluşumunda Yeldeğirmeni’nde Yahudiler, Osmanağa ve Caferağa’da Ermeniler, Hıristiyanlar ikamet ediyor; tarihe baktığınızda da böyle. Onlar bizim dini bayramlarımızı kutladı. Biz onların Paskalyalarını kutladık. Bir çok kültür bir arada yaşandı. 

Zeynep A.: Kadıköy popülaritesi yüksek bir yer oldu. Gidip de burada yemek yemeyen, maddi yetersizliklerden dolayı mekanlardan içeri giremeyenler de kendilerine “sokakta bir yaşam” çözümünü buldular. İşte en kırılgan nokta da burada. 

Bu durum, mekanlar yüzünden olmadı. Bunun ayrımına çok iyi varmak lazım. Kaldırım işgal ediyorlar mıydı; ediyorlardı. Ama sokak yaşantısını, sokak kültürünü bize mekanlar getirmedi. Buralarının bir cazibe merkezi haline gelmesi; sokak kültürünü bize getirdi. Ama sokakta asayişi sağlamak belediyenin görevi de değil. Sokakta asayişi sağlamak emniyetin görevi. Bu noktada zaten kırılıyoruz.

Aslında insanlar Kadıköy’e hoşgörülü bir ortam olduğu için geliyor; Kadıköy’ün bu toleranslı/anlayışlı kültürü buna imkan sağlıyor. Ama bunun sınırı zorlanıyor; sonra da kırılmalar ortaya çıkıyor. Bu kapsayıcılık nerede başlar, nerede biter? Biraz daha konuşalım mı Kadıköy’ün kültürünü ve sınırlarını…

Serap T.: Müzik sistemlerini arabanın arkasına yükleyip de sokaklarda bağıra çağıra erik dalı oynamak, zıplamak, biralar içip sarhoş olup yerlerde yuvarlanıp şişeler kırmak; sağa sola idrarını - dışkını yapmak Kadıköy'ün kültürü değil. Biz, tabii ki seviyoruz insanların bir kadeh şarap içmesini, bir kadeh rakı içmesini, bundan hoşlanmasını... O etkinliklerimiz için de zaten bizim mevcut restoranlarımız var, kafelerimiz var. Kahve içmek isteyen kahve içer, pastasını yemek isteyen pasta yer, rakısını içmek isteyen rakısını içer. Çok güzel restoranlarımız var. Ancak dediğim gibi; misafiri seviyoruz ama çok fazlasını bünyemiz kaldırmıyor. Aşırılıkları kaldırmıyor. 40 bin kişilik yapısı olan bir mahalleye, 1 milyon kişi gelince, siz düşünün neler olabileceğini. Vatandaşlarımız, halkımız son derece rahatsız. Eski günlerimize hemen kavuşmasak da, hızlıca bu sorunları en aza indirmeye hedefliyoruz.

Zeynep A.: Eğlenmek, gülmek, yemek, içmek, gezmek herkesin hakkı. Ama şu özgürlük konusundaki ünlü cümleyi hatırlamak lazım: Başka birinin özgürlüğünün sınırı başladığında benimki biter. En klasik, en bilinen slogandır bu. 
Fakat işte burada bitmiyor, burada sınırsız bir özgürlük var. Yani sizin yaşam özgürlüğünüz yok, uyku özgürlüğünüz yok, dinlenme yok. Yok, yok, yok. Ama onların sınırsız bir eğlenme özgürlüğü var; 24 saat. İşte zaten kopuş noktası da bu oldu. 

Burada özgürlükle ilgili bir mesele yok artık galiba. Kadıköylüler arasında, “Kafeler kapatılsın” diyenleri bir uç olarak tarif ediyoruz evet ama öbür uçta da buna dokunursan özgürlükçülüğün yara alır gibi bir basınç var. Peki uyumak isteyenlerin özgürlüğü nasıl sağlanacak gerçekten?

Zeynep A.: Orta yolu bulmak lazım. Orta yol aslında çok net, kanunlarda var. Mekanlar, mekanların kontrolünü sağlayan; kurallara, ruhsatlara uyumunu sağlayan belediye kanunlarda yazanı uygulayacak. Çok basit; fazla bir şey istemiyoruz. Sadece, her birim kendi görevini yapsın, diyoruz. Bizim başka bir talebimiz yok. Bunu yaptığında zaten sorunlu olan fazla mekan yok.

Yukarıda konuştuğumuz “Kadıköylüler gelenleri istemiyor” gibi tuhaf bir yaklaşım alıcı bulurken, bir tarafta da “muhtarlar ve esnaf mahalleye polis müdahalesi istiyor” gibi bir eleştiri yayılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, devlet ve kolluk gücü desteği dışında başka seçenekleri değerlendirdiniz mi?

Serap T.: Bazı konular insanın göreve etkisini aşıyor. Mesela bu belediye başkanı veya zabıtanın görevi değil. Zabıta ne yapabilir, silah yok, kelepçesi yok, bir yaptırım gücü yok. Masayı oradan kaldır; sandalyenin oraya koy. Burada yaşanan olay, masa sandalye olayı değil artık.

