Sayfa yolu
Tarlada eksik, çadırda ücretsiz: Mevsimlik tarım işlerinde kadınların bitmeyen mesaisi
Yayın Tarihi: 27.03.2026 , 12:27
Güneş, Şanlıurfa'nın uçsuz bucaksız ovalarında henüz yüzünü göstermemişken, çadırların arasındaki derme çatma ocaklarda ilk ateşler yanmaya başlıyor.
Plastik bir leğenin içindeki buz gibi suda ellerini ovuşturan kadınlar için bu, aslında sadece günün uyanışı değil, yirmi dört saat sürecek bir sömürü sarmalının sıfır noktası.
Baharın gelişiyle toprak uyanırken, Türkiye'nin dört bir yanındaki tarlalara doğru bitmek bilmeyen o uzun yolculuklar da işte bu şafak vakitlerinde başlıyor.
2026 yılı itibarıyla sayıları 2 milyonu bulan mevsimlik tarım işçileri için bu yolculuk, toprağın bereketinden ziyade derinleşen bir eşitsizliğin içine doğru yapılıyor. Kayıt dışılığın bir kural gibi işlediği, 350 ile 400 bin arasında çocuğun ellerinin ekin tozuna bulandığı bu düzende, tarlaya inenlerin en ağır yükünü kadınlar sırtlıyor. Amida Haber’in gündeme taşıdığı ve 5 Mart’ta açıklanan 2025 yılı Tarımsal İşletme İşgücü Ücret Yapısı verileri, tarladaki emeğin renginin cinsiyete göre nasıl solduğunu resmi olarak da belgeliyor.
Kâğıt üzerinde mevsimlik tarım işçilerinin günlük ücretleri bir önceki yıla kıyasla yüzde 37,8 artarak 1.299 TL'ye çıkmış görünse de güneşin altındaki gerçeklik çok daha karanlık.
Çukurova'nın sıcağında ya da Konya ovasının rüzgârında mevsimlik erkek işçilerin günlük ücretleri 1.416 TL'ye ulaşırken, kadın işçilerin yevmiyesi 1.193 TL'de çakılı kalıyor.
Aylık bazda ise uçurum bir kratere dönüşüyor; erkek işçiler aylık 39 bin 843 TL kazanırken, toprağın kahrını çeken kadınların eline zar zor 23 bin 598 TL geçiyor.
Amida Haber'in aktardığı Diyarbakır Çermik'te 20 yıldır çavuşluk yapan Servet, genel olarak kadın-erkek ayrımı yapılmadığını savunuyor. Ona göre kazancı değiştiren şey, güçlü işçinin günde birden fazla yevmiye çıkarabildiği performansa dayalı "kabala" sistemi. Ancak "performans" adı altında sunulan bu parça başı sistem, aslında insan bedenini durmaksızın çalışan bir makineye indirgeyen, eşitsizliği ve sömürüyü rasyonalize eden bir kılıftan ibaret. Fiziksel sınırları sonuna kadar zorlayan bu düzende, "eşitlik" söylemi sadece daha fazla ter dökmeyi meşrulaştırıyor.
'Makas açılmadı, kırıldı resmen'
Türkiye'de kayıt dışılık nedeniyle kesin sayısı tam olarak bilinemese de yaklaşık 2 milyon civarında olduğu tahmin edilen mevsimlik tarım işçileri, sektördeki 4,8 milyonluk toplam istihdamın en ağır yükünü omuzluyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun 2023 yılı verilerine göre ülke genelindeki iş amaçlı göçlerin oranı yüzde 8,3 olarak tespit edilirken, istatistiklere yansıyan en çarpıcı tablo ise bu zorlu şartlarda 350 bin ile 400 bin arasında çocuğun da bulunması oldu.
Yıllarını toprağa vermiş, güneşten yüzündeki çizgiler derinleşmiş mevsimlik işçilerden Mithat Önkol, soL'a yaptığı değerlendirmede o yüzdelik artışların sahadaki yakıcı karşılığını tüm çıplaklığıyla özetliyor. Çatlamış elleriyle havayı yararak, "Makas açıldı diyorlar falan ama makas falan kalmadı abicim iyice yıkıldı bu makas kırıldı" diyerek başlıyor sözlerine ve sömürünün yıllar içindeki evrimini anlatıyor:
"Kadın çalışanlar zaten her zaman daha az alıyordu.
Ama diyebilirim ki 10-15 yıldır fark hiç bu kadar olmamıştı. Şimdi 23 bin diyorlar aylık kadınlar için. Erkek için 39 falan ama bunun sabiti yok. Kadına 20 erkeğe 35 veren de var"
Ziraat odalarının belirlediği rakamların sadece tavsiye niteliğinde kaldığını, piyasanın acımasız kurallarının yevmiyeleri erittiğini belirten Önkol yevmiyeler için şunları söylüyor.
"Eğer çavuşlar, mevsimciler birlik olursa fiyatı belirliyor. Ama piyasa çok kötü. Başka bir ekip geliyor ben ucuza yaparım diyor, yoksa aç kalacak zaten. Bu işler sezonluk işler 5-6 ay çalıştın çalıştın. Sonra kapanıyor zaten sezon"
Çalışma şartlarının ağırlığını rakamlara döken Önkol sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Bu sene açıklanan rakam 1.385 TL ila 1.400 arası. Yani kabaca aylık 39-40 bin geçer eline. Budama işinde ise 1.560 lira dediler. Ama tabi her gün çalışırsan geçerli bu fiyatlar. Belim ağrıdı, başıma güneş geçti, hastalandım demeyeceksin.
