Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mekke İttifakı'nın ilk kanlı faturası: Yemen Türkiye'ye mi saldırdı?

NATO'nun 5. maddesine öykünülerek kurulan "Mekke İttifakı" ilk zorlu sınavıyla karşı karşıya. İttifakta yer alan "bir üyeye yapılan saldırı diğerlerine de yapılmış sayılır" maddesi, Ensarullah'ın Suudi Arabistan kentlerini vurmasıyla devreye girecek mi? Suudi Arabistan'ı hedef alan bu füzeler Türkiye'ye de atılmış sayılacak mı? İşte AKP'nin ülkemizi sürüklediği yeni "maceradan" manzaralar...

Yalçın Cuğ

Yayın Tarihi: 08.09.2026 , 14:05

Başlıktaki sorunun cevabıyla başlayalım: Hem evet, hem hayır.

Fiziki olarak hayır. Çünkü Yemen'deki Ensarullah hareketi Türkiye'nin değil, Suudi Arabistan'ın şehirlerini vurdu ve en az 73 Suudiyi öldürdü. 

Teknik olarak evet. Peki, Suudi Arabistan'a yapılmış bir saldırının Türkiye ile ne ilgisi var?

İlgisi, geçtiğimiz ay imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan anlaşmayla "Mekke İttifakı" kuruldu ve bu ittifakta yer alan bir ülkeye saldırı gerçekleştiğinde, saldırının diğer ittifak üyesi ülkelere de yapılmış sayılması kararlaştırıldı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın teknik olarak NATO Antlaşması'nın "kolektif savunmaya" ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu söylemesinin nedeni de bu. Fidan'a göre Mekke İttifakı'nın "alametifarikası" da bu maddede gizli:

"Zaten onun için bir güvenlik paktı kuruyorsunuz. Onun için nihai derecede bir ittifaka katılma kararı alıyor diğer ülkeler. Birbirinin koruyucu desteğinden faydalanmak için."

Çünkü Fidan bu maddenin oldukça "caydırıcı" olduğunu düşünüyor:

"NATO'nun da en büyük caydırıcılığı defansif pozisyonda bir caydırıcılık yeteneği geliştirmek. Sen bana saldırsan ben hazırlığını yapmış, bu kadar büyük bir topluluğa sahip askeri gücüm. Benim gücümü test etme. Dolayısıyla ben saldırıya uğramıyorum. Benim bulunduğum coğrafyada siyasi, ekonomik ne kadar sorunu varsa hallederek kalkınıyor ve daha normal bir yolda gidiyor."

Ancak Fidan'ın "temennileri" tutmamış, Ankara, Riyad ve İslamabad'ın "caydırıcılığı" pek de işe yaramamış gibi gözüküyor.

Peki Ensarullah'ın Suudi Arabistan'a düzenlediği bu saldırı Türkiye'ye yapılmış sayılacak mı?

Biten ateşkes, vurulan tesisler, büyüyen savaş: Yemen'de ne oluyor?

Bugün Suudi Arabistan'ı hedef alan füzelerin ve dağılan "caydırıcılık" masalının arkasında, Yemen'i 10 yılı aşkın süredir açlığa, yıkıma ve istikrarsızlığa mahkum eden Suudi öncülüğündeki kuşatma yatıyor. Nisan 2022'de sağlanan ateşkesin ardından dört yıldır süren "yarı barış" ortamı, geride bıraktığımız haftalarda yerini yeni çatışmalara bıraktı.

Sürecin fitilini ateşleyen gelişme, Riyad yönetiminin Sana Uluslararası Havalimanı'nı hedef alması oldu. Halka yönelik ablukanın gayrimeşru olduğunu belirten Ensarullah, 20 Temmuz'da Suudi Arabistan'a karşı resmi olarak deniz ablukası başlattığını ilan etti. Kızıldeniz'de geçiş yasağını ihlal eden iki petrol tankeri İHA'lar ve füzelerle vuruldu.

Bunun üzerine Suudi yönetiminin öncülüğündeki Arap Koalisyonu da Ensarullah'ın kontrolündeki çeşitli şehirlere düzenlediği hava saldırılarıyla sivil ve askeri varlıkları hedef aldı. Ensarullah'ın yanıtı ise Suudi ekonomisinin kalbini hedef almak oldu: Suudi Arabistan'ın Cazan ve Yenbu kentlerindeki milli petrol şirketi Aramco'ya ait kritik tesisler balistik füzelerle vuruldu. 

Fakat savaş sadece denizle ve petrol tesisleriyle sınırlı kalmadı, emperyalizmin faturası doğrudan Yemen topraklarında kesilmeye başlandı. Suudi Arabistan'ın fonladığı ve silahlandırdığı işbirlikçi Yemen hükümet güçleri, Ensarullah'a karşı geniş çaplı bir kara harekatı başlattı. Riyad destekli güçler, Hudeyde'deki stratejik Hais bölgesini ele geçirdiğini duyururken, Ensarullah ise çok daha stratejik bir hedefe yöneldi ve dünyanın en önemli enerji geçiş güzergahlarından Babülmendep Boğazı'na doğru taarruza geçti.

Karşılıklı hamlelerle giderek genişleyen bu çatışmalar, sadece birkaç günde yüzlerce insanın hayatına mal oldu. Suudi savaş uçaklarının El Bayda, Marib ve Taiz'i bombalaması, El Cevf'teki bir hapishaneyi vurarak sivilleri katletmesi gerilimi biraz daha tırmandırdı. Ancak Suudilerin hesaba katmadığı bir şey vardı: 12 yıldır bombaladıkları Ensarullah, artık sadece savunmada bekleyen yerel bir milis gücü değildi. Kendi desteklediği güçlerle sahada sonuç alamayan ve hava saldırılarına sığınan Riyad yönetimine karşı Ensarullah, bir kez daha namlusunu doğrudan Suudi Arabistan'a çevirdi.

Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki sivil ve ekonomik tesisler dün gece Ensarullah'ın füze ve İHA'larının hedefi oldu. Yıllardır Yemen'de sivil katliamlara imza atan Suudi monarşisi, savaşın faturasını bir kez daha kendi şehirlerinde ve kendi vatandaşlarının kanıyla ödedi. Gerçekleştirilen bu saldırılarda en az 73 Suudi Arabistan vatandaşı öldü. 

Bugün giderek genişleyen çatışmalar, Riyad'ın bizzat kendi yarattığı savaşın bedelini topraklarında ödediği çok denklemli yeni bir cepheye dönüşmüş durumda.

Ensarullah tarafından yayınlanan bu görüntüde, Suudi Arabistan'dan Yemen'e askeri teçhizat taşıyan kamyonlara yönelik balistik füze saldırısı düzenlendiği belirtildi.

Yeni Osmanlıcılık hülyaları: Başka ülkelerin içişlerine uzanan 'askeri' eller

İşte tam bu noktada Riyad, Kızıldeniz sularında batan ticaretini, kapanan vanaları ve topraklarına düşen füzelerin yarattığı enkazı kaldırmak için maliyet ve riskleri paylaştıracağı yeni ittifaklara sarıldı. ABD destekli Suudi sermayesinin sponsorluğunda kurulan bu masaya oturanların başında ise AKP iktidarı yer aldı.

Bir süredir komşularıyla "dengeli" ilişkiler yürütmeye çabaladığını iddia eden AKP iktidarı, Yeni Osmanlıcılık hayalleriyle bölge ülkelerinin içişlerine müdahale eden bir rota çizmeye başladı. AKP'nin bu tavrı sadece Yemen'de taraf olmakla da sınırlı değil. Türkiye, bölgesel bir güç olma hevesiyle Ortadoğu ve Afrika'daki ateşin de tam ortasına sürükleniyor.

Hakan Fidan'ın bu ifadelerle somutladığı zihniyeti, bir yandan AKP'nin attığı adımları meşrulaştırma hedefi barındırırken, diğer yandan Türkiye'yi tehlikeli "maceralara" sokmaya devam ediyor:

"Akdeniz'in en önemli ülkesi kim? Biziz. Büyük limanların olduğu, ticari hareketlerin olduğu Akdeniz'deki bütün kargo gemilerini bir yerden bir yere taşırken muhakkak durduğu liman. Yine biz dolayısıyla bizim oradaki bir oluşum üzerinde tabii ki söz sahibi olmak için var olmamız gerekiyor. Yani ondan daha normal bir şey yok."

Sacın diğer ayağı: Amerikancılık

Ancak Türkiye'yi bekleyen tehlike salt Yeni Osmanlıcı politikalarda değil, bu maceraların doğrudan Amerikancılığın rotasında ve Washington icazetiyle ilerlemesinde yatıyor.

Karadeniz'de Rusya'ya karşı Ukrayna cephesinde konumlanmaya başlayan AKP iktidarı, şimdi de Ortadoğu'da saflarını açıkça ABD'nin bölgesel stratejileri doğrultusunda sıklaştırıyor. Fidan'ın "yayılmacı değiliz, savunma odaklıyız" diyerek pazarladığı Mekke İttifakı, her ne kadar inkar edilse de doğrudan İran'a ve Ensarullah'a karşı kurgulanmış bir taşeron projesi.

ABD'nin Körfez'deki askeri yükünü hafifletmeyi ve Washington'ın ticari çıkarlarını yerel orduların kanıyla korumayı amaçlayan bu yapı, Ortadoğu'daki savaş cephelerini Tel Aviv ve Washington'a hizmet edilecek şekilde örgütlüyor. AKP de Ensarullah'a, yani İsrail'e karşı direnişin en aktif aktörlerinden birine karşı Suudi Arabistan saflarında fiili bir pozisyon alarak, kendini ABD'nin İran'ı kuşatma stratejisinin uzantısı haline getiriyor.

7 Ağustos'ta AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in, Suudi Arabistan'ın Mekke şehrinde üçlü savunma anlaşmasını imzaladığı tören.

Yeni Osmanlıcılık hevesleri ile Amerikancılığın tehlikeli bir sentezini yapan AKP iktidarı, Türkiye'yi tarafı olmadığı bölgesel ve emperyalist çatışmaların koçbaşı yapmaya çalışıyor.

NATO'nun 5. maddesine öykünen anlaşmalarla, kilometrelerce ötedeki bir Suudi Arabistan şehrine düşen füzeyi "Türkiye'ye yapılmış bir saldırı" saymayı taahhüt etmek, ülkeyi her an patlamaya hazır bir dinamitin üzerine oturtmaktan başka bir anlam taşımıyor.

Bugün Riyad'da veya Mekke'de atılan o imzalar, iktidarın iddia ettiği gibi bölgeye "istikrar" veya "güvenlik" getirmiyor. Aksine tarihin ve sahanın gerçekleri çok daha çıplak: Kurulan bu yeni askeri ittifaklar, Ortadoğu'ya barış değil, emperyalizmin çıkarları ve tehlikeli hülyalar uğruna akıtılacak yeni kanlar vaat ediyor.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.