Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Pakistan kurşunu namluya sürdü, tetiği çekecek parmak bekleniyor: Türkiye Yemen'le savaşa girecek mi?

Suudi Arabistan'ın Yemen'de yarattığı enkaz kendi topraklarına taşarken, Pakistan'ın "görevimizi yerine getireceğiz" diyerek savaşa hazır olduğunu ilan etmesiyle Ankara masada tek başına kaldı. Yeni Osmanlıcı hevesler Türkiye'yi tehlikeli maceralara sürüklüyor.

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif.

Yalçın Cuğ

Yayın Tarihi: 18.09.2026 , 12:55 Güncelleme Tarihi: 18.09.2026 , 13:39

Bütün salon, ilk sahneden beri duvarda asılı olan o silahın bir an patlayacağını biliyordu. Çünkü Anton Çehov’un o meşhur kuralı nettir: Eğer ilk perdede duvarda bir silahın asılı olduğunu görürseniz, son perdede o silah mutlaka patlamak zorundadır. 

Geçtiğimiz ay Ankara, Riyad ve İslamabad arasında kurulan "Mekke İttifakı" da her geçen gün daha da Çehov'un silahına benziyor.

Çehov, tiyatro için kurduğu bu denklemde haklı mıdır, o bu haberin konusu değil. Ancak "güvenlik kalkanı" olarak sunulan Mekke İttifakı'nın emperyalizmin çıkarları uğruna sahneye asılan bir silah olduğu aşikâr.

Silah henüz patlamadı, ancak Pakistan cephesinden gelen son açıklamalarla birlikte emniyeti açıldı, kurşun namluya sürüldü. Artık Mekke İttifakı'nın tetiğini çekecek parmak bekleniyor.

Daha öncesinde de tehlikeye işaret ettik, atılan adımların ardından benzer sorular sorduk. Fakat o tehlike her geçen gün daha da belirginleşirken, sınırların ötesindeki yangın ülkemizin sınırlarına dayanırken bir kez daha sormak zorundayız, hatta bu sefer daha da yüksek sesle:

Türkiye Yemen'le savaşa girecek mi?

Pakistan ilan etti: 'İslamabad anlaşmaya bağlı ve yükümlülüklerini yerine getirmeye hazır'

Kapalı kapılar ardında atılan imzalar, "bölgesel güç" olma hülyalarıyla kurulan paktlar ve kameralar karşısında verilen diplomatik pozlar... Bir süredir tüm bunların sahanın çıplak gerçekliğiyle ve düşen füzelerle yüzleştiği o eşikteyiz.

Yemen'i 12 yıldır açlığa, yıkıma ve istikrarsızlığa mahkum eden Suudi Arabistan'ın başlattığı savaş bizzat Riyad'ın kapısına dayandığında kurulan "Mekke İttifakı", artık Türkiye için sadece bir dış politika girişimi değil, ülkeyi içine çeken devasa bir kara delik. Ve o kara delik her geçen gün genişliyor.

Kısa bir zaman öncesine kadar "Şu anda böyle bir konu görüşülmüyor, zamanı geldiğinde hareket edeceğiz" diyerek topu taca atan Pakistan, cephedeki denklemi değiştirebilecek bir hamle yaptı.

Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, Ensarullah'ın Mekke'ye saldırı girişiminde bulunduğuna yönelik asılsız haberin ardından Geo News'e dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Asif söz konusu iddiaya işaret ederek, Mekke İttifakı'nın "bir ülkeye yapılan saldırı, diğer müttefik ülkelere de yapılmış sayılır" maddesini hatırlattı ve anlaşmanın uygulanması gereken bir noktaya ulaştığına inandığını söyledi. "Mekke Anlaşması bizim için de geçerlidir ve görevimizi yerine getireceğiz" diyen Asif, Pakistan'ın anlaşmaya bağlı olduğunu ancak ayrıntılarına giremeyeceğini belirtti.

