Breadcrumb
Sosyalist hareket ve CHP'yi desteklemek
Yayın Tarihi: 17.10.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 17.10.2025 , 09:35
Üç değerli yazar, Ergin Yıldızoğlu, Emre Kongar ve Mehmet Ali Güller geçtiğimiz günlerde sosyalist hareketin CHP ile ilişkisi üzerine bir yandan birbirini tamamlayan, diğer yandan birbirinden farklılaşan yazılar paylaştılar...
Yıldızoğlu'nun “CHP’yi destekle, laikliği ve Cumhuriyetçiliği savun, sosyalist hareketi inşa et” yaklaşımını Kongar “‘Reelpolitik’ adına şimdilik CHP’yi eleştirerek destekle, Atatürk çizgisinde laikliği, antiemperyalizmi ve Cumhuriyetçiliği savun ve böylece sosyalist harekete destek ol” şeklinde değiştiriyor, Güller ise formülasyonu “CHP’yi ‘eleştirerek’ desteklemek ve sosyalist hareketi inşa etmek” diye sadeleştirmeyi önerdikten sonra bir adım daha atıyor ve “sosyalist hareketin inşası ve CHP’yi sola çekerek desteklemek” görevinin altını çiziyordu.
Bense şu soruya yanıt arıyorum: Sosyalist hareketle ilgili bir tartışma neden CHP referansı ile yapılıyor?
CHP'yi eleştirerek desteklemek, CHP'yi koşullu desteklemek ya da sola çekilmesini sağlayarak CHP'yi desteklemek...
Burada amaçlanan sosyalist hareketin güçlenmesi olsa gerek. Peki CHP'nin desteklenmesi ile sosyalist hareketin güçlenmesi arasında neden bir ilişki olduğu düşünülüyor?
(Bu arada yazımın bundan sonraki bölümünde komünist hareket diyeceğim ki, şu sıralar Özgür Özel'in ziyaret etmekte olduğu Sosyalist Enternasyonal partileri ile konunun bir ilgisi olduğu sanılmasın.)
CHP ile komünistler arasındaki ilişkinin Avrupa'daki sosyal demokrat partiler ile komünistler arasındaki ilişkiden oldukça farklı olduğu ortada. Bu farklılık aslında CHP'nin köken ve tarihsel gelişim itibariyle bir sosyal demokrat parti olmamasından kaynaklanıyor. Bilindiği gibi sosyal demokrasi, Marksizm ve işçi sınıfı temelli bir siyasal hareket olarak gelişiyor, sonra adım adım işçi sınıfından ve devrimci çizgiden uzaklaşıyor ve 1917 Ekim Devrimi'nin ardından uluslararası işçi hareketinde yaşanan kopuşla birlikte adım adım burjuvazinin kampına geçiyor.
1919'da kurulan Komünist Enternasyonal ile sosyal demokrat Sosyalist Enternasyonal, zaman zaman gündeme gelen ve sonuçsuz kalan diyalog girişimleri bir yana, birbirlerinin karşısında konumlanıyorlar.
Bugün gelinen noktada sosyal demokrat partilerin işçi sınıfı ve Marksizmle lafta bile herhangi bir ilişkisi kalmamış durumda. Şu sıralar yeniden gündeme gelen Tony Blair örneğinde olduğu gibi bu partilerin lider kadroları çok uluslu tekellere açıkça hizmet eden, anti-komünist, NATO'cu, İsrailci tipler.
Sosyal demokrasinin insanlık için oldukça kritik 1917-1924 uğrağındaki rolünü defalarca anlattık. Almanya'da bu rol düpedüz karşı devrimciydi. Ülkenin önde gelen devrimcilerinin kanını döktüler, Almanya'yı sosyalizmden "korudular"!
