Sayfa yolu
Soframızdaki sömürü: Gıda sisteminde 416 milyon emekçi geçinemiyor
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Dış Haberler
Yayın Tarihi: 12.10.2026 , 14:14 Güncelleme Tarihi: 12.10.2026 , 15:35
Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, sofralara yiyecek ulaşmasını sağlamak için çalışıyor. Tarlada ürün toplayanlardan balıkçılara, gıda fabrikası işçilerinden market çalışanlarına ve yemek dağıtım kuryelerine kadar uzanan bu devasa işgücü, aynı zamanda dünyanın en güvencesiz ve sömürüye açık çalışma alanlarından birini oluşturuyor.
Uluslararası Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Uzmanları Paneli (IPES-Food) tarafından yayımlanan Food Work başlıklı rapora göre, dünya genelinde yaklaşık 1,4 milyar kişi gıda sistemlerinde çalışıyor. Bu sayı, küresel işgücünün yaklaşık beşte ikisine karşılık geliyor. Ancak bu alanda çalışanların önemli bir bölümü, emeklerinin karşılığında temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek bir gelir elde edemiyor.
Raporda incelenen verilere göre, gıda sistemlerinde çalışanların yüzde 30'unun geliri temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor. Bu, 416 milyondan fazla insanın geçim sıkıntısı içinde çalıştığı anlamına geliyor. Üstelik sorun yalnızca düşük ücretlerle sınırlı değil: Zorla çalıştırma, çocuk işçiliği, kayıt dışılık, ayrımcılık ve tehlikeli çalışma koşulları gıda üretiminden dağıtıma uzanan zincirin farklı halkalarında varlığını sürdürüyor.
Desteklemek, güç vermek için tüm okurlarımızı soL Haber'e abone olmaya davet ediyoruz.
44 derece sıcakta 11 saat çalıştı, hayatını kaybetti
Gıda üretimindeki emek sömürüsünün sonuçları, İspanya'da çalışan Nikaragualı tarım işçisi Eleazar Benjamín Blandón Herrera'nın hikâyesinde somutlaşıyor.
42 yaşındaki Blandón, 2020 yılında İspanya'nın Murcia bölgesindeki Lorca kentinde, kayıt dışı olarak çalıştığı bir karpuz tarlasında yaşamını yitirdi. El País'in aktardığına göre, yaklaşık 44 derece sıcaklıkta 11 saat çalışmıştı. İşçinin yakınları, tarlada çalışırken yeterince suya erişemediğini belirtti. Çalıştığı kişiler tarafından bir sağlık merkezinin kapısına bırakılan Blandón, sıcak çarpması nedeniyle hayatını kaybetti.
Blandón'un ölümü, aşırı sıcak altında çalışan tarım işçilerinin karşı karşıya olduğu tehlikeleri ve göçmen işçilerin güvencesizliğini gözler önüne serdi. Çalışma ve oturma koşulları belirsiz olan işçiler açısından işten ayrılmak, gelirlerini ve geçimlerini kaybetmek anlamına gelebiliyor. Bu koşullar, en ağır işlerde dahi çalışmayı sürdürme baskısını artırıyor.
IPES-Food'un raporuna göre, göçmenler dünya genelindeki tarımsal işgücünün yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Araştırmacılar, göçmen işçilerin zorla çalıştırılma tuzağına düşme olasılığının diğer işçilere kıyasla üç kat daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor.
Raporda, geçici ve mevsimlik çalışma izinlerinin de bu kırılganlığı artırabildiği belirtiliyor. İşçinin çalışma ve ikamet hakkının belirli bir işverene bağlı olduğu sistemlerde, işverenden ayrılmak yalnızca iş kaybı değil, yasal statünün kaybedilmesi riskini de beraberinde getirebiliyor.
Çocuk işçiliği ve kayıt dışılık zincirin parçası
Rapora göre tarımda yaklaşık 2,1 milyon kişi zorla çalıştırılıyor. Dünya genelinde çocuk işçiliğine maruz kalan çocukların her 10'undan altısı ise tarım işletmelerinde veya gıda zincirinin diğer aşamalarında çalışıyor.
Kayıt dışılık da sorunun temel boyutlarından biri. IPES-Food'un aktardığı verilere göre, tarımsal istihdamın yaklaşık yüzde 90'ı; tarım dışındaki gıda işlerinin ise yüzde 60 ila 80'i sözleşmesiz yürütülüyor.