Tabii ki biz de durumun farkındayız. Kadıköy’de hiçbir dönemde bu halk polisin müdahalesine ihtiyaç hissetmedi ve istemezdi de. Ancak şu an geçici olarak bu desteği almak zorundayız. Bir yaptırım gerekiyor; kabahatler kanuna göre kesilen cezalar var ve biz bunların uygulanmasını istiyoruz. Yoksa tabii ki her şey yolunda olsaydı, asla biz de böyle bir kolluk gücü desteğine ihtiyaç duymazdık. Ama birebir halledebileceğimiz, aşabileceğimiz bir sorun değil. 

Zeynep A.: Evet. Bir başka yönü daha var. Farklı bir açıdan bakarsak, emniyetin de haklı olarak şöyle bir tedirginliği oluyor. Emniyet bir yere girip müdahale ettiğinde çok çabuk ters tepki alıyor... Ben ülkemde beni savunacak polisten başka etkin bir güç görmüyorum. Evime hırsız girdiğinde polise gidiyorum, tacize uğrarsak polise gideriz, kavgaya karışırız; bir şey olur, polise gideriz. Yani başıma gelen her türlü olumsuzlukta benim kapısını çaldığım polis. Ama neden sokaktaki özgür yaşantımda polis bana müdahale ettiği zaman ben bunu değiştireceğim, saçma. Başka türlü mahalleli mi örgütlenecek gelenlere karşı? Hayır bu devletin bir polisi var. Ve polis vatandaşını bu tür sıkıntılardan korur. Bu kadar net yani.

Biraz daha görünür kılalım. Toleranslı bir semtten bahsediyoruz; bunun son raddeye kadar zorlandığı bir noktadayız. Öyle anlaşılıyor ki, bu noktada alternatif şiddetin sokağı ele geçirmesi. Ama zaten Kadıköylüleri eleştirenlerin hedeflediği de böyle bir tablo gibi. Orada da başka bir tuzak görüyor musunuz?

Serap T.: Dediğim gibi bazı konular yetki meselesi. Hepimizin yetkileri, yaptırım gücü bir yere kadar. Burada 1 milyon kişiden bahsediyoruz. Bir taraftan da bu şekilde destek istememizin farklı bir yönü var; benim endişe duyduğum bir şey var. Burada ikamet eden insanlar, bana sorular sormaya başladılar: Muhtarım biber gazı nereden buluruz, gaz bombasını nereden alırız. Silahı beline takıp inenler... Bu sefer halk, emniyet gücünün olmadığı yerde kendi çözümlerini üretecek. Bu, çok büyük faciaya neden olur. Biz burada bir taraftan da bunu gözlemledik; artık vatandaşın bir çıkmazda olduğunu, Her an, her şeyi yapabileceğini. Örneğin birisi diyor ki, o derece sinirlenmiş: “Ya kaynatayım yağı, kafalarından aşağı dökeyim”. Düşünebiliyor musun? Bu da bir polisiye olay, molotof kokteyli atmak da polisiye olay. Vatandaşımızın bu tarz düşüncelerini bertaraf etmek için kaymakamdan ve kolluk güçlerinden destek istiyoruz.

Kadıköy bir çeşit turizm mekanı oldu başka mekanların kapanması ulaşımın kolaylaşması gibi gelişmeler sonucunda yakın zamanda bu hale geldi. Böyle bir mekanda olmak sizi nasıl olumsuz etkiledi, size nasıl yükler bindirdi? Kadıköy’e ait olmayan kimi görüntüler, buraya malediliyor bir de...

Serap T.: Evet tatil yöresi olarak görülüyor. Kadıköy kolay ulaşılır olması nedeniyle, sırt çantasına her şeyini doldurup cuma akşamı gelip pazar akşamı gidiyor kitle. Parkta, sahillerde çadır kuran mı istersiniz, yemek yiyen mi istersiniz... Uyuşturucu kullanan mı istersiniz, bir yerlerde sızmış insanlar mı görmek istersiniz. Affedersiniz, cinsel ilişkileri kamuya açık alanlarda yaşamaya başladılar. Yani Kadıköy halkı bu değil, biz bunları yapmıyoruz burada. Normal yaşıyoruz. Bakın bu çok önemli. Kadıköy’ün kültüründe kapı önünde cinsel ilişkiye girmek yok, oturanlar camlardan örtü falan atıyor artık.

Zeynep A.: Evet, apartman içinde sevişmeler; sokakta anadan üryan sevişmeler. Arabanın üstünde striptiz yapanlar... 

Bunları bu semt kaldıramaz, aslında hiçbir semt kaldıramaz. Başka semtte olsa, çoktan ölmüşlerdi. Geçmiş olsun; ruhuna fatiha vaziyettelerdi. Burada yaşıyorlar. Ama burada yaşıyorlar diye, insanları daha ne kadar zorlayacaklar. Bizim oturanlarımız eğitimli, toleransları yüksek insanlar, demokratik yollarla haklarını aramaya çalışıyorlar… Ama nereye kadar dayanabilirler.

Bu yüzden, son atılan adımlar ve alınan kararlar doğrultusunda hızlıca olumlu yönde gelişmeler olmasını ve bu sorunların çözülmesini istiyoruz; bu konuda elimizden gelen çabayı göstermeye kararlıyız.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.