Diğer ülkelerde bu kadar uğursuz bir rol oynamasalar da sosyal demokrat liderler devrimci ve sosyalist bir partiye üye ya da sempatizan olduğunu sanan yüz binlerce işçiyi aldattılar. Avrupa'da bugün insanlığın bambaşka bir noktada olmasını sağlayacak olan sosyalist devrimler sosyal demokrat partilerin burjuvazinin safına geçmesi ile yenilgiye uğradı ya da sönümlendi.
Türkiye'de ise o dönem sosyal demokrat diyebileceğimiz bir siyasal yapı mevcut değildi. Kurucu Cumhuriyet Halk Fırkası zaten "sınıf" kavramını en azından Türkiye için reddediyordu. Kemalist kadroların Marksizmle bir yakınlıkları da bulunmuyordu.
Zaten Anadolu'daki Milli Mücadele'ye sosyal demokrat partiler ya düşman ya da mesafeliydi. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının uluslararası alandaki tek müttefiki komünistlerdi. Öyle ki, sosyal demokratlar ve Rusya'daki menşevikler, bolşevikleri Ankara'daki "paşalar hükümeti"ni destekleyerek işçi sınıfına ihanet etmekle suçluyordu.
Lafın kısası, 1920'lerin CHP'si ile sosyal demokrasi karşı saflardaydı.
Ankara hükümetine bir tek komünistler dost eli uzatmıştı. 1921'de Milli Mücadeleye destek amacıyla Bakü'den Anadolu'ya geçen Mustafa Suphi ve diğer TKP kadrolarının öldürülmesi bu dost ele indirilen ağır bir darbe olsa da, o dost el geri çekilmedi, Kurtuluş Savaşı gereksindiği siyasi ve askeri desteği Sovyet Rusya'dan aldı.
CHP Milli Mücadele'den ziyade o mücadeleyle kurulmakta olan yeni düzenin kurucu partisidir. Bu kuruluş devrimcidir ama aynı zamanda kendi inkarını da bağrında taşımaktadır. Türkiye'de kimilerinin karşı-devrimin başlangıcı olarak gördüğü Demokrat Parti CHP içinden çıkmıştır.
Gerçekte CHP'nin kendi içinde barındırdığı çelişkileri görmek için Demokrat Parti'ye gereksinim yoktur. Kurucu kadroların tercihleri ve ülke gerçekliği doğrultusunda kapitalizm geliştikçe CHP içinde hem farklı yönlere bakan unsurlar arasındaki çelişkiler arttı hem de bu unsurların kendi içinde yaşadıkları tutarsızlıklar da daha görünür hale geldi.
Kapitalizm Milli Mücadele'nin ve Cumhuriyet'in devrimci karakterini hızla yiyip bitirirken CHP'nin de sınıfsal karakteri belirginleşiyordu. Bu bir süreçti, Türkiye kapitalizminin özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte bekleyecek zamanı yoktu, CHP'yi, kuruluş misyonundan kalan değerleri tamamen etkisizleştirmesi, sermaye egemenliğinin ihtiyaçlarına daha uygun hale gelmesi için muhalefete ittirdi.
Böylece Cumhuriyet'in ilk yıllarında baskılanan geri ideolojilerin siyasal alanı fetih işlemi bizzat CHP'nin de yardımıyla hızlanmış oldu.
Ancak kuruluş ve kurtuluşun devrimci enerjisi büyük ölçüde mazide kalsa da o dönemin değerleri toplumun bir kesiminde ve aydınlarda yaşamaya devam ediyordu. Dolayısıyla Demokrat Parti iktidarının "özgürlükçü" maskesinin düşüp halk düşmanı bir karakter kazanması ile birlikte Cumhuriyet savunusu CHP'de kimlik buldu. Ancak bu savunu artık devrimci değildi, burjuva düzene form verme uğraşına sıkışmıştı.
Bu nedenle Türkiye'de toplumun en görkemli uyanışlarından birine sahne olan ve işçi sınıfının, devrimci gençliğin ve sosyalist aydınların siyasete ağırlık koyduğu 60'lar CHP'nin değil, düzen dışı arayışların imzasını taşıdı.