Öyle bir gün dinleneyim kendime geleyim demeyeceksin."
Patron medyası tarlalardaki sömürüyü ve mevsimlik işçilerin yok sayılan hayatlarını görmezden gelirken, emeğin sesinin daha gür duyulması için soL'a abone olun. İşçilerin gerçeği desteğinizle görünür olsun.
Eksik alınan yevmiyle kalmıyor sorunlar
Tarladaki mesainin bitişi, kadın işçiler için aslında sadece günün ilk vardiyasının sonu anlamına geliyor.
Güneşin batmasıyla yevmiyeciler çadırların gölgesine çekilip günün yorgunluğunu atmaya çalışırken, kadınlar için sömürü çarkının o görünmez dişlileri dönmeye devam ediyor.
Tarlada eksik ödenen emeğin ağırlığı yetmezmiş gibi; genzi yakan isli bir ateşin telaşı başlıyor. Bütün gün pamuk ya da soğan toplamak için iki büklüm olmuş sırtlar, bu kez plastik bir leğenin içindeki çamur rengine dönmüş soğuk suyun üzerine eğiliyor. Çitilenen" o tozlu çamaşırlar ve bitmek bilmeyen çocuk ağlamaları arasında, gece yarısına kadar sürecek aralıksız bir ikinci mesai bu.
Göç yollarında kurulan o derme çatma yaşam alanlarında, tarlanın en ucuz emeği sayılan kadınlar, karanlık çöktüğünde de çadırın ücretsiz işçisine dönüşüyor ve eşitsizliğin o ağır yükü günün yirmi dört saati omuzlarından inmiyor.
Hal böyle olunca kadınlar için bu mesaide eksik alınan yevmiyeler tek başına sorun olmuyor. Tarlada başlayan mesainin akşam saatlerinde kaldıkları çadırlarda ya da konteynerlerde devam ettiği bir sarmala dönüşüyor koca bir sezon.
'Yolların maliyeti, sezonu başlamadan bitirdi'
Ancak sömürü sadece tarlanın sıcağında veya çadırın o isli karanlığında bitmiyordu; bu branda kentlere ulaşabilmek için aşılan o uzun asfalt yollar bile başlı başına bir bedel kesiyordu.
Mevsimlik işçilerin çilesi tarlaya vardıklarında değil, daha yola çıkarken başlıyor.
İbrahim Caymaz, ekinin coğrafyasına göre değişen çalışma haritalarını anlatırken, "Sezon Çukurova taraflarında başladı ama biz genelde İç Anadolu taraflarında çalışıyoruz. Sezonu orada açıyoruz daha sonra karpuz toplayarak falan devam ediyoruz" diyor.
Urfa'dan yola çıkıp Konya, Niğde, Afyon, Bursa, Kayseri hattında ter döken, kışa doğru Adana ve Diyarbakır üzerinden tekrar evine dönen Yusuf ise, bu göçebeliğin içindeki zorunlu sabitleri şöyle tarif ediyor:
"Genelde bu sektörde herkes sabit yerlere de gider. Mesela biz 20 yıldır neredeyse hep aynı bölgede çalışıyoruz. Hem biz oraları biliyoruz hem oradakiler bizi tanıyor ediyor. Güveniyorlar sonuçta. Bu da lazım.
Ama mesela şimdi Mersin'de sezon var, iş var desen Niğde'deki işi kaybedersin. Mersin'de de iş verirler mi belli değil, o yüzden çok yer değiştirmiyoruz ama işler sabit aslında aynı kişilere çalışıyoruz."
Yusuf'a göre artan yaşam maliyetleri ve astronomik yol masrafları, bu yılki ekin sezonunu daha tohum toprağa düşmeden kurutmuş durumda. Çadırlarda geçen, akşam yemeğinde et bulmanın bayram sayıldığı günleri anlatırken nasırlı parmaklarıyla o acımasız hesabı yapıyor:
"Şimdi açıklanan yevmiyeler ile en fazla 45 bin alırsın. Ortalama 40.
Çadırlarda kalıyoruz. Giderlerimiz yok denecek kadar az.
Ama millet zaten akşam yemekte et bulsa bayram ediyor. Ama şimdi Urfa'dan atla dolmuşa git Konya'ya. Kaç kilometre? 1000 km'ye yakın yol. Mazot dayanmış 80 liraya. Allah aşkına ben yolda harcayacağım o para, orada yediğim yemek deyince ne kalacak bana bu paradan? Mesela Urfa'da kışın iş arayanlar da bulamıyor. E yok kardeşim.
Ankara'da açıklanan o 40 bin liralık aylık gelir, Yusuf'un zihninde kilometre kilometre eriyor. Minibüsün her sarsıntısında, uğranılan her benzin istasyonunda o paradan bir parça daha kopuyor:
"Okumamışız, mesleğimiz bu. Yevmiyeciyiz. Şimdi fiyatlar böyle, kadınlar zaten 20-25 arası alıyor. Yani bu sezon başlamadan öldü abicim."
TÜİK tablolarındaki o steril yüzdelik artışlar; Urfa'dan yola çıkıp Konya ovasına uzanan o bin kilometrelik asfaltın üzerinde mazot masrafına karışıyor ve Yusuf'un bindiği minibüsün egzozundan çıkan kara dumanla birlikte usulca havaya karışıp kayboluyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.