Asif, anlaşmanın üç ülkeden herhangi birinin toprak bütünlüğünün veya coğrafi sınırlarının ihlal edilmesi durumunda karşılıklı savunmayı öngördüğünü ve uygulanması konusunda "kesinlikle hiçbir belirsizlik" olmadığını söyledi. Asif, İslamabad'ın anlaşmaya bağlı olduğunu ve yükümlülüklerini yerine getireceğini yineledi.

Asif, daha geniş bölgesel güvenlik durumunu ele alırken, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki üçlü savunma anlaşmasının, ülkelerin kendi güvenlik ihtiyaçlarını değerlendirirken zaten ortaya çıkmış bir düzenleme olduğunu da sözlerine ekledi.

Kısacası İslamabad bu açıklamayla, Ensarullah'a karşı Suudilerin yanında savaşa fiilen dahil olmaya hazır olduğunu ilan etti.

7 Ağustos'ta imzalanan anlaşmayla kurulan "Mekke İttifakı".

Sessizlik ortamından bölgesel savaşa: Ne olmuştu?

Peki kağıt üzerindeki bu ittifak nasıl bir anda savaş tamtamlarına dönüştü?

Yıllardır Yemen'de sivil katliamlara imza atan Riyad yönetimi, Ensarullah'ın Kızıldeniz'de kurduğu abluka ve balistik füzeleriyle ağır bir darbe aldı. Aramco tesislerinin ardından günde milyonlarca varil petrol taşıyan Doğu-Batı boru hattının vurulmasıyla ekonomisinin nefes boruları kesilen Suudi monarşisi, can havliyle çaldığı Washington kapısından da eli boş döndü. ABD'nin sırtını dönmesi üzerine Suudilerin gözleri, Türkiye ve Pakistan'la kısa süre önce imzalanan Mekke İttifakı'na çevrildi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın NATO'nun "kolektif savunmayı" öngören 5. maddesine benzeterek "caydırıcılık" diye pazarladığı Mekke İttifakı, bugün pimi çekilmiş bir bombaya dönüştü. Anlaşmanın "birine yapılan saldırı diğerlerine de yapılmış sayılır" maddesi, kilometrelerce ötedeki bir Suudi Arabistan çölüne düşen füzeyi, Ankara'ya atılmış kabul etmeyi taahhüt ediyor.

Çatışmaların şiddetlendiği günden bu yana cılız "kınama" mesajları yayımlayan, suya sabuna dokunmadan "itidal" çağrılarıyla durumu idare etmeye çalışan AKP iktidarı, Pakistan'ın bu net çıkışıyla birlikte daha da sıkıştı. Suudi Arabistan halihazırda çatışmanın göbeğinde yer alırken, Pakistan'ın "hazırız" mesajı vermesi, geriye kalan tek "müttefike" yani AKP iktidarına yönelik beklentiyi artırıyor. Riyad-İslamabad hattının Ankara'dan beklentisi belli: Savaşa dahil ol.

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in, Suudi Arabistan'ın Mekke şehrinde üçlü savunma anlaşmasını imzaladığı tören.

Amerikancılığın ve Yeni Osmanlıcılığın bedelini kim ödeyecek?

Yeni Osmanlıcılık hayalleri ve Amerikancılığın zehirli bir senteziyle hareket eden iktidar, Türkiye'yi tarafı olmadığı, hiçbir halk çıkarı barındırmayan emperyalist bir çatışmanın koçbaşı yapmaya çalışıyor.

Filistin halkıyla dayanışma için Kızıldeniz'i İsrail'e kapatan Ensarullah'a karşı Suudi monarşisinin safında savaşa girmek; Türkiye'nin değil, bizzat Washington ve Tel Aviv'in çıkarlarına taşeronluk yapmak anlamına geliyor.

AKP iktidarının ülkeyi içine soktuğu bu tehlikeli "macera", iddia edildiği gibi Türkiye'ye "bölgesel aktörlük" değil, başkalarının savaşında ödenecek kanlı ve ağır bir fatura vaat ediyor.

Artık geriye de tek bir soru kalıyor: Çehov haklı mıydı?


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.