27 Mayıs sonrasındaki Türkiye, sermaye egemenliğinin büyük testidir. Ve şunu görmüşlerdir: Süreklileşmiş karşı devrimci müdahaleler olmadığı takdirde biriken eşitsizlik ve adaletsizliklere meydan okuyacak bir devrimci birikimin ortaya çıkması ve kuruluşun değerleri ile hemhal olması Türkiye'yi bambaşka bir rotaya sokabilirdi.
12 Mart darbesi bu ihtiyacın ürünüdür. Bir başka ihtiyaç ise Türkiye'de devrimci mecralara akacak tepkileri düzen içinde tutacak güvenilir bir odağın yaratılmasıdır. CHP'nin ortanın solu filan derken sosyal demokratlaşma süreci bu ihtiyacı karşılamak üzere devletli bir kararın sonucu başlamıştır.
Kimse kusura bakmasın, Ecevit rüzgarı tamamen buraya denk düşmektedir. Ve 60'lardan itibaren kendisini hissettiren devrimci dinamikleri hem karşı devrimle hem de artık dünyanın hiçbir yerinde devrimci bir özelliği kalmayan sosyal demokrasiyle terbiye etme arayışına fazlasıyla hizmet etmiştir.
Anlayacağınız, Türkiye'de sosyal demokrasi sonradan olmadır.
CHP ise yaklaşık 50 yıldır toplumda canlı bir biçimde varlığını sürdüren kuruluş ve kurtuluşun değerlerini; cumhuriyetçiliği, laikliği, yurtseverliği, halkçılığı partinin NATO'cu, TÜSİAD'çı burjuva karakteriyle bir arada tutmanın, tutmak zorunda olmanın zorluklarını yaşamaktadır.
Bu tabloda CHP'nin sola çekilmesi, solun CHP çizgisine çekilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü CHP sola çekilemez. CHP'nin tarihi, örgütsel yapısı, programı, sınıfsal bağlantıları ve sistem içindeki yeri bellidir.
CHP sola çekilemez, sola kaymak zorunda kalabilir.
Ne zaman? Gerçek bir devrimci seçenek ortaya çıktığında emekçi halkı düzen içinde tutabilmek için!
Bugün CHP içindeki solcuların en azından bir bölümünün samimiyetle bazı sol değerlere sahip çıktığını biliyoruz. Ama bu değerleri 50-60 yıldır partide egemen hale getiremediler. Bu imkansızdı. Yaptıkları CHP'nin zaman zaman sol bir partiyi oynamasına yardımcı olmaktan öteye gidemedi.
Türkiye devrimci hareketi CHP'yi destekleyerek, CHP referanslı bir mücadele stratejisiyle her zaman kaybetti, kaybedecektir.
CHP'yi sola çekmek gibi bir görevimiz olduğunu hiç düşünmüyorum. Evet CHP büyük bir partidir, birçok kişi can derdiyle onu savunulacak bir kale olarak görmektedir. Bu duygu ve tercih elbette yok sayılamaz. Ancak eğer kurtuluş ve kuruluşa ve bugünkü çaresiz yoksul kitlelere ve Cumhuriyetçi birikime birazcık saygımız varsa, bütün bu toplamı CHP'den kurtarmak ya da koparmak için çaba harcamamız gerekiyor.
Gerçek budur. CHP Cumhuriyet fikrine Amerikancılığın, TÜSİAD'çılığın dayatılmasıdır. CHP gerçeğini değiştirmeye çalışmak sosyalistlerin sınırlı enerjisinin de boşa heba olmasından başka bir sonuç vermez.
Komünistler CHP referanslı bir siyasal stratejiden uzak duracak. CHP içinde duran potansiyele, devrimci bir mecrada muazzam bir enerji yaratacak birikime karşı sorumluluğumuz da bunu gerektirir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.