Bu tablo, çalışanların ücret, iş güvenliği, sosyal güvence ve örgütlenme haklarına erişimini zorlaştırıyor. İşyerindeki ihlallerin denetlenememesi ve işçilerin haklarını talep edememesi, kötü çalışma koşullarının süreklilik kazanmasına yol açıyor.
Gıda zincirinin farklı aşamalarında çalışan işçilerin karşılaştığı sorunlar birbirinden bağımsız değil. Tarlada başlayan güvencesizlik; işleme, paketleme, taşıma, satış ve dağıtım süreçlerinde farklı biçimlerde devam edebiliyor. Rapora göre, dijital yemek siparişi ve dağıtım platformlarının yaygınlaşması da algoritmik yönetim ve güvencesiz çalışma biçimleri üzerinden yeni sorunlar yaratıyor.
İklim krizi işçinin çalışma koşullarını ağırlaştırıyor
İklim krizinin etkileri, tarım işçileri açısından yalnızca üretim koşullarının değişmesiyle sınırlı kalmıyor. Artan sıcaklıklar, yangınlar ve seller, zaten güvencesiz koşullarda çalışan işçilerin sağlığını ve gelirini doğrudan etkiliyor.
Özellikle parça başı ücretle çalışan tarım işçileri açısından aşırı sıcaklarda çalışmayı bırakmak, günlük kazancın azalması anlamına gelebiliyor. Böylece işçiler, sağlıkları açısından tehlikeli koşullarda çalışmayı sürdürmek zorunda kalabiliyor.
IPES-Food'un Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) araştırmasına dayandırdığı değerlendirmeye göre, 2030 yılına gelindiğinde tarım işçileri, dünya genelinde sıcaklık stresi nedeniyle kaybedilen toplam çalışma saatlerinin yaklaşık yüzde 60'ından sorumlu olacak. Bu kayıplar, aşırı sıcaklar nedeniyle alınması gereken molaları, çalışma saatlerinin azaltılmasını ve faaliyetlerin durdurulmasını kapsıyor.
İklim krizinin etkileri denizlerde de hissediliyor. Balık stoklarının yer değiştirmesi veya azalması, bazı teknelerin daha uzak mesafelere gitmesine ve denizde daha uzun süre kalmasına neden oluyor. Rapora göre bu durum, özellikle göçmen işçilerin ağır sömürü koşullarıyla karşılaştığı balıkçılık sektörlerinde riskleri artırabiliyor.
Ucuz gıdanın bedelini kim ödüyor?
IPES-Food, gıda sistemlerindeki emek sömürüsünü münferit ihlallerden ibaret görmüyor. Rapora göre sorun, işgücünün maliyetini düşük tutmaya ve şirketlerin kârını artırmaya dayalı ekonomik yapılanmayla doğrudan bağlantılı.
Gıda sektöründeki bazı işletmelerin, işçiler daha yüksek ücret talep ettiğinde bunun gıda fiyatlarını artıracağını öne sürerek sorumluluğu çalışanlara yüklediğine dikkat çekiliyor. Oysa tartışmanın merkezinde, gıdanın üretim maliyetinin kim tarafından karşılandığı ve oluşan ekonomik değerin nasıl paylaşıldığı soruları bulunuyor.
Raporda, emek sömürüsünü azaltmak için toplu pazarlığın ve sendikaların güçlendirilmesi, patron denetimlerinin artırılması, göçmen işçilerin haklarının güvence altına alınması ve büyük şirketlerin tedarik zincirlerinde gerçekleşen ihlallerden sorumlu tutulması öneriliyor.
IPES-Food'un değerlendirmesine göre, gıda sistemlerinde insanca çalışma koşullarını güvence altına almak yalnızca sivil toplum girişimleriyle sağlanamaz; devletlerin etkili düzenlemeler yapması ve bu düzenlemeleri uygulaması gerekiyor.
Sofralara ulaşan gıdanın fiyatı çoğunlukla üretim, nakliye ve satış maliyetleri üzerinden tartışılıyor. Ancak bu fiyatın arkasında, düşük ücretlerle çalışan, sosyal güvenceden yoksun bırakılan ve kimi zaman hayatını riske atan milyonlarca insanın emeği bulunuyor.
Gıda sistemindeki temel çelişki de burada ortaya çıkıyor. Dünyanın en büyük istihdam alanlarından biri, onu ayakta tutan çalışanların önemli bir bölümüne insanca yaşamaya yetecek bir gelir sağlayamıyor